Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

31 Mart 2016 Perşembe

Kurt ile Köpek


Bir masal var kaf dağının ardında. Köpekle tazıyı anlatıyor masal , biz ne desek boşuna .Köpekler kuş uçurmaz olmuş çiftlikten, kurt bundan etkilenmiş tabi. Tazıya dönmüş açlıktan… Bir köpek görmüş dağda, yağlı, besili, parlak tüylü,yolunu şaşırmış besbelli, “bunu yersem ne güzel olur demiş. Saldıraya geçecekmiş ama çekinmiş.Aşağıdan alıp yaklaşmış yanına.
– İyi ense yapmışsınız maşallah demiş. Köpek şöyle uzun uzun bakmış.
– Siz de yapabilirsiniz bayım demiş. Benim gibi beslenmeyi isteseniz beslenirsiniz. Yaşamak sayılmaz sizinki, hep sefil olmak kötü bir şey besbelli. Ne bu böyle, ne rahat bir uyku, ne ağız tadıyla yenen bir lokma yemek.Gelin benim yanıma dünya varmış deyin. Kurt bayağı merak etmiş doğrusu. Nasıl bir işmiş ki bu ?
– Orda işim ne olacak benim ?


Çomar gülmüş:
– Hiççç demiş.Fakir fukaraya saldıracaksın, evin adamlarına kuyruk sallayacaksın, sahibine hoş görünmek tek görevin. Bunun karşılığında artık ne varsa hepsi senin. Tavuk kemiğimi istersin , güvercin, bıldırcın kemiği mi. Bu arada sırtını okşarlar sabah ve akşam keyfe bak.
Kurdun ağzı kulaklarına varmış , gözleri dolmuş sevinçten… Köpeğin peşine takılmış çiftliğe doğru yol alırken, boynunda bir iz görmüş
– Bu da nesi ? demiş.
– Hiçç demiş köpek
– Hiç ama ne ?
– Değmez konuşmaya bile nene gerek
– Söyleyin canım merak ettim işte.
– Tasmanın yeri olacak
– Neee? Bağlıyorlar mı ? demiş kurt; öyleyse her istediğin yere gitmek yok.
– Yook demiş. Köpek ne çıkar bundan ?


Kurt yolunu çevirmiş başka yöne:
-Sizin olsun eti de kemiği de ben özgürlüğümü kimselere veremem, kimsenin boyunduruğu altına giremem, demiş ve uzaklaşmış ordan. Gidiş o gidiş….

La fontaine masalları

Özgürlük


Çoğu insan özgürlüğü yanlış anlıyor, hatta bazen onu doğru olarak anlayan kimseyle henüz karşılaşmadığımı düşünüyorum. Tüm evren Mutlak Yasalar’dan ibarettir. Özgürlük eylemlere ancak yasalar kapsamında olduğu sürece serbestlik sağlar.

  Gerileyen, gelişmemiş olan, dar zihinli ancak sayıca daha fazla olanlar için özgürlük düşüncesi, yasalardan kaçmak demektir ki bu elbette imkansızdır. Tüm dünyevi zenginliklerden daha değerli olanı özgürlüktür; acı çekerken kendini sıkmaktan ve kilise kurallarının darlığından özgürleşmek; davranışlarda özgürleşmek, kılık kıyafette, eşyada özgürleşmek; yerli modaların dayatmalarından ve saçmalıklarından özgürleşmek, siyasi partilerin gösterilerinden ve siyaset kurallarından tamamen özgürleşmek ve hepsinden iyisi, hemen her birimizin özgürlük kavgası yapıp durduğumuz halde esiri olduğumuz kusurlu alışkanlıkların, nefsin zorba egemenliğinden tamamen özgürleşmektir.

   Böyle bir serbestlik anlayışıyla gerçek demokrasiye, onun yüksekliğine ulaşabilir miyiz? Bizler doğumdan ölüme kadar, her hareketi ve zamanın her dakikasını kapsayan karşı konulmaz yasalara tabi olduğumuz halde bir paradoksun eseri olarak bundan kaçıp özgür iradeye sığınmaya çalışırız. Oysa tuhaf da görünse bizler özgürlüğe sadece yasaların bilgisiyle ve onlara üstü örtülü bir boyun eğişle erişebiliriz. İnsan iradesinin, insanın özgür ruhunun önemi sözlere sığmayacak kadar büyüktür. Ancak yasaları anlayarak ve onlara uyarak gerçek özgürlüğe ulaşılabilir. Çünkü, Özgürlük Yasası en mutlak ve yüksek olandır.

  Sığ anlayışlarda özgürlük; kendini tüm yasalardan, tüm kısıtlardan muaf tutmak olarak görülmektedir. Bilge olanlar ise tam tersine bunda yasaların yasasını görmektedir, yani şuurlu iradenin veya insanın bir parçasının; tüm zamanlar boyunca varolmuş, tarihte yer etmiş, ölümsüzlüğün ispatı olan, tüm nesnel dünyaya ahlaki bir amaç ve insanlığa saygınlığını veren; evrensel, ebedi, ve şuursuz olanla birleşmesini görmektedirler.

