29 Mart 2016 Salı

Tanrılar Okulu

Evren olduğu haliyle mükemmeldir.
Değişmesi gereken yalnızca sensin !
Kişi başına gelen durumlara karşı tavrını değiştirdiğinde, başına gelecek olayların doğası da zamanla gelişecektir.
Senin içinde savaş olmazsa, dışında da olmaz. Kural budur.
Dünya tozdur, üfle gitsin !


Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın.


    Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
    Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.
    Ute Boyu
    Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın.
    Fox Boyu
    Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
    Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
    Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.
    Sauk Boyu
    Bir düşman çok, yüz dost azdır.
    Hopi Boyu
    Bir kere "Al şunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir.
    Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.
    Bütün dinler Tanrı'ya dönüş yolunda bastığımız taşlardır.
    Bütün Kızılderililer her yerde durmadan dans etmelidir. Önümüzdeki ilkyaz Yüce Ruh gelecek. Bütün av hayvanlarını geri getirecek. Avdan geçilmeyecek bu topraklarda. Bütün ölü Kızılderililer geri gelecek ve yeniden yaşayacaklar.
    Wovoka Boyu
Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır.
    Cevap vermemek aslında bir cevaptır.
    Hopi Boyu
    Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatin dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere degişmeye başlamış olacaktır.
    Mohawk Boyu
    Dur, dinle. Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın.
    Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.
    Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım.
    Apache Boyu
    Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanların boyunu geçmişse o ülkede güneş batıyor demektir.
    Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.
    Eğer sorsanız: 'Sessizlik nedir?' Cevap veririz: O Büyük Ruh' un sesidir. Yine sorsanız: 'Sessizliğin meyveleri nelerdir?' Cevap veririz: Kendi kendini kontrol, gerçek cesaret demek olan metanet, sabır, vakar ve saygı.'
    Fakir olmak, şerefsiz olmaktan daha küçük bir meseledir.
    Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.
    Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
İnsan iki ruhludur. İçinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.
    Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal.
    Lumbee Boyu
    Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.
    Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar... Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür.
        Kızılderili Reisi Seattle
    Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir.
    Herbirimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlatmakta fayda var.
    İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar.
    İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir...
    İnsan iki ruhludur. İçinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.
    İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.
    İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
    Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur.
    Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et. İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
    Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır.
    Cherokee Boyu
    Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü!
    Cheyenne Boyu
    Nimet de külfet de 'Büyük Ruh' un elindedir. Bazen onun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır.
    Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
    Hopi Boyu
Onun ayakkabıları ile bir mil yürümediğiniz sürece bir kişiyi asla eleştirmeyin.
    Onun ayakkabıları ile bir mil yürümediğiniz sürece bir kişiyi asla eleştirmeyin.
    Senin vicdanın senden başkasını temsil edemez.
    Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile, sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz.
    Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
    Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli.
    Siyu Boyu
    Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
    Siyu Boyu
    Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu Yaratıcı'dan ödünç aldınız.
    Mohawk Boyu
    Ulu Ruh'un kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
    Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
    Yağmur iyilerin üzerine de yağar, kötülerin de..
    Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
    Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.
    Yaşlılık ölüm kadar şerefli değildir. Yine de çok kimse onu ister.
    Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık.
    Bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmek de korkaklıktır.

kaynak...vikisöz
 
Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın.

A bunch of music



 

Mark Twain



Bazen merak ediyorum, dünyayı yönetenler bizimle kafa bulan zeki insanlar mı, yoksa gerçekten bu kadar embesiller mi? 


Sokrates’in Savunması


M.Ö. 399 yılında, üç Atinalı, Sokrates’in aleyhine, onu topluma karşı tehdit olmakla suçlayan bir kamu davası açarlar. Suçlama iki bölümden oluşur;
* Onun sapkın bir mezhebe sahip olduğu iddiası
* Gençlerin kafasını karıştırarak onları yanlış yöne sürüklediği iddiası
Bu iddiaların temelinde ise siyasi ve dini nedenler yatmaktadır. Daha önceden Sokrates’in çevresinde yer alan aristokratların, ülkede kötü anılarla hatırlanıyor olması ve bunun yanında, Sokrates’in dindeki birtakım yanlışlıkları söylemesi dava açılmasında başlıca etkenlerden olmuştur.
Sokrates’in savunması üç bölümden oluşur;
Sokrates’in kendini savunması
Ceza için önerisi
Mahkemeye son hitabı

Sokrates kendini savunurken öncelikli olarak vurgu yaptığı nokta, ölümün korkulacak bir durum olmadığı, ölümden kurtulmak için yalan söylemeyeceği, her zaman gerçekleri aktaracağı yönündedir. Ve bu şekilde bir hayat yaşadığı için ölüme mahkum olacağını önceden de bilseydi, yine de aynı hayatı yaşayacağına, felsefesiz bir hayat düşünemediğine değinir ve “Hiçbir şeye değmeyen bir adam bile hayatını ölüm ve yaşam ihtimallerini hesaplayarak geçirmemelidir; düşünmesi gereken tek şey, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur, yani iyi bir adam olarak mı yoksa kötü bir adam olarak mı yaşayacağıdır.” şeklinde açıklamalarda bulunarak ölüm korkusunun olmadığını pekiştirir.
Bir diğer nokta ise gençleri baştan çıkararak ülkelerini ve dinlerini yanlış aktarmadığını belirtmek istemesidir. Üstelik farklı bir iddia daha vardır ki o da, gençlerden para aldığı yönündedir. Kaldı ki bir insanı gerçek anlamda eğitebilen kişilerin para almasının bile o kişi için bir onur olacağından ancak kendisinin böyle bir yola başvurmadığından ve bu kötü şöhretinin, sahip olduğu bir çeşit hikmetten kaynaklandığından söz ediyor. Bu hikmetin ise insanların elde edebileceği bir hikmet olduğundan ve bu “sınırlı” anlamda bilge olduğundan bahsediyor. Ve bu bilgeliğin insanüstü olmadığını, gençleri de bu bilgeliğin ışığı doğrultusunda, doğru olanı anlatarak etrafında topladığını; varlıklı ailelerin yapacak işleri olmayan çocuklarının, onun hayatı ve insanları sorgulamasından hoşlandıklarını belirtmektedir. Ve Sokrates bilgeliğini şu şekilde tanımlamaktadır:
Bilgelik, hiçbir şey bilmediği halde bildiğini zannetmek değil; bilmediğini bilmektir. Ve sizin en bilgeniz Sokrates, kendi bildiğinin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir.
Kitabın akışı içerisinde bunun gibi açıklamalar ve çarpıcı benzetmeler dikkati çekmektedir. Bu benzetmelerin bir diğeri ise şu şekildedir:
Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz.
Ancak Sokrates, tüm bu açıklamalarına rağmen mahkeme heyetini ikna edemez ve mahkeme ona iki seçenek sunar; ya sürgüne gönderilecektir ya da idam edilecektir. Sokrates ise ölüm cezasını talep eder. Çünkü başkalarının istediği şekilde bir hayat yaşayıp, kendi felsefesini gerçekleştiremeyecekse, ölmeyi buna tercih eder. Felsefe olmayan, sorgulanmayan bir hayat düşünemez. Çünkü onun