Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

6 Kasım 2016 Pazar

Gerçeklik hissimiz biyolojimiz tarafından kısıtlanıyor...

0:11


Bizler çok küçük şeylerden meydana geldik ve büyük bir evrenin içine yerleştirildik. Gerçek şu ki, bizler bu iki ölçekteki gerçekliği de anlayamıyoruz; çünkü beyinlerimiz henüz dünyayı bu ölçekte anlayacak kadar gelişmedi.
0:31
Bunun yerine, bizler tam ortada duran bu çok dar algı dilimine hapsedildik. Daha da tuhafı, ev dediğimiz gerçeklik diliminde bile gerçekleşen pek çok olayı göremiyoruz. Dünyamızdaki renkleri ele alalım. Bunlar, nesnelerden seken ve gözlerimizin arkasındaki özel alıcılara çarpan ışık dalgaları, elektromanyetik ışınımlar. Ancak biz buradaki bütün dalgaları göremiyoruz. Aslında gördüğümüz, burada bulunanın 10 trilyonda birinden daha azı. Şu an radyo dalgaları, mikrodalgalar, X-ray ışınları ve gama ışınları vücudunuzdan geçiyor ve sizin bundan hiç haberiniz olmuyor; çünkü bunları görmek için gereken biyolojik alıcılarla doğmadınız. Şu an vücudunuzdan geçen binlerce telefon konuşması var ve siz hiçbirini fark etmiyorsunuz.
1:27
Dediklerim doğası gereği görünmez olan şeyler değiller. Yılanlar çevrelerini algılamak için bazı kızılötesi ışınlara sahiptir, arılar dünyayı morötesi ışınlarla görür ve bizler araba göstergesinde radyo frekansı aralığındaki sinyalleri algılayan makineler yapıyoruz. Hastanelerde X-ray ışınlarını algılayan araçlar yapıyoruz. Fakat bunların hiçbirisini kendiniz hissedemezsiniz, en azından henüz değil, çünkü uygun algılayıcılarla donatılı değilsiniz.
1:58
Bu demek oluyor ki, gerçeklik deneyimimiz biyolojik yapımızla kısıtlanmış durumda. Söylediklerim; gözlerimizin, kulaklarımızın, parmak uçlarımızın değişmez gerçekliği algıladığını savunan düşünceye aykırıdır. Bunun yerine, beyinlerimiz dünyanın yalnızca küçük bir kısmını örnekliyor.
2:21
Hayvanlar aleminde, farklı hayvanlar, gerçekliğin farklı noktalarını algılar. Kenenin kör ve sağır dünyasında, önemli uyarıcılar, ısı ve bütirik asittir; kara hayalet balığının dünyasında, algı dünyası elektriksel alanlarla dolu dolu boyanmıştır ve yankıyla yön bulan yarasa için, gerçeklik, hava basınçlı dalgalardan oluşur. Her birisinin, çevresini algılayabileyeceği dilim bu kadardır ve bilimde buna bir ad veriyoruz. Verilen ad umwelt, çevre sözcüğünü karşılayan Almanca bir sözcük. Muhtemelen, her hayvan umwelt'inin değişmez gerçeklik olduğunu varsayar; algılayabildiğimizin dışında bir şeyin olduğunu düşünmemize ne gerek var ki? Bunun yerine, hepimiz de gerçekliği bize sunulan neyse o olarak kabul ederiz.
3:18
Farkındalık sağlayacak bir şey yapalım. Bir tazı olduğunuzu düşleyin. Bütün dünyanız koku üzerine kurulu. 200 milyon koku alıcısı bulunan uzun bir burnunuz var, koku moleküllerini çekip yakalayan ıslak burun delikleriniz var ve hatta burun deliklerinizde, kocaman nefesler alabilmek için yarıklarınız var. Sizin için her şey koku demek. Bir gün, iz peşindeyken bir aydınlanmayla duruyorsunuz. İnsan sahibinize bakıp düşünüyorsunuz: "Acınası ve kısıtlı bir insan burnuna sahip olmak acaba nasıldır? (Gülüşmeler) Cılız cılız solumak acaba nasıldır? 100 metre ötede kedi olduğunu nasıl olur da bilemezsin ya da komşunun altı saat önce tam burada olduğunu?" (Gülüşmeler)
4:09
İnsan olduğumuz için, bu türde bir koku dünyasında hiç yaşamadık, bu yüzden de yokluğunu hissetmiyoruz; çünkü kendi umwelt'imize sıkı sıkıya bağlıyız. Ancak esas soru şu: Burada sıkışıp kalmak zorunda mıyız? Bir sinirbilimci olarak, teknolojinin umwelt'imizi genişletme yollarıyla ve insan olma hissini nasıl değiştireceğiyle ilgileniyorum.
