Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Atatürk'ün Antonesku'ya Verdiği Mülâkat, 17 Mart 1937



Atatürk 17 Mart 1937'de, Ankara Palas salonlarında, Romanya Dışişleri Bakanı Antonesku ile yaptığı bir sohbette, kendi hayat felsefesini ve ayrıca şeflerin nasıl olması gerektiği hakkındaki düşüncelerini aşağıdaki şekilde anlatmıştır:

Milletler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin vazifesi, hayatı neşe ve şevkle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir.

Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı herşeyi kara görüyordu.

"Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız dünyadaki muvakkat (geçici) ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunmaz" diyorlardı.
Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: "Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şâtr olalım."

Ben kendi karakterim itibarıyla ikinci hayat telâkkisini tercih ediyordum, fakat şu kayıtlar içinde:

Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mes'ut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Makûl bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.

Bir insan böyle hareket ederken, "benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı farkedecekler mi?" diye bile düşünmemelidir. Hattâ en mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.

Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.

Bahçesinde çiçek yetiştiren adam bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların istikbaline faydalı olabilirler.

Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünür, o adamın kıymeti birinci derecededir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmaz. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler (kavuştururlar). Kendi gidince terakki (ilerleme) ve hareket durur zannetmek gibi bir gaflettir.

Şimdiye kadar bahsettiğim noktalar ayrı ayrı cemiyetlere aittir. Fakat bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadetine hâdim olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır.

Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki bu vadide çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yolda kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa, yapsın huzurdan mahrumdur. Onun için ben sevdiklerime şunu tavsiye ederim:

Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabii evvelâ kendi milletinin mevcudiyet ve saadetinin âmili olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lâzımdır.

Bütün dünya hâdiseleri bize bunu açıktan açığa isabet eder. En uzakta zannettiğimiz bir hâdisenin bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz.

Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icabeder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan bütün âza müteessir olur.

İşte bu sükûnet içinde bütün dünyayı mütalaâ etmek fırsatı bizdedir. Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alâkadar olmalıyız. Hâdise ne kadar uzak olursa olsun bu esasdan şaşmamak lâzımdır. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükûmetleri hodbinlikten kurtarır. Hodbinlik şahsî olsun, millî olsun daima fena telâkki edilmelidir.

O halde konuştuklarımızdan şu neticeyi çıkaracağım: Tabiî olarak kendimiz için bütün lâzım gelen şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alâkadar olacağız.

Kısa bir misal: Ben askerim. Umumî harpte bir ordunun başında idim. Türkiye'de diğer ordular ve onların kumandanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da meşgul oluyordum. Bir gün Erzurum cephesindeki hareketlere ait bir mesele üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki:

-"Niçin size ait olmayan meselelerle de uğraşıyorsunuz?"

Cevap verdim;

-"Ben bütün orduların vaziyetini iyice bilmezsem kendi ordumu nasıl sevk ve idare edeceğimi tayin edemem.
Bir devlet ve milleti idare vaziyetinde bulunanların daima gözönünde tutmaları lâzım gelen mesele budur.
Bu münasebetle muhterem misafirimize şunu diyeceğim: ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmayan bir sırrı kalbimde taşımak iktidarında olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Yanlışım varsa halk tekzip eder. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni tekzip ettiğini görmedim."

Kaynak: Yücel Dergisi, Kasım 1939


Hiçbir yaprak, asla sararmadı, hiçbir dal hoyratça kopmadı, gün, cam gibi, her şeyi yıkadı, ama yeterli değil.

yaz bitmiş yazıt bırakmaksızın,
dünya neşeyle esrik,
ama yeterli değil.
sonsuz yaşamın himayesi,
ilgisiyle mest oldum,
ikna oldum şansıma,
ama yeterli değil.
hiçbir yaprak, asla sararmadı,
hiçbir dal hoyratça kopmadı,
gün, cam gibi, her şeyi yıkadı,
ama yeterli değil.

gözlerini seviyorum,
biricik dostum
oyunları çok tutkulu ve parlak
ne zaman ki fırlattığın ani bakışı yakalıyorum,
bir yıldırım gibi, cennetten kaçak,
istilasında her şey uçtan uca,
görüyorum.
ama hayranlığım fazlasına:
mahzunluğunda düşen gözlerin,
aynadır sevda kıvılcımlarına,
ve kirpiklerin şahit olur,
kasvetli, donuk bir tutku ziyaretine