Çeviren: Işık Uçkun

Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz


Yıl 1943.
Genç Mustafa'nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi'ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.
Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

"Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun." Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
- Alıyorum.
- Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten...

23 yaşındaki genç memur "Ne yapayım, ne yapayım?" diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce "Deli misin bey?" der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, "Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da" zihniyeti aynen var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.
İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "Kitap İare (Ödünç) Sandığı" yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar:
"Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz."


Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var.
Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

"Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak" der.
Mustafa artık Ürgüp'teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel'le köy köy gezmektedir.
Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca'nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa'nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.
Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.
Zenith ve Singer'e mektup yazar:
"Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım" der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar. Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, "kendi görev tanımı dışında davranıyor" diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp'e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.
Girişimcilik ne biliyor musun?
Bulunduğun yere yenilik katmalısın.
Mutlaka adım atmalısın.
Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
Bakın Nevşehir'den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.



Dilenci ve Şair

New York’ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci bir gün, bir şairin dikkatini çeker.
Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır.
Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar.
Dilencide sekiz dolar kadar olduğunu söyler.Bunun üzerine şair,dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek bir şeyler yazar;
‘Şimdi buraya senin kazancını arttıracak bir şeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin’ der ve oradan ayrılır.
Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca…
Dilenci:
‘Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?
Bunun üzerine şair gülümser ve:
Tabelada ” Doğuştan körüm, yardım edin ” yazıyordu.
Bense ” Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım “der.
Önemli olan, anlatılmak istenen şeyi en iyi şekilde anlatmak olduğuna göre; Her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır.
Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultuda genişletmeye uğraşalım. 


Çöp Kamyonu Kanunu


Kadın taksiye binmiş ve havaalanına gitmek istediğini söylemişti.

Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı. Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı.


Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu. Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.


Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Kadın bütün bu olanları sokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.


Sordu: "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti."


Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek: "Çöp Kamyonu Kanunu" dedi.


Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu mu?" diye sordu, anlamamıştı.

Şoför açıkladı :"Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın." 
 
Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla "size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun."

 

Kızılderili İlkeleri


Dua etmek için güneşle beraber uyan. Tek başına dua et. Sen konuşursan büyük ruh seni dinleyecektir.
Yollarını kaybedenlere karşı hoşgörülü ve toleranslı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve hırs kaybolmuş bir ruhun işaretleridir. Bir gün yollarını bulabilmeleri için dua et.
Kendini, kendin için ara. Başkalarının senin için yol çizmelerine izin verme. Bu senin ve yalnız senin yolun. Başkaları seninle beraber yürüyebilir ama senin için yürüyemez.
Misafirlerine düşünceli davran. En iyi yemeğini, en iyi yatağını sun. Onlara saygı göster ve onurlandır.
Senin olmayan bir şeyi alma. Başka bir insana, bir topluluğa, doğaya veya bir kültüre ait olabilir. Onlar kazanılmış veya sana verilmiş değildir.
Bu yeryüzünde var olan her şeye saygı duy. Bu bir insan veya bitki olabilir.
Başka insanların düşüncelerine, dileklerine ve sözlerine değer ver. Sözünü kesme, dalga geçme veya taklit etme. Her kesin kendini istediği gibi ifade etmesine izin ver.
Başkaları hakkında kötü konuşma. Evrene bıraktığın olumsuz enerjiler, bir kaç kat artarak seni yine bulur.
Herkes hata yapar ve her hata affedilebilir.
Kötü düşünceler aklın, bedenin ve ruhun hastalanmasına yol açar. Olumlu düşünce egzersizleri yap.
Doğa bizim için var olmaz, bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız.
Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Kalplerinde sevgiyi yeşert, onları erdemle ve hayat dersleriyle sula. Büyüdüklerinde, yeterince gelişebilmeleri için onlara alan tanı.
Başkalarının kalbini kırmaktan kaçın. Yarattığın acının zehri bir gün sana geri döner.
Her zaman gerçekten yana ol. Dürüstlük evrenimizde insan iradesinin bir sınavıdır.
Kendini dengede tut. Rasyonel Sen’i, Ruhsal Sen’i, Duygusal Sen’i ve Fiziksel Sen’i. Hepsi güçlü, saf ve sağlıklı olmalı.
Zihnini güçlendirmek için vücudunu da güçlendir. Duygusal yaralarını sarmak için ruhunu büyüt.
Kim olacağın ve ne yapacağınla ilgili bilinçli kararlar ver. Aldığın kararların sorumluluğunu al.
İnsanların kişisel alanlarına ve gizlilik taleplerine saygı duy.
Kimsenin kişisel eşyasına dokunma, özellikle de kutsal ve dini eşyalara.
Kendine adil davran. Kendini besleyemezsen, başkalarını da besleyemezsin. Önce kendine yardım et.
Herkesin inancına ve inanışına saygı duy. Başkalarını senin inandığın dine inanmaya zorlama.
Kaderinin güzelliklerini başkalarıyla da paylaş. Gönüllü olarak iyilik yap.