4:37
Teknolojiyle biyolojimizi birleştirebileceğimizi zaten biliyoruz; çünkü yapay duyma ve görme araçlarıyla etrafta dolaşan yüzbinlerce insan var. Çalışma şekli şöyle: Bir mikrofonu alıp sinyali sayısallaştırıyorsunuz ve bir elektrot şeridini doğrudan iç kulağa yerleştiriyorsunuz. Ya da retina yerleştirmesinde, bir kamerayı alıp sinyali sayısallaştırıyorsunuz ve sonra bir elektrot ağını doğrudan göz sinirine bağlıyorsunuz. 15 yıl gibi yakın zamana kadar, bu teknolojilerin çalışmayacağını söyleyen birçok bilim insanı vardı. Neden? Çünkü bu teknolojiler Silikon Vadisi'nin dilini konuşuyor ve doğal biyolojik duyu organlarıyla aynı ağız olmuyor bu dil. Ancak gerçek şu ki, çalışıyor; beyin sinyalleri kullanmanın bir yolunu buluyor.
5:30
Peki bunu nasıl anlıyoruz? Büyük sırrı söylüyorum: Beyniniz ne duyuyor, ne de görüyor. Beyniniz kafatasınızın içindeki sessiz ve karanlık kasanın içinde kilitli. Görüp görebileceği şey, elektrokimyasal sinyaller, farklı veri kablolarından gelen sinyaller ve tek işleyeceği şey bu, fazlası değil. Şaşırtıcı bir biçimde, beyin, bu sinyalleri alıp desenleri yakalayarak anlam vermede çok başarılı, bunu, iç evrenindekilerden bir hikâye oluşturmak için yapıyor bu hikâye de sizin öznel dünyanız.
6:15
Ama asıl mesele şu: Beyniniz veriyi nereden aldığını bilmiyor ve umrunda da değil. Hangi bilgi gelirse gelsin, bilgiyi nasıl işleyeceğini anlıyor. Beyin çok verimli türde bir makine. Özünde, çok amaçlı bir bilgi işleme aygıtı ve her şeyi içine alıyor ve aldıklarıyla ne yapacağını anlıyor ve bence bu durum, Doğa Ana'ya farklı türde girdi yollarını kurcalama özgürlüğü sunuyor.
6:48
Ben buna, evrimin P.K. modeli diyorum, çok teknik konuşmak istemiyorum ama P.K. Patates Kafa demek ve bu adı şunu vurgulamak için kullanıyorum: Bildiğimiz ve sevdiğimiz bütün duyular; gözlerimiz, kulaklarımız, parmak uçlarımız, hepsi de yalnızca çevresel tak-kullan türü aygıtlar: Takıyorsunuz ve kullanmaya hazırlar. Beyin bunlardan gelen veriyle ne yapması gerektiğini çözüyor. Hayvanlar alemine baktığınızda da, birçok çevresel aygıt buluyorsunuz. Yılanların kızılötesini algılamak için ısı çukurları var, hayalet balıklarının elektrik alıcıları ve yıldız burunlu köstebeğin 22 parmaklı uzantısı var, bununla çevresini hissederek dünyanın 3B bir örneklemini oluşturuyor ve birçok kuşun manyetiti var, bu sayede yönlerini gezegenin manyetik alanına göre buluyorlar. Bütün bunlar şu anlama geliyor: Doğanın sürekli olarak beyni yeniden tasarlaması gerekmiyor. Bunun yerine, beynin belirlenen kurallarıyla, doğanın tek derdi, yeni çevresel aygıtlar tasarlamak olmalı.
8:00
Pekâlâ. Bu, şu demek: Ortaya çıkan ders diyor ki ele aldığımız biyolojiyle ilgili olarak aslında özel ya da temel hiçbir şey yok. Bunlar, karmaşık evrim sürecinden bize miras kalan şeyler. Ama bunlara uymamız gerekmiyor, bunun en iyi kanıtı da duyu değiştirme denilen kavramdan geliyor. Duyu değiştirme, beyne bilgiyi alışılmadık duyu yollarından sağlamak demek ve beyin bu bilgiyi anlamanın bir yolunu buluyor.