STALKER

Kurtlarla Koşan Kadınlar

Vahşi doğanın bize sunduğu şey budur: odaklaşmak, durup bakmak, koklamak, dinlemek, hissetmek ve tatmak yoluyla önümüzde ne olduğunu görme yeteneği. odaklaşmak, sezgi dahil, duyularımızın tümünün kullanılmasıdır. kadınların bu dünyaya gelmelerinin amacı, kendi seslerine, kendi değerlerine, düşgüçlerine, uzağı görme yeteneklerine, duru-görülerine, öykülerine ve eski anılarına sahip çıkmaktır. bunlar da odaklanma ve yaratmanın işidir. odağı kaybettiyseniz, sadece oturun ve öylece kalın. fikri alıp öne ve arkaya sallayın. bir kısmını tutun, bir kısmını da atın, kendini yenileyecektir. daha fazlasını yapmanıza gerek yoktur.
...
Yaratıcı hayat için besin hazırlayın. Birçok şey ruh için yararlı ve besleyici olmakla birlikte, bu gıdaların çoğu Vahşi Kadın’ın dört temel besininden birine girer: Zaman, aidiyet, tutku ve egemenlik. Biriktirin. Bunlar nehri temiz tutar. 
Nehir yeniden temizlendiğinde, özgürce akmaya başlar; kadının yaratıcı verimi artar ve bundan sonra doğal yükseliş, iniş ve yükseliş döngüleri devam eder.
...
Gerçek işinizin zanaatkârlığını yapın. Sıcaklığın ve bilgeliğin ku­lübesini İıışa edin. Enerjinizi oradan buraya çekin. Sıradan ve günde­lik sorumluluklar İle kişisel esrime arasında bir dengede ısrar edin. Ru­hu koruyun. Nitelikli yaratıcı hayatta ısrarlı olun. Ne kendi komplekslerinizin, kültürünüzün, entelektüel atıklarınızın, ne de yüksek sesli, aristokratik, pedagojik ya da politik laf ebeliğinin onu sizden çalması­na izin verin.
...
Yaratıcı hayatınızı koruyun. Eğer hambre del atma' dan, aç kalmış ruhtan, kaçınacaksanız, problemin adını koyun - ve onu düzeltin. Her gün İşlerinizin alıştırmasını yapın. Ondan sonra da hiçbir düşüncenin, hiçbir adamın, hiçbir kadının, hiçbir eşin, hiçbir arkadaşın, hiçbir işin ve hiçbir ters sesin sizi kıtlığın pençesine düşürmesine izin vermeyin. Gerektiğinde dişlerinizi gösterin. 
...
Zamanınızı koruyun; kirleticileri kovmanın yolu budur. 
Kayalık Dağları’ndan tanıdığım öfkeli bir ressam resim yapma ya da düşünme havasında olduğunda evine giden yolu kapatan zincirin üstüne şu lev­hayı asar: “Bugün çalışıyorum ve ziyaretçi kabul etmiyorum. Biliyo­rum, benim bankacım, temsilcim, en iyi dostum olduğunuz için bunun sizi içermediğini düşünüyorsunuz. Ama içeriyor,"
...
Bir kadının, bir erkekten kendi yansıtmalarını çözmesi ve yarasıy­la yüzleşmesinden daha çok isteyebileceği bir şey yoktur herhalde. Bir erkek yarasıyla yüzleştiğinde, gözyaşı doğal olarak çıkagelir ve onun İçteki ve dıştaki bağlılıkları giderek daha duru ve güçlü bir hal alır. Kendi şifacısı haline gelir; artık daha derin benliği için yalnız değildir. Artık ağrı kesicisi olsunlar diye kadınların kapısını çalmaz.
...
Bir kadının kendi hayatının geleceğine İlişkin sahip olduğu hayal­ler, başka birinin kıskançlığının ya da birinin ona yönelik apaçık yıkıcılığının alevlerinde de öldürülebilir. Ailenin, akıl hocalarının, Öğretmenlerin ve arkadaşların haset duyduklarında İlle de yok edici olmala­rı gerekmez, ama bazıları gerek gizli gerekse o kadar da gizli olmayan şekillerde kesinlikle ve kararlı bir biçimde yıkıcıdır. Hasmane bir sev­gi ilişkisine, ana babaya, Öğretmene ya da arkadaşa hizmet ederken hiçbir kadın yaratıcı hayatını askıya almaktan kendini kurtaramaz
...
Sevgili â la smorgasbord [ordövr tabağından seçer gibi] seçilemez. Sevgili, ruhsal özlemden yola çıkılarak seçilmelidir. Sırf önünüzde durduğu İçin ağzı­nızı sulandıran bir şeyi seçmek, ruhsal-Benliği asla doyurmayacaktır. Sezgi de bunun için vardır zaten; ruhun doğrudan habercisidir.
...
Bir sevgili, kendi döngü ve fikirlerimizle çok kalıcı bağlantılar kurmamıza ve/veya bunların yok edilmesine ne­den olabilir. Yıkıcı sevgililerden kaçınmak gerekir. İyi bir sevgili, güç­lü psişik kaslarla ve yumuşak etlerle ustaca sarınmış olan sevgilidir. Vahşi Kadın için sevgili, aynı zamanda bir parça “psişik” bir sevgili, onun “kalbine giden yolu bilen” biri olursa, daha iyi olur. 

