Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Hayatın Sessizliğinde


Yitirilmiş bir ormanın suskunluğunda dolanacaktım ömür boyu, var olabileceğim tek yerin sınırlarında. Defalarca kendimi aramaya gidecek, bulduğumda ardımsıra bırakmak zorunda kalacaktım, geriye dönebilmek için.
*
Aniden saplanan bir sancı gibi şiddetlidir duyduğun özlem. En suskun anında bile diğer sesleri unutturan çağrısı gibi tenin.
*
İnsan yüreği bir aynadır derlerdi eskiden. Sonsuza dek tutmak isteyeceği görüntüyü arayan taşla yaşıt bir ayna. Elmas sertliğinde, sırları dökülmüş. Aynı çamurdan biçimlendirilmiş, dünyanın yüreğiyle… Belki bu yüzden, yürek rengi bir resim dünya… Boşluğun umursamaz elinde.
*
Kentin acımasız, sağır, granit profiline, benim imgem karışıyor, kurşuni denize akan bir yeraltı ırmağı gibi. Hatlarını, ayrıntılarını, ifadelerini yitirmiş, bir insanın ovalliğinden başka hiçbir şeyin seçilemediği, lekeler içindeki hikayesiz yüzüm.
Daha yalın, yoksul ve sığ mı gerçek dünya, bütün bu yansımalardan: imgelerden, sözcüklerden, ışıkla dansından gölgelerin? Yoksa daha derin, karmaşık ve gizemli mi?
*
Irmağın ortasını çoktan geçtim, geri dönemeyeceğim kadar uzaklaştım dünün kıyılarından. En soğuk, dipsiz, anaforlu yerindeyim zamanın, akıntıya kapılmış, ağır ağır sürükleniyorum, yarın diyeceğim – henüz değil, daha sonra yarın diyeceğim- şimdilik ufuktaki bir kırbaç izini andıran kızıllığa doğru.
*
Gölgeler gibi sürükleniriz günden geceye, geceden güne, konaklayabileceğimiz düşlerin peşinde.
*
Gidilmemiş yerlerin, okunmamış kitapların, yerine getirilmemiş sözlerin, dilimin ucuna takılıp kalmış cümlelerin pişmanlığını duyuyorum en çok.
*
Bir insanın sevgisini kaybetmek, zorlukla ulaşılmış bir doruktan aşağı yuvarlanmaktadır.
*
Bazen bir düşten uyanır gibi hayatımdan uyanmayı bekliyorum, ama inan, sözünü ettiğim ölüm değil gene.
*
O zamanlar masumdum, çünkü canım acıyor ama bir suçlu aramıyordum.
*
Tek bir sözcük için bile sonsuz bir bakış gerekir… Ben diyebilmek için sonsuz bir bakışla bakmak gerekiyor dünyaya.
*
Dünyayla savaşa kalkışacaksan onun tarafını tutmalısın, kendini değil.
*
Reçetelerim yok ne kendim, ne toplum, ne de hayat için.
*
Pazar günleri çarçur edilmek içindir… çünkü aslında diğer günleri çarçur ettiğimizi ancak böyle unutabiliriz.
*
İnsanlar. Sabırlı, neşeli, temkinli, dertli, aceleci, yorgun… Gün için gereken yüz ifadelerini daha sabahtan takınmış, çatışmalara, pazarlıklara hazırlar. İnsan hep dünyayı henüz paylaşımı yapılmamış bir arazi sanmak, başkalarının oyunlarında rol kapmak için çabalamak zorunda galiba.
*
Kırmızı artık aynı kırmızı değil, kız çocuk kırmızısı değil. Kan rengi, utanç rengi, tokat rengi, çok lekeli.
*
El sözcüğünün bir anlamının yabancı oluşu, el ve beden arasındaki kopukluğa işaret ediyor olabilir mi?
*
Yalnızca çöle bakmayı bilenler, hiçliği bu denli derinleştirebilenlerdi.
*
Taş gibi hızla batarken, halka halka kıyıya vurmayı başarman gerekiyor, en uzak sınırlara doğru açılmayı.
*
Belki hayat dediğimiz budur yalnızca, bilmediğin bir şeyin peşinde koşadurmaktır, adlandıramadığın için çağıramadığın.
*
Peri masallarına kanmıyor artık. Karanlık sokaklarda tek başına yürüyebiliyor, yediği şamarlarla böbürlenmiyor.
*
Kendiliğinden bulacaksın yaşama giden yolu, bir körün evinin yolunu bulması gibi. Ağır ağır, el yordamıyla, alışkanlıkla.
*
İşte bu da benim hikayem…Doğumum, ölümüm ve ikisi arasındaki her şey.