8:34
Dediklerim kuruntu gibi gelebilir; fakat bunu kanıtlayan ilk makale Nature dergisinde 1969'da yayımlandı. Paul Bach-y-Rita adlı bir biliminsanı kör insanları değiştirilmiş bir diş hekimi koltuğuna oturtup bir video yayın düzeneği koyarak kameranın önüne bir nesne koydu ve kameranın önündeki nesne, bobin telleri sayesinde sırta bastırılıyor gibi hissettirdi. Kamerada bir fincanı kımıldatırsanız sırtınızda hissediyorsunuz ve şaşılacak biçimde, kör insanlar kameranın önünde ne olduğunu nesneyi yalnızca sırt boşluklarında hissederek anlama noktasında oldukça başarılı oldular. Bu deneyin birçok güncel uygulanışları gün yüzüne çıktı. Ses dalgası yayan gözlükler önünüzdeki nesneyi videoya alıyor ve bunu bir ses manzarasına dönüştürüyor, nesneler hareket ettikçe, yakınlaşıp uzaklaştıkça "Bızz, bızz, bızz." diye ses çıkarıyor. Uyumsuz sesler gibi geliyor kulağa; fakat birkaç hafta sonra, kör insanlar önlerindeki nesneleri anlamakta oldukça başarılı oluyorlar, bunu yalnızca duyarak başarıyorlar. İllâ kulakların görev alması gerekmiyor: bu sistem alın üzerinde dokunmaya duyarlı elektrikli bir ağa sahip, video akışının önünde her ne varsa bunu alnınızda hissediyorsunuz. Neden alın? Çünkü pek de başka bir iş için kullanmıyorsunuz.
9:50
En güncel uygulanışın adı beyinkapısı, küçük bir elektrik ağı dilinize konuyor ve video akışı dokunmaya duyarlı küçük uyarımlara dönüşüyor ve kör insanlar bunu kullanmakta o kadar başarılı ki bir topu sepete atabiliyor ya da engelli koşu parkurunda hareket edebiliyorlar. Dilleriyle görebilir bir hâle geliyorlar. Dediklerim tamamen çılgınca geliyor, değil mi? Fakat unutmayın, bütün görüş dediğimiz şey beyninizin içinde dolanan elektrokimyasal uyarımlardan ibaret. Beyniniz uyarımların nereden geldiğini bilmiyor. Yalnızca uyarımlara ne yapacağını çözüyor.
10:33
Laboratuvarımda benim ilgi alanım, sağır insanlarda duyu değiştirmek ve bu projeyi laboratuvarımda yüksek lisans öğrencisi Scott Novich'le üstlendik, kendi tezi için projeye öncülük ediyor. Yapmak istediğimiz şey şuydu: Dünyadaki sesi öyle bir şeye dönüştürelim ki sağır birisi söylenenleri bir şekilde anlayabilsin. Taşınabilir bilgi işlemenin gücü ve yaygınlığıyla bunu yapmak istedik, cep telefonlarında ve tabletlerde çalışmasını sağlamak istedik ve ayrıca bunun giyilebilir olmasını, elbisenizin altına giyebileceğiniz bir şey olmasını istedik. Taslak düşüncemiz şöyle. Şu anda ben konuşurken, sesim tablet tarafından alınıyor ve üstünde titreşim motorları bulunan bir yeleğe eşleniyor, telefonunuzdaki titreşim motoru gibi. Şu anda ben konuşurken, ses yeleğe titreşim deseni olarak dönüştürülüyor. Aslında yalnızca taslak değil: Bu tablet Bluetooth'la veri gönderiyor ve ben yeleği şu anda giyiyorum. Şu anda ben konuşurken -- (Alkış) -- ses, hareketli titreşim desenlerine dönüşüyor. Etrafımdaki ses dalgası dünyasını hissediyorum.
12:00
Bunu sağır insanlarla bir süredir deniyoruz ve yalnızca biraz süre geçtikten sonra insanların bunu hissedebildiği ortaya çıktı, yeleğin dilini anlayabildiği.
12:13
Bu Jonathan. 37 yaşında. Yüksek lisans mezunu. Tamamen sağır olarak doğdu, yani umwelt'inin bir bölümü ona tamamen kapalı. Jonathan'ı, yeleği günde iki saat kullanarak dört gün boyunca eğittik ve burada beşinci gününü görüyoruz.
12:32
Scott Novich: Sen.
12:35
David Eaglemen: Scott bir sözcük söylüyor, Jonathan bunu yelekte hissedip tahtaya yazıyor.