Vahşi Kadın’ın bir fikri olduğunda, dost ya da sevgili asla şöyle de­mez: “Şey, bilmiyorum...aslında aptalca (kibirli, imkansız, pahalı vb.) gibi geliyor.” Doğru bir arkadaş asla bunu söylemez. Bunun yerine, "Anladığımdan emin değilim. Sen nasıl gördüğünü söyle. Nasıl olacağını anlat," der.
...
Eğer siz odadayken, siz konuşur­ken, bir davranış sergilerken ya da tepki gösterirken gözlerini kaçırıp iğrenmeyle tavana bakan insanlarla çevriliyseniz -hem sizin hem de bizzat kendilerinin- tutkularını söndüren insanlarla biraradasınız de­mektir. Sizi, çalışmalarınızı, hayatınızı umursamayan kimselerdir bunlar.
...
Kimi zaman yıkıcı şeyler de vardır, doğurgan şeyler de. Uygun bir şekilde bütünleşmiş ve iyi niyetli eylemlerin yanı sıra, öyle olmayan eylemler de vardır. Ama bildiğiniz gibi, bir bahçenin ilk­ bahara hazır olması için, sonbaharda tersyüz edilmesi gerekir. Bahçe her zaman çiçeklenemez. Ama bırakın, hayatınızın altüst oluşlarım kendi içsel döngüleriniz düzenlesin, dışınızdaki başka güçler, kişiler ya da İçinizdeki negatif kompleksler değil.
...
Benim gözümde Historias que son medicina, yani öyküler ilaçtır.
Ne zaman bir öykü anlatılsa gece olur. Nerede oturulursa oturulsun, zaman ve mevsim ne olursa olsun, masal anlatmak saçaklardan sessizce yıldızlı bir gökyüzünün ve beyaz bir ayın çıkıp süzülmesine ve dinleyenlerin kafalarının üstünde asılı durmasına neden olur. Kimi zaman, masalın sonuna doğru oda şafakla dolar, kimi zaman arkada bir yıldız parçası kalır, kimi zaman da fırtınalı gökyüzünden bir paçavra parçası. Ve arkada kalan her ne olursa olsun, bu şey çalışmak için, ruh-yapımında kullanmak için bir armağandır.

Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeyken ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, bu her zaman için Vahşi Kadın'ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır.
...
Benim de dahil olduğum II. Dünya Savaşı sonrası kuşağı, kadınların çocuksulaştırıldığı ve mal muamelesi gördüğü bir zamanda büyüdü. Nadastaki bahçeler gibi korundular... ama ne mutlu ki, her zaman rüzgârla gelen yabanıl tohumlar vardı. Yazdıkları şeyler yetkin görülmese de, kadınlar bir şekilde hep ışıldadılar. Yaptıkları resimler kabul görmese de, bir şekilde ruhu beslediler.
...
Bir sevgili, kendi döngü ve fikirlerimizle çok kalıcı bağlantılar kurmamıza ve/veya bunların yok edilmesine ne­den olabilir. Yıkıcı sevgililerden kaçınmak gerekir. İyi bir sevgili, güç­lü psişik kaslarla ve yumuşak etlerle ustaca sarınmış olan sevgilidir. Vahşi Kadın için sevgili, aynı zamanda bir parça “psişik” bir sevgili, onun “kalbine giden yolu bilen” biri olursa, daha iyi olur. 

Vahşi Kadın’ın bir fikri olduğunda, dost ya da sevgili asla şöyle de­mez: “Şey, bilmiyorum...aslında aptalca (kibirli, imkansız, pahalı vb.) gibi geliyor.” Doğru bir arkadaş asla bunu söylemez. Bunun yerine, "Anladığımdan emin değilim. Sen nasıl gördüğünü söyle. Nasıl olacağını anlat," der.
...
Eğer siz odadayken, siz konuşur­ken, bir davranış sergilerken ya da tepki gösterirken gözlerini kaçırıp iğrenmeyle tavana bakan insanlarla çevriliyseniz -hem sizin hem de bizzat kendilerinin- tutkularını söndüren insanlarla biraradasınız de­mektir. Sizi, çalışmalarınızı, hayatınızı umursamayan kimselerdir bunlar.
...
Kimi zaman yıkıcı şeyler de vardır, doğurgan şeyler de. Uygun bir şekilde bütünleşmiş ve iyi niyetli eylemlerin yanı sıra, öyle olmayan eylemler de vardır. Ama bildiğiniz gibi, bir bahçenin ilk­ bahara hazır olması için, sonbaharda tersyüz edilmesi gerekir. Bahçe her zaman çiçeklenemez. Ama bırakın, hayatınızın altüst oluşlarım kendi içsel döngüleriniz düzenlesin, dışınızdaki başka güçler, kişiler ya da İçinizdeki negatif kompleksler değil.
...
Benim gözümde Historias que son medicina, yani öyküler ilaçtır.
Ne zaman bir öykü anlatılsa gece olur. Nerede oturulursa oturulsun, zaman ve mevsim ne olursa olsun, masal anlatmak saçaklardan sessizce yıldızlı bir gökyüzünün ve beyaz bir ayın çıkıp süzülmesine ve dinleyenlerin kafalarının üstünde asılı durmasına neden olur. Kimi zaman, masalın sonuna doğru oda şafakla dolar, kimi zaman arkada bir yıldız parçası kalır, kimi zaman da fırtınalı gökyüzünden bir paçavra parçası. Ve arkada kalan her ne olursa olsun, bu şey çalışmak için, ruh-yapımında kullanmak için bir armağandır.

Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeyken ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, bu her zaman için Vahşi Kadın'ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır.
...
Bizi ısıtan, yaratıcılığımızı onaylayıp öven gerçek kişilerle birlikte olmak, yaratıcı hayatın akışı İçin esastır. Aksi halde donarız. Beslen­me, hem içeriden hem de dışarıdan gelen seslerin oluşturduğu bir ko­rodur. Bu sesler, kadının ne halde olduğuna dikkat eder, onun varolu­şunu desteklemeye özen gösterir ve gerektiğinde ona rahatlık sağlar. İnsanın kaç arkadaşa gereksinim duyduğundan pek emin değilim, ama -hangi alanda olursa olsun- yeteneğinizin patı de cielo [cennet ekme­ği] olduğunu düşünen bîr ya da iki tane arkadaş şarttır. Her kadın bir Şükran Korosunu hak eder.
...
Rehberlik aradığınızda küçük yüreklere asla kulak vermeyin. Onlara karşı nazik olun, onları kutsamalara boğun, hoş tutun, ama öğütlerini dinlemeyin. 
Eğer size bir ara meydan okuyan, adam olmaz, şımarık, kurnaz, asi, itaatsiz, isyankar denmişse, doğru yoldasınız. Vahşi kadın yakınlardadır. 
...
Bir başarısızlıktan nefret ederek zamanınızı harcamayın. Başarısızlık, başarıdan daha büyük bir öğretmendir. Dinleyin, öğrenin, devam edin.
...
Kimi zaman kişinin cesaretlenmesine hiçbir sözcük yardım edemez. Kimi zaman sadece atlamanız gerekir.
...
Donup kalmak bir kişinin yapabileceği en kötü şeydir. Soğukluk, yaratıcılığa, ilişkiye ve bizzat hayata verilen ölüm öpücüğüdür. Bazı kadınlar soğuk olmak sanki bir başarıymış gibi davranırlar. Oysa bu bir başarı değildir. Bu, savunmaya yönelik bir öfke eylemidir.
...
Yaratıcı hayatınız için, yalnızlığınız için, olma ve yapma zamanınız için, asıl hayatınız için en önemli şey devam etmek, direnmektir; devam etmek, çünkü vahşi doğanın vaadi şudur: Kıştan sonra, her zaman ilkbahar gelir. 
...
Bir kadın büyük biri olmak, büyük bir İş yapmak, büyük bir yolculuğa çıkmak ister, ama bunun yerine ev­de kalıp ataş sayar. Bir kadın hayatı yaşamak ister, ama boncuk tane­leri gibi küçük hayat parçalarıyla yetinir. Bir kadın kendisi olmak ister, ama karşısına çıkan her âşığa bir kolunu, bir bacağını ya da göz küre­sini verir. Bir kadın ışık saçan bir yaratıcılıkla akar, vampirimsi arka­daşlarını birlikte her şeyin üzerine sifon çekmeye çağırır. Bir kadının hayatını sürdürmesi gerekir, İçindeki bir şey şöyle der: "Hayır, tuzağa düşmek, güvende olmaktır." Bu, İblisin "Şunu bana verirsen, sana bunu veririm"idir, bilmeden yapılan pazarlıktır.
...
Kadının yaptığı kötü pazarlık, sürekli sevilmek amacıyla asla hayır dememekti. Kendi psişesinin yok edicisi ona "Yeter artık" diyen içgüdülerini terk etmesi halinde, sevilme altınını sunuyordu. Bir düşünde, kendini kalabalığın içinde elleri ve dizleri üstünde emekler bir halde birinin bir köşeye attığı değerli bir taca ulaşmak için bacaklardan oluşan bir ormanın içinde yolunu bulmaya çalışırken gördüğü zaman, kendi kendisine ne yapmakta olduğunu bütünüyle kavramıştı. 

Psişesinin içgüdüsel tabakası kendi hayatı üzerindeki egemenliğini kaybetmiş olduğunu ve onu geri alması için elleri ve dizleri üstünde emeklemesi gerektiğini işaret ediyordu. Bu kadının tacını geri alması için, başkalarına verdiği zamanını, ödünlerini, ilgisini yeniden değerlendirmesi gerekiyordu.

Bir kadın ne zaman evet, ne zaman hayır diyeceğini söyleyen içgüdülerini teslim ettiğinde; içgörüsünden, sezgisinden ve diğer vah­şi özelliklerinden vazgeçtiğinde, altın vaat eden, ama sonunda keder veren durumlar içinde bulur kendini. Bazı kadınlar gülünç bir para evliliği için sanatlarını bırakırlar, "fazla iyi" eş ya da kız çocuğu olmak amacıyla hayatlarının düşünden vazgeçerler ya da daha kabul edilebi­lir, doyurucu ve özellikle daha sağlıklı olacağını umdukları bir hayata ulaşmak için gerçek yeteneklerinden feragat ederler.
...
Sizi seven ve yaratıcı hayatınız için sıcaklık sağlayan arkadaşlar, dünyanın en iyi güneşleridir. Bir kadın Küçük Kibritçi Kız gibi arkadaşsız kalırsa, kaygıdan, bazen de öfkeden donar. İnsanın arkadaşları olsa bile, bu arkadaşlar güneş olmayabilir. Bu arkadaşlar, şartlarının giderek daha da donduğu konusunda bilgilendirmek yerine kadını re­havete sürükleyebilirler. Onu rahatlatırlar -ama bu beslemeden çok farklıdır. Besin sizi bir yerden diğerine götürür. Besin, psişik Tahılgiller gibidir.
...
Sanatınızı, yani, hayatınızı destekleme­yen biri için zaman harcamanıza değmez. Katı, ama gerçek. Yoksa dosdoğru gidip Kibritçi Kız’ın paçavralarını giyersiniz ve tüm düşün­celeri, umutları, yetenekleri, yazılan, oyunları, desenleri ve dansları donduran bir çeyrek-hayat yaşamak zorunda kalırsınız.

Bizi ısıtan, yaratıcılığımızı onaylayıp öven gerçek kişilerle birlikte olmak, yaratıcı hayatın akışı İçin esastır. Aksi halde donarız. Beslen­me, hem içeriden hem de dışarıdan gelen seslerin oluşturduğu bir ko­rodur. Bu sesler, kadının ne halde olduğuna dikkat eder, onun varolu­şunu desteklemeye özen gösterir ve gerektiğinde ona rahatlık sağlar.
İnsanın kaç arkadaşa gereksinim duyduğundan pek emin değilim, ama -hangi alanda olursa olsun- yeteneğinizin patı de cielo [cennet ekme­ği] olduğunu düşünen bîr ya da iki tane arkadaş şarttır. Her kadın bir Şükran Korosunu hak eder.
...
Başlayın; kirlenmiş nehri temizlemenin yolu budur. Eğer korkuyorsanız, başarısız olmaktan korkuyorsanız, size hemen başlayın derim, gerekirse başarısız olun, toparlanın, yeniden başlayın. Tekrar başarısız olursanız, başarısız olursunuz. Ne fark eder? Tekrar başlayın. Yeniden başlamaya duyduğumuz isteksizlik, durağanlaşmamıza neden olur, yoksa olduğumuz yerde saymamıza yol açan şey başarısızlığın kendi­si değildir. Korkuyorsanız, ne fark eder? Bir şeyin ortaya fırlayıp sizi ısıracağından korkuyorsanız, tanrı aşkına, hemen o işi yapıp kurtulun. Bırakın korkunuz ortaya fırlasın ve sizi ısırsın ki, işi bitirip devam edebilesiniz. Ondan kurtulacaksınız. Korku geçecek. Bu durumda onunla yüz yüze gelmeniz, onu hissetmeniz ve işi bitirip kurtulmanız, nehri te­mizlemekten kaçınmak için onu kullanmayı sürdürmenizden daha iyi­dir.

Vahşi olun; nehri temizlemenin yolu budur. İlk başta nehir kirli ak­maz; buna biz neden oluruz. Nehir kurumaz, onu biz tıkarız. Eğer onu özgürleştirmek İstiyorsak, kendi düşünsel hayatlarımızın özgürce akmasına, daha işin başında hiçbir şeyi sansürlemeden her şeyin ortaya çıkmasına izin vermemiz gerekir. İşte yaratıcı hayat budur. Kutsal pa­radokstan yapılmıştır. Tamamen İçsel bir süreçtir. Yaratmak için taş gi­bi duygusuz olmaya, bir eşeğin üstündeki tahtta oturup ağzından ya­kutlar tükürmeye İstekli olmak gerekir. O zaman nehir akar, o zaman onun aşağıya doğru inen akıntısında ayakta durabiliriz. Taşıyabileceği­miz kadar çok şey yakalamak İçin etek ve gömleklerimizi açabiliriz.


Tan Olmak

Tan olmak
kutsamak için tanı;
kuş olmak
hayran olmak için kuşa;
çimen olmak
yaraşmak için çimen yaşamına:
yitmekti sevmek
sevilende.
Yele oldum
(günaydın, kısrak!)
Taşyaprağı oldum,
(iyi akşamlar, gelincik!)
ve şu yassı çakıl
öteki çakılların arasında
dalgaların çarptığı.
Değişim,
artık değişmek istemiyorum:
seviyorum.
Aşk,
artık sevmek istemiyorum:
değişiyorum.


Bolluk Ve Bereket Bilinci

Bolluk bilincini kazandığınız anda yaşamanızda sadece para’nın değil, arkadaşların, bilgilerin, paylaşımların ve sevginin de bol olduğuna şahit olacaksınız.

1- Almayı Öğrenin
Bazı insanlar sadece vermek isterler almak onlar için kötü ve yanlış bir şeydir. Ben vermeyi cok severim ama almak beni rahatsız eder diyen insanlardansanız öncelikle şunu bilin ki bolluk enerjisi sizi ziyaret etmeyecektir. Kim istenmediği yere gider ki. Verdiginiz gibi almayı da bilmeli ve aldıklarınızı hak ettiğinizi bilmelisiniz. Almak da vermek kadar doğaldır ve unutmayın almayı bilmeyenin, verecek bir şeyi kalmaz.
2- Para Kirli Değildir
Bazı insanlar için para pis bir şeydir. Zenginlik günahkarlıktır. Her gördükleri zengin icin kimbilir bu parayı kimin canını yakarak kazandı diye düşünürler. Oysa evrendeki herşey enerjidir ve para da bir enerjidir. Para nötr bir enerjidir onun iyi mi kötü mü algılanacağı size bağlıdır. Bir insan parasıyla iyi güzel şeylerde yapabilir. Ya da para temiz bir şekilde de kazanılabilir. Tüm zenginler kötüdür düşüncesini aklınızdan çıkartın ve parayı pis bir şey gibi görmeyin. Kendinizle ilgili olumlu kanılarınız varsa para içinse olumsuz kanılara sahipseniz paranın size gelme olasılığı hemen hemen yok olur. Nasıl mı? Ben iyiyim, para kötü ikilemi şu noktaya gider. Para bana gelmeyecektir. Bu düşünceyi değiştirin.
3- Sözlerinize dikkat edin
Bolluk ve bereketi size çeken önce zihinsel durumunuz, sonra sözlerinizdir. Ben paraya hic değer vermem, zaten hep kaybederim, para ile aram yoktur gibi sözleriniz parayı sizden uzaklaştıracaktır. Bilinçaltınızı bu sözlerle programlarsanız, bilinçaltı bu komutları gerçeleştirmek için sadık bir hizmetkar gibi çalışacaktır ve kendi kendini gercekleyen kehanetiniz ortaya çıkacaktır. Zenginlik, bolluk ve bereket ile ilgili olumlamalar yapmanızı öneririm.
Örneğin;
Her geçen an para bana artarak geliyor, Bolluk ve bereket içindeyim, yaşamımda herşey yeterli, yaşamım bolluk ve bereket içinde, bana gelen parayı severek alıyorum ve o da daha cok geliyor gibi olumlamaları yapabilirsiniz.
4- Koşulsuz isteyin
İnsanlar genelde bir istekleri olduğu zaman bunu bazı koşullara bağlarlar. Şu arabayı satsam da ameliyat olsam, falanca gelse de su işimi halletse, şuraya gitsem de sunu elde etsem gibi. Oysa istekleriniz size bir çok farklı yoldan gelebilir, siz bir yola dikkatinizi ve enerjinizi vererek diğer yolları tıkamış olursunuz. Örneğin ameliyat için arabayı satmak isteyen kişinin gerçekte istemesi gereken sey şifadır. Şifa bir insana bir çok yoldan gelebilir, araba satılmasa da, ameliyat olacak para başka bir şekilde gelebilir. Hatta o ameliyatı olmadan bile şifa bulabilir. Oysa kişi dikkat ve enerjisini arabayı satarak şifaya verdiği için diğer yolları kapamış oldu. Koşulsuz istemek yaşamda amaçlara kavuşmanın temel şartlarından biridir. Şartları, durumu, mantığı bir kenara bırakın sadece isteyin. Ne istiyorsanız onu isteyin. Para mı, ask mı, iş mi her ne istiyorsanız onu….
5- Yaşamınızda boşluk oluşturun
Evren boşluk sevmez ve mutlaka doldurur. Eğer eviniz tıka basa eşya dolu ise ve eşyaları yenilemek istiyorsanız paranızın olmasını beklemeyin. Eşyaları daha en başından atın (tabi yaşamak için gerekenleri değil) Bir süre sonra yeni eşyalar bir şekilde gelecek. Yeni elbiseler istiyorsanız eskileri fakirlere verin. Eğer yaşamınızda yeterince bolluk ve bereket yoksa bunun için yer açıp açmadığınıza bakın. Yaşamınızda yeniliklere ve bolluğa yer açın ki gelsin. Bunun için önce evde kullanmadığınız eşyalarla, eskimiş elbiselerle, uzun süredir birikmiş ıvır zıvırla başlayın. Siz eskiyi bıraktıkça yeni gelecek. Unutmayın evren boşluk sevmez.
6- Borçları Değil, Kazançları Düşünün
Bir zamanlar bir öğrencim ”bir ayın kirasını ödeyince diğerini düşünüyorum” demişti ve para sorunundan yakınmıştı. Bende borcunu değil, kazanacaklarını düşün demiştim. Dikkatinizi neye verirseniz onu büyütürsünüz. Borçlara verirseniz borçları, kazançlara verirseniz kazançları. Bu en basit formüllerden biridir. Dikkatinizi kazançlarınıza verin ki onlar büyüsün. Bu öğrencim bu formülü başarı ile uyguladı. İşten ayrıldı, serbest calışmaya başladı, şimdi meslektaşlarına göre 4-5 kat daha fazla para kazanıyor. Unutmayın ancak fakir insanlar parayı kafalarına takarlar.
7- İmgeleme yapın
İmgeleme bolluk ve bereketi kendinize çekmeniz için en etkili yöntemlerden biridir. Bol bol imgeleme yapın. Dikkat edin hayal kurun demiyorum. Hayal kurmak daha başından isteklerinizin hayal olduğunu kabul etmektir! İmgeleme bundan başka bir şeydir. İsteklerinizi imgeleyin, imgenize duygu yükleyin ve evrene gönderin. İmgelemede istediğinizin olduğunu hissedin, aynı heyecanı duyun, mutluluğu yaşayın ve bunun olacağına yürekten inanin.
8- Düzenli olun
Zengin insanların ortak yanları, son derece düzenli olmalarıdır. Evleri, ofisleri, arabaları çok temiz ve düzenlidir. Gerçekten de benzer enerjilerin bir birini çektiği suptil dünyada bolluk enerjisini çekmek için temiz enerji alanına sahip ortamlarda yaşamalısınız. Düzensiz ve pis ortamlarda biriken negatif enerji ancak kıtlık enerjisini kendisine çeker. Bolluk ve bereket için temiz ve düzenli ortamlarda yaşamanız, iş yapmanız gereklidir. Şimdi çekmecelerinizi ve dolaplarınızı düzenleyin. Pis şeyleri temizleyin ve düzenleyin. Zengin olmak istiyorsanız zenginler gibi davranmayı öğrenmelisiniz.
9- Büyük Düşünün
Evrende herşey enerjidir. Bir tabak yemek de, son model arabada. Eğer yemek bulmak kolay ama araba zor derseniz işleyişi algılamadınız demektir. İstediğiniz arabada olsa yemekde ikisini de elde etmeniz aynı mekanizma ile calışır. Oysa yemeği her gün buluyorsunuz, çünkü bulacağınızı biliyorsunuz, buna inacınız tam. Oysa son model arabayı bulacağınıza inancınız yok. Eğer doğru şekilde istemeyi bilirseniz, yemek de araba da aynı şekilde size gelecektir. Ancak arabayı da bulacağınıza, yemeği bulacağınız kadar emin olmanız ya da arabayı da açken yemek ister gibi istemeniz gerekidir. İkisine sahip olmanın en önemli farkı budur. Bu yüzden büyük düşünün ve hayallerinize sınır koymayın. Sonuçta ne isterseniz elde etmenizin koşulları aynı.
10- Vermeyi de unutmayın
Küçük bahşişler, küçük hediyeler ve arkadaşlarşnşza yemek ısmarlamalar. Bunların hepsi aldıklarınızı paylaşmanız için önemlidir. Unutmayın evrene ne gönderirseniz size 10 katı geri gelir. Evrene bolluk içinde olduğunuzun mesajını gönderin. Vermeyi bilin ki alasınız. Şükretmeyi ve diğer insanları da düşünmeyi unutmayın.

 internetten

Yazgını seç, yazgını sev...

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.

Amor Fati 


Körüz Biz


Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan
Tan yerinden söken umut ışığı
Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim
Aydınlıklar sizin olsun körüz biz

Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara
Göremeyiz ateş böceklerini biz körüz
Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda

Bir bulut ne zamandır üstümüzde
Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında
Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz
Dolanır ayaklarımıza boğum boğum
Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır
Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz
Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner
Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden

Yeni körler peydahlarız uyur uyanır
Ayak altında eziledursun karınca sürüleri
Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel
Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi

Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı
Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan
Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta

Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan
Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk
Tetikte kendi parmağımız yabancının değil


Karakılçık adlı şiir kitabından