4 Nisan 2016 Pazartesi

İyi ki Doğdun Andrey Tarkovski...



Sanat akılsızlığı aşmakla yükümlüdür.

Yönetmen olmaya çalışan bir insan bütün yaşamını tehlikeye atmış demektir.

Benim bütün ilgim, görünüşte dingin, ancak esiri oldukları ihtiraslar yüzünden içsel gerilimle dolu karakterlere yöneliktir.

Gerçek yaşanılır, öğrenilmez. Haydi savaşa!

Film, hayatın dolaysız gözleminden doğar.

Sinemanın en temel öğesi, filmin en belirsiz karesinden en sonuncusuna dek var olan ve onu belirleyen en önemli şey, gözlemdir.

Sinemacılık hem yönetmen hem senaristten tek tek her durum hakkında geniş bilgi ister.

Edebi senaryo, belli bir çalışma aşamasında “ çekim senaryosu” olarak adlandırılan yeni bir yapıya dönüştürülmelidir.

Sinemada mizansen, seçilmiş nesnelerin bir çekim alanı üzerindeki düzeni ve hareketini belirler.

Bence sinemanın geleceği önünde dikilen en zararlı eğilim, kağıtta yazılı olanı, kelimesi kelimesine çalışmaya aktarmak, daha önceden düşünülmüş, genelde spekülatif yapıları doğrudan beyazperdeye yansıtmaya kalkmaktır.

Ne tür olursa olsun, bir sanat eseri yaratmak malzemeyle boğuşmak demektir.

Anılar bizi saldırılara açık, acı çekmeye hazır kılar.

Anı, zihinsel bir kavramdır.

Zaman, insana verilmiş hem tatlı hem acı bir armağandır.

Özgür olan, yalnızca kayıtsızlıktır. Kişilik sahibi olan özgür değildir, aksine kendi damgasının izini taşımak, gereklerine uymak ve esiri olmak zorundadır.