12:41
SN: Nerede. Nerede.
12:45
DE: Jonathan bu karmaşık titreşim desenlerini söyleneni anlayacak biçimde dönüştürebiliyor.
12:51
SN: Dokunmak. Dokunmak.
12:55
DE: Jonathan bunu -- (Alkış) -- Jonathan bunu bilinçli yapmıyor, çünkü desenler çok karmaşık; fakat beyni desendeki verinin ne anlama geldiğini çözmeye başlıyor ve bunu ortalama üç ay giydikten sonra, kör birisinin parmağı Braille alfabesine dokununca bilinçli bir müdahale olmadan anlamanın gerçekleştiği gibi doğrudan algısal duyma hissi yaşamasını bekliyoruz. Bu teknolojinin gerçekten de ezber bozan olma potansiyeli var; çünkü sağırlık için diğer tek seçenek biyonik kulak ve bu da tahrip edici bir ameliyat gerektiriyor. Elimizdeki teknoloji biyonik kulaktan 40 kat daha ucuza uygulanabilir, bu da teknolojiyi tüm dünyaya, en fakir ülkelere bile erişilebilir kılıyor.
13:59
Duyu değiştirmedeki sonuçlardan oldukça cesaretlendik, fakat uzun süredir düşündüğümüz asıl şey duyu ekleme. Bu teknolojiyi, tamamen yeni bir duyu eklemek için nasıl kullanabiliriz? İnsan umwelt'ini nasıl genişletebiliriz? Örneğin, Genel Ağ'daki gerçek zamanlı veriyi doğrudan insan beynine gönderip doğrudan algısal bir his oluşturabilir miyiz?
14:26
Laboratuvarda yaptığımız bir deney şöyle: Deneğimiz Genel Ağ'dan gelen veriyi gerçek zamanlı olarak 5 saniye boyunca hissediyor. Sonra, iki düğme beliriyor ve bir seçim yapması gerekiyor. Neler olduğunu bilmiyor. Seçim yapıyor ve bir saniye sonrasında dönüt alıyor. Çarpıcı olan şey şu: Deneğin, desenlerin anlamı hakkında hiçbir fikri yok; ama doğru düğmeye basmada iyiye gidip gitmediğini görüyoruz. Denek, sağladığımız verinin gerçek zamanlı borsa verisi olduğunu bilmiyor, aslında hisse alıp satma kararı veriyor. (Gülüşmeler) Gelen dönüt, doğru şeyi yapıp yapmadığını bildiriyor. Ve gördüklerimize göre insan umwelt'ini genişletebiliyoruz, böylelikle deneğimiz, birkaç haftanın ardından gezegendeki ekonomik dalgalanmaları doğrudan algılar hâle geldi. Ne kadar başarılı olduğunu daha sonra bildireceğiz. (Gülüşmeler)
15:21
Sürdürdüğümüz bir başka deney: Sabahki konuşmalardan beri, Twitter'daki TED2015 etiketli gönderileri otomatik olarak tarıyoruz ve otomatik duygu çözümlemesi uyguluyoruz, olumlu, olumsuz ya da yansız sözcüklerden hangilerini kullanıldığına bakıyoruz. Konuşmam sürerken bunu hissedebiliyorum ve şu anda binlerce insanın duygusunu gerçek zamanlı olarak toplayacak biçimde bağlıyım, bu yeni türde bir insan deneyimi, çünkü şu anda insanların nasıl hissettiğini ve konuşmadan ne kadar zevk aldığını bilebiliyorum. (Gülüşmeler) (Alkış) Sıradan bir insanın edinebileceğinden daha büyük bir his bu.
16:10
Ayrıca pilotların da umwelt'ini genişletiyoruz. Buradaki durumda, yelek dokuz farklı bilgiyi alıyor buradaki dörtpervaneden, bu bilgiler yalpalama, sapma, yönelim ve ilerleme bilgileri ve bu durum pilotun uçurma yeteneğini geliştiriyor. İşin özünde, sanki derisi yukarıda uçuyormuş gibi oluyor.
16:31
Bu yalnızca başlangıç. Öngördüğümüz şey, birçok düğmeyle dolu pilot kabinini alıp bütün her şeyi okumaya çalıştığımız durumdan hissettiğimiz duruma döndürmek. Artık bilgi dünyasında yaşıyoruz ve büyük verilere erişmekle deneyimlemek arasında fark var.
16:53
Bence, insan duyularını genişletmede ufuktaki olasılıklarda bir son yok. Bi düşünsenize; bir uzay insanı, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun genel durumunu vücudunda hissedebilecek, ya da, hissetmek demişken, sağlığınız için gözle görülmeyenleri hissedebileceksiniz, kan şekeriniz, vücudunuzdaki mikrop oranı, 360 derecelik görüş açısı, kızılötesi veya morötesi görebilmek gibi şeyler.
17:22
Kilit noktası şu: Geleceğe doğru ilerledikçe, gitgide daha çok kendi tak-kullan çevresel aygıtlarımızı seçebileceğiz. Doğa Ana'nın kendi zaman akışına göre duyu organları hediye etmesini artık beklemek zorunda değiliz, bunun yerine, iyi anne babalar gibi, Doğa Ana kendi yörüngemizi belirlememiz için gereken araçları verdi. Şu anki sorumuz şu: Kendi evreninizi nasıl keşfetmek ve hissetmek istiyorsunuz?
17:51
Teşekkür ederim.
17:53
(Alkış)
18:10
Chris Anderson: Hissedebiliyor musun? DE: Evet.
18:12
Aslına bakarsan, alkışları ilk kez yeleğimde hissediyorum. Güzelmiş. Masaj gibi. (Gülüşmeler)
18:18
CA: Twitter kafayı yedi. Twitter delirdi. Şu borsa deneyi. Kaynak bütçesini sonsuza dek güvenceye alan ilk deney olabilir, başarılı olursa, değil mi?
18:30
DE: Doğru, maddî destek için Ulusal Sağlık Enstitüsü'ne başvurmama gerek kalmaz.
18:33
CA: Fakat, yalnızca biraz şüpheci olmak için soruyorum: Harika bir şey, ama şimdiye kadarki kanıtların çoğunluğu duyu değiştirmenin işe yaradığını gösteriyor, duyu ekleme işe yarayacak demek değil? Demek istediğim, kör insanlar dilleri aracılığıyla görebiliyor; çünkü görme merkezi hâlâ var, işlemeye hazır, böyle bir şey gerekmiyor mu?
18:54
DE: Harika bir soru. Aslına bakarsan beynin işleyeceği veri türlerindeki kuramsal sınırlar hakkında hiçbir fikrimiz yok. Genel görüşe göre, beyin olağanüstü bir biçimde esnek. Bu yüzden, bir insan kör olunca, eskiden görme merkezi olan bölge, diğer duyularla; dokunma, duyma, sözcüklerle yer değiştiriyor. Buna göre, beyin kabuğu tek işlevli bir birim. Tek bildiği, gelen bilgiyle belirli hesaplamalar yapmak. Örneğin Braille alfabesine bakarsak, insanlar bilgiyi parmaklarındaki çıkıntılardan ediniyor. Bu yüzden, sonunu bildiğimiz bir kuramsal sınır olduğunu düşündürecek bir neden yok.
19:32
CA: Eğer bu doğrulanırsa, insanlar sana akın edecek. Bunun birçok olası uygulama yolu bulunuyor. Hazır mısın buna? Seni en çok ne heyecanlandırıyor, ucu nereye gidiyor? DE: Sanırım birçok uygulama yolu bulunuyor. Duyu değiştirmeyle ilgili olarak, ilk bahsetttiğim şeyler var, uzay istasyonundaki uzay insanları, vakitlerinin büyük bir bölümünde göstergeleri izliyorlar, bunun yerine olan biteni hissedebilirler; çünkü duyu değiştirme, çok boyutlu veriyle uğraşırken oldukça yararlı. Kilit nokta şu: Görsel sistemimiz kenarları ve içeriği algılamada başarılı, ama dünyamızın şimdiki hâlini algılamada başarısız, ekranlar ve tonlarca veriyle dolu dünyamız. Bu veriyi odaklanarak yavaş algılamak zorundayız. Bu yenilik, nesnenin durumunu hissetmemizi sağlıyor bize, tıpkı etrafta yürürken vücudumuzun durumunu bildiğimiz gibi. Bence, ağır iş makinelerini, güvenliği, bir fabrikanın durumunu, donanımlarınızı hissetmek, işe yarayacağı noktalardan birisi.
20:24
CA: David Eagleman, akılları baştan alan bir konuşmaydı. Çok teşekkürler.
20:27
DE: Teşekkürler Chris. (Alkış)

kaynak...

David Eagleman: İnsanlara yeni duyular ekleyebilir miyiz? - TED.com