Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

4 Kasım 2016 Cuma

BAŞKANLIK YA DA SEZARİZM



Jules César (M.Ö. 100-44)’ın Sezarlığını bilmeyen yoktur.
‘Astığı astık kestiği kestik’ bir Roma İmparatoru’dur.
Ancak ‘Sezarizm’ daha çok III. Napolyon (1852-1870) için kullanılır.
Bir ‘Darbe’yle iktidarı ele geçirip Fransa’ya II. İmpararorluk dönemini yaşatan Louis Napoléon için.
Günümüzde ise Nocolas Sarkozy’i tanımlamak için kullanılmadı değil.
Ya da ‘astığı astık kestiği kestik’ izlenimi veren bütün Devlet ‘Başkan’ları için kullanılmaktadır diyelim.
Louis Napolyon’un onsekiz yıllık ‘iktidar’ ya da ‘İmparatorluk’ döneminden sonra Paris Komünü olmuştur ya, onu geçelim.
Kasım 2012’de Le Monde Diplomatique ise sadece Fransa değil ama bir bütün olarak Avrupa Birliği’nin ‘Sezarizm’e kaydığını ileri sürüyordu (Cédric Durand /Razmig Keucheyan, ‘Vers un césarisme Europén’, Le Monde Diplomatique, Novembre 2012).
Yazarlar, “Her ne kadar bir yıl önce Avrupa birliğine Nobel Barış Ödülü verildiyse de, diyorlar, Avrupa Merkez Bankası ve Brüksel Komisyonu, üye ülkelere bir ‘bütçe savaşı’ açmış bulunmaktadır”.
Bu gidişle, doğal olarak Avrupa Birliğine üye ülkelerde, örneğin İralanda, Macaristan, Romanya, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ve Fransa’da önce ‘kemer sıkma programları’ ardından da ‘halka karşı hükûmet biçimleri’ ( la forme de gouvernement des peuples sans les peuples) ortaya çıkacaktır.
Demek ki, Avrupa’da tek tek ülkelerin Devlet başkanları, kişisel özelliklerinden dolayı ‘Sezarizm’e kaymamakta, büyük oranda, 2008’lerden buyana içinden çıkılamayan ‘kapitalist sistemin bunalımı’ndan dolayı sezarizme zorlanmaktadırlar.
Türkiye’ye dönüp, şimdilerde harlanan ‘Başkanlık sistemi’ tartışmalarını, Dr Recep’in kendisine baldan tatlı gelen ‘öfke’sine bağlamanın yanısıra, atası II.Abdülhamit’in çağdaşı olan III. Napolyon’un ‘İmparatorluk hevesi’ne de bağlayabiliriz.
III. Abdulhamit olmak...
Le Monde Diplomatik yazarları, Avrupadaki ‘olası sezarizm’ eğilimini ‘ekonomik bunalım’ın AB kurumları tarafından üye ülkelerde bir ‘kemer sıkma’ zorunluluğuna bağlamaktalar.
Türkiye’de ise, ‘bütçe’ olmadığı için ne sıkılacak bir kemer ve ne de sıkılacak bir ‘ekonomist kafası’ vardır.
Varsa yoksa III.Abdulhamit ‘istibdat’, pardon ‘istikrar’ özlemi vardır.
Batı’yı bırakıp Doğu’ya dönecek olursak, orada da ‘sezarizm’ teriminin bu kez Putin için kullanıldığını görüyoruz.
Putin’e yöneltilen eleştirilere, Alexandre Douguine, Mart ayında yayımlanan bir makalesiyle yanıt veriyor: “Egemen Uygarlık ve Sezarizm’den kaçınma” (Civilisation souveraine et élimination du Césarizme).
Douguine’in neden ‘Uygarlığın egemenliği’ değil de ‘Egemen uygarlık’ demesi üzerinde ayrıca durulmalıdır.
Anımsanacağı üzere, Avrasyacılık üzerine olan yazılarımızda, Douguine’in Kıta uygarlığının (Avrasya) Deniz Uygarlığı’na (Atlantik) baskın geleceğine ilişkin bir tez (hipotez)’i vardır.
Ancak burada Douguine’in, Antonio Gramsci (1891-1937)’nin politikada ‘Hegemon Blok’ kavramına gönderme yaparak ‘sezarizm’ terimini bu yönüyle ele aldığını söyleyelim.
Çok daha önemlisi, Egemenlik (souveraineté) ile Hegemonya (Hégémonie) terimlerini de ‘anlamdaş’ olarak kullanmamak gerektiğini özellikle belirtelim.
Gamasci, diyor Douguine, dünya kapitalist sistemini üç düzeyde ele almaktadır: ekonomik, politik ve entellektüel.
Söylemeye gerek yok ki, ‘ekonomi’ denilence, akla önce ‘piyasa’ gelmektedir.
Sağcı ya da solcu olsun bütün burjuva partilerinin görüşleri ‘politik düzey’i oluşturmaktadır ama ‘hegemonya’nın taşıyıcısı (yenidenüretimi diyelim) entellektüel düzeyde (ya da entellektüellerin kendilerinde) dir.
İlginç olan, her ne kadar entellektüeller hem ekonomik ve hem de politik düzeye bağımlı gibi görünseler de, özde ‘özerk’ bir konumdadırlar. Fakat ekonomik ve politik düzeylerden bağımsız olsalar da, ‘piyasa’nın üstünlüğü ve ‘kapitalist sistem’i bir ‘ilke’, bir ‘ülkü’ (idée) olarak benimsemiş bulunmaktadırlar.
İşte, Gramsci’ye göre, asıl ‘sezarist’ olan bu entel takımı, ekonomik, politik ve sosyal konularda liberalizm türleri arasında gidip-gelebilirler ama gerek politik parti ve lideleri gerekse tüm ‘kurulu düzen’in kalımlılığından ödün vermezler, veremezler.
‘Beyin’lerinin geri planında ‘geleneksel değerler’ ve ‘tutuculuk’ bulunan bu gerçek ‘sezarlar’, güzel Türkçemizle, ‘Şeyh uçmaz müritleri uçurur’ sözüne uygun olarak yeni yeni ‘Sezarlar’, ‘Abdulhamitler’, ‘Putinler’ ve ‘Dr Recepler’ yaratırlar.
Bu sonunculardan biri, güya zamanın Genelkurmay Başkanına ‘Kes ulan!’ demişmiş..
‘E... ntellektüel’ Genelkurmay başkanı olursa der.
Sezarizm ve özellikle de ‘egemenlik’ konusunu daha da açmamız gerekiyor.
Ta ki bu ‘e...ntellektüeller’ anlaya..
Be gerçek ‘Sezar’lar.. Sezaristler.. Bu ‘e...’, ‘.ntellektüeller’.

Habip Hamza Erdem
kaynak...guncelmeydan.com