12 Şubat 2017 Pazar

Çünkü...

Yaşam umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir.



Schindler's List Soundtrack



Bir Dinozorun Gezileri

Yaşlandıkça aklınız başına geldiğinden, büyük mutluluklar peşinde koşmak budalalığından vazgeçtiğiniz için, bu küçük mutluluklar gittikçe daha önemli bir yer tutar yaşamınızda.

Arasıra çılgınlaşma hakkı, insan haklarının en güzellerinden biridir bana sorarsanız.

Çünkü bizlerin başlıca iki kusurundan biri yaşama sevincinden yoksun olmamızsa, ikincisi de doğa sevgisinden yoksun olmamızdır bence. Çoğumuz, küçük mutluluklara sıkı sıkı kapatırız benliğimizin kapılarını. Neşeli insanları sulu sayarız. Dertlenecek bir neden bulunmayınca bile, hep dertliyizdir genellikle.

Anadolu'da köyde yaşayanların, kasabada yaşayanlardan kat kat daha uygar, daha az tutucu olduğunu anlamış oldum böylece. Yalnız Kırkağaç'ta değil, bütün ülkede bu böyleydi. Paradoksal görünen bu durumu, küçük burjuva zihniyetinin, köylerden çok kasabalarda egemen olmasıyla açıklayabiliriz belki.


Momo


Bütün yaşam bir hikâyedir ve biz de onun içindeyiz.

Sana bir akıl vereyim: Kendini fazla ciddiye alma.

Her insanın kendisine ait belli bir zamanı vardır. Ve bu zamanda yalnızca onda kaldıkça canlıdır, yaşar.

Bir insanın çok dostu olabilir ama insan, onların içinden bazılarını kendine daha yakın bulur ve onları daha çok sever.

Bazen öyle anlar olur ki, hiçbir şeyin değeri kalmaz. Bu duyguyu herkes bilir.

Korkmak için insanın bir nedeni olması gerekmez Momo.

Çok az kimse gerçekten iyi bir dinleyicidir.

"Zengin olmak marifet değil" derdi Momo'ya, "her isteyen zengin olabilir. Birazcık zenginlik için hayatlarını ve ruhlarını satanlara bir baksana, ne hale gelmişler!

İnsan ne kadar yavaş hareket ederse, o kadar hızlı ilerliyordu. Ama aksine ne kadar acele ederse, o kadar güç ilerliyordu.

Bu saatler sadece benim eğlencem. Bunlar her insanın göğsünde taşıdığı şeyin basit birer taklidi yalnızca. Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki, düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.

Her insanın kendisine ait belli bir zamanı vardır. Ve bu zamanda yalnızca onda kaldıkça canlıdır, yaşar.

Herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu, o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir.

İnsanlar ölümün ne olduğunu bilselerdi ondan hiç korkmazlardı. Korkmayınca da kimse onların zamanını çalamazdı.

Bu kadar kötülük nerede, ne zaman, nasıl oluştu?



Kötülükten daha kötü olan, kötülüğü kanıksamaktır.
Vicdansızlıktan daha kötü olan, vicdansızı haklı bulmaktır.
Korkaklıktan daha kötü olan, korkuyu olumlamaktır.
Yılgınlıktan daha kötü olan, yılgınlığı benimsemektir.
Boyun eğmekten daha kötü olan, celladına tapınmaktır.
Tutsaklıktan daha kötüsü, zincirine alışmaktır.

cumhuriyet.com.tr


Çocukların kendini bulma yolculuğu

“Heraklitos’un Gizemleri” sadece felsefesini öğretmiyor aynı zamanda sorgulamayı öğretiyor. Reddetmenin önemini hatırlatıyor.

Çocuk kitapları denilince aklıma ilk gelen serilerden birisi Metis’in “Küçük Filozoflar” dizisi. Bu diziyi sevmemin sebeplerinden birisi her ne kadar çocukların anlayabileceği dil ve üslûpla kurgulanmış felsefi hikâyeler olsa da okunduğunda büyüklere de çok şey söyleyebilecek nitelikte olmaları ve konu edilen felsefeciye dair birer giriş kitabı özelliği taşımaları.
Felsefecilerin düşüncelerini, çocuklara anlatmanın yolunu bulmuş bir seriden söz ediyoruz ki bu seri; Lao Tzu’dan, Paul Ricoeur’e, Marx’tan, Kierkegaard’a, Diyojen’den, Arendt’e kadar çok çeşitli bir yelpazeye sahip.
Küçük Filozof''ların son kitabı Heraklitos’un Gizemleri. Yan Marchand tarafından yazılan, Donation Mary tarafından resimlenen kitap, Nesrin Demiryontan tarafından Türkçeye kazandırılmış. Metin, Heraklitos felsefesinin temel noktalarını, çocukların anlayabileceği şekilde, hikâye içerisine yerleştirerek anlatmış.
Kitapta Heraklitos
Efesli Heraklitos daha küçükken sorgulayan bir çocuk olarak çıkıyor kitapta karşımıza. Olaylara bakışı, özellikle babası ile ilişkisi üzerinden anlatılmış. Yaşamı babası gibi yorumlamadığı daha kitabın başlarında ortaya çıkıyor. Babası, Artemis tapınağının çıkışında Pers müneccimlerini görünce; “Bu yabancılar sonunda bizi de kendileri gibi barbar yapacak. Onlara neden hoşgörü gösteriyoruz anlamıyorum” diyor.
Heraklitos alaycı bir dille; “Onlara karşı verdiğimiz savaşı kaybettiğimiz ve şimdi efendimiz oldukları için olmasın” derken, babası tarafından; “tebrikler oğlum bu ne vatanseverlik!” cevabıyla azarlanıyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde kendisinden müneccimlere saldırması istendiğinde de reddediyor Heraklitos. Çünkü ona göre; kendi rahipleri ile Persler arasında bir ayrım yok, onlara saldırırsa rahiplere de saldırması gerek.
"Kimse aynı suda iki kez yıkanamaz"
Kitabın, Heraklitos felsefesinin temel noktalarını çocukların anlayabileceği şekilde, bir anlatı sunduğundan bahsetmiştik. Herakleitos’a göre, her şey bir akış hâlindedir ve bu sürekli değişimi getirir. Kitapta filozof’un bu görüşü şöyle karşımıza çıkıyor;
“Mutlu olmalıymışım…
Nehrin akışı dikkatimi çekiyor.
Bu nehir… Bu yaşlı nehir… Akıyor… Her şey akıyor.
Kimse aynı suda iki kez yıkanmaz. Yani hem aynı yıkanıyorsun hem de yıkanmıyorsun.
Çünkü su akıyor, her şey akıyor.”
Heraklitos’un öğretisi devamlı bir “oluş” fikri sunuyor, nehir akar aktığı için değişir ve aynı kalmaz çünkü akıp giden su artık başka bir nehre dönüşmüştür. Bu “oluş” içerisinde hiçbir şey aynı kalmaz bu nedenle de evren devamlı olarak bir “oluş” içerisindedir.
Gördüğümüz herhangi bir şeyi, bir daha aynı gördüğümüzü sanmamız bir yanılsamadır. Bu anlamda kitap onun felsefesini öykü içerisine yerleştirerek ve buna görselleri de ekleyerek çocukların Heraklitos’un felsefesini rahatlıkla anlayabilecekleri bir dil ortaya çıkarmış.
"Karşıtların Birliği ve Savaşı"
Heraklitos felsefesinin bir diğer öğretisi “karşıtların birliği ve savaşı”dır. Bu anlayışa göre, eğer bir “oluş”tan söz edeceksek onun zorunlu koşulu karşıtların savaşıdır. Bu savaş olmasaydı hiçbir “oluş”tan söz edemezdik. Bu nedenle evren bu karşıtlıkların savaşının meydana getirdiği uyumdur.
“Heraklitos’un Gizemleri”nde küçük Heraklitos’un söylediği gibi;
“Onlara yanan her şeyin aynı zamanda söndüğünü, her çıkışın bir inişi olduğunu söylemeliyim: Zenginliğin iflası mümkün kıldığını ve savaşla barışın bir olduğunu; ölen kocaya gelince, onun ölümünden binlerce yaşam fışkırdığını. Doğada karşıtların bir arada bulunmadığı bir yer olamaz. Sadece güneşin, hazzın, ölümsüzlüğün, barışın ve bolluğun hüküm sürdüğü bir yer… bunun hiçbir anlamı yok. Hiç üşümüş olmasan sıcaktan bunaldığını nasıl fark edersin, savaşın sıkıntılarını hiç yaşamamış olsan, barışın farkını nasıl anlayabilirsin…”
Görüldüğü gibi Heraklitos zıtların birliğinin ve savaşının “oluş” için gerekliliğine inanıyor. Bir şeyin varolması zıttına ve onların biraradalığına bağlı, başka türlü evrende bir “oluş” en azından onun düşüncesi açısından mümkün görünmüyor.
Boyun Eğmezsen Kendin Olabilirsin
Heraklitos sevdiği Nepias ile evlenmek, ölümsüzlük gücüne sahip olmak için Eleusis adı verilen yere gönderiliyor. O burada tanrıça Demeter ile de yüzleşiyor ve dönüşte inançsız birisi hâline geliyor. Felsefesini ve düşüncelerini insanlara, babasına ve evlenmek istediği kadına anlatmaya çalışıyor. Ancak başaramıyor.
Ondan kral olması, meclisi yönetmesi isteniyor. Oysa Heraklitos eğer bunlara boyun eğerse biliyor ki kendisi olamayacak. O, ona sunulan, iktidar, para, köle ne varsa hepsini reddederek kendi olabilmenin yolculuğuna çıkıyor. Çünkü ona göre; eğer boyun eğersek, her şeye sahip olacağız ama kendimiz olamayacağız, karşı çıkarsak her şeyi kaybedeceğiz ama kendimiz olacağız.”
Bu kararından sonra Heraklitos dinsiz olduğu için mahkûm ediliyor, babası tarafından reddediliyor, her şeyini kaybediyor ancak biliyor ki “pek az şeye sahip” ama “en azından hepsi ona ait.”
Heraklitos’un Gizemleri çocuklara sadece Heraklitos’un felsefesini öğretmiyor aynı zamanda sorgulamayı, yabancı olanın kötü olmayabileceğini, insanın iktidar ve para arzusundan daha erdemli şeylerin peşinden gidebileceğini gösteriyor. En önemlisi de reddetmenin önemini, insanın kendisi olabilmek için mücadele etmesinin gerekliliğini hatırlatıyor. Bu anlamda Küçük Filozoflar serisinin bu kitabı da sadece çocuklara değil, büyüklere de pek çok mesaj veriyor.

Emek Erez, "Çocukların kendini bulma yolculuğu", Gazete Duvar, 26 Oca 2017

Eski Yazlar Gibi Yeni


seni sevmek niye eski yazlar gibi hep yeni bende
gittikçe daha çok hatırlanan bir şey olduğundan
belki sevmek de hatırlamak gibi öyle
sevindirici, iyileştirici ve gerekli, yan yana dizmek
küçük küçük taşları, üst üste koymak mı demeli,
peki, bu törende burçlarımızın birer jesti
olsun bize, ama taşlarımız da renkli olsun ki
hem atalım hem kıyamayalım atmaya içimize.
beni şiirden yalnız sen kurtarabilir ve yalnız
sen atabilirsin şiirin içine yine, peki yaz,
de ki bir yaz günü doğmuşuz birbirimize,
bu yüzden, yazdan başka bir şey gelmiyor
içimden sana karşı ama geçmiyor da hiç
yaz sende durmuş bir sevgi saati
ve geri kalıyor hep bize kalıyor geri
daha ileri gitmesin saati geçmesin bizi de yaz
ya biz onu geçersek nereye gideriz ki
unutalım unutalım unutmazsak eskir çünkü
hatırlamak ilk defa gibidir hep ve her şeyi
hatırlayalım, hatırlamak eski yazlar gibi
hep yeni ve hep seni sevmek gibi iyi.

Index of /haber


Biliyor Musun Nereden Geliyorum?


Orada
Beni düşünüyorsun 
Hissettim bunu: 
Bir şiddetli rüzgar gibi 
Aşarak tepeleri 
Geçerek boğazları 
Ulaştı buraya 
Geldi dokundu bana

Düşünmen beni. Oradan: Senin gideceğin yerden- En dibinden Acıların En içinden Sevinçlerin: İkimizin gideceği yerden. Oradan: İkimizin olduğu yerden- Çevremizden gelen Etkilerden sıyrılıp, Kendiliğimizden Oluştuğumuz yerden. Oradan: Bizim yerimizden- İkimizin de geldiği yerden: Yenilgiden Üzüntüden Yeşillikten Mavilikten. Biliyor musun Nereden? Yaşamın en dibinden. İçtenliğin en içinden. Sen ve ben Neden Gelmişsek ve gideceksek O yere, o yerden Kendiliğimizden, Gideceğiz ve geleceğiz O yere Yeniden. Sen ve ben Yeniden ve yeniden. Senin elin Serin elin Benim elim Derin elim. Senin elin Benim elim Benim elim Senin elin. Senin elim Benim elin. Dingin elin Suskun elim. Gidiyorsun: Bütün ışıklarımı göndersem seninle Aydınlanır mısın? Gidiyorsun: Bütün sevinçlerimi göndersem seninle Mutlanır mısın? Gidiyorsun: Bütün hüzünlerimi göndersem seninle Üzülür müsün? Gidiyorsun: Bütün acılarımı göndersem seninle Yıkılır mısın? Ben Üzüntülü ve yıkık Kalırken Sen Aydınlık ve mutlu Git Işıklarımla ve sevinçlerimle: Üzülme Yıkılma Aydınlan Mutlu ol. Işık ol Aydınlık ol Sevinç ol Mutluluk ol. Bırak bana Hüzünleri, üzüntüleri Acıları, yıkımı. Al götür Işıkları, aydınlığı Sevinçleri, mutluluğu. Gidiyorsun: Bütün kendimi göndersem seninle Götürür müsün? Bak, denizdeyim Diyecektim: Bir serin ürperti Yaladı geçti dalgaları- Diyemedim. Zaten Yoktun ki. Kim bilir Nasıl kuru, nasıl tozlu Nasıl gürültülü Ama, belki Nasıl da renkli, nasıl canlı Nasıl dingin Bir yerdeydin Günboyu. Şimdi son pırıltılar çekilirken Suların üstünden Sen, belki Nasıl kuru, nasıl cansız Nasıl boğucu Bir yerdesin Ama, belki de Nasılsa renkli, canlı, dingin- Yerliyerindesin. Ama Yoksun ki. Bak, denizdeyim Diyecektim- Diyemedim. Oraya Senin olduğun yere baktım. Bir serin ürperti gibi Yaladı geçti dalgaları O eski deyiş: How do I love thee? Let me count the ways- Gördüm seni. Geldin gözümün önüne: Nasıl da duru, nasıl arı Nasıl canlı- Kuru, cansız, boğucu Yerinde, Bütün bezginliğinin içinde Denizde gibiydin. Ama Yoktun ki. Bak, denizdeyim Diyecektim: Bir ıslak esinti Düştü dalgaların üstüne- Diyemedim. Zaten Yoktun ki. Yokum ben sensiz Yoksun sen bensiz. Benimle sen Seninle ben. Var mısın? Yok musun? Yok musun? Var mıyım? Orada Beni düşünüyorsun Hissettim bunu: Bir şiddetli rüzgar gibi Aşarak tepeleri Geçerek boğazları Ulaştı buraya Geldi dokundu bana Düşünmen beni. Orada Beni düşünüyorsan Hissetmelisin bunu: Bir rengarenk ışın gibi Aşarak tepeleri Geçerek boğazları Ulaşmak oraya Gelip dokunmak istiyor sana Düşünmem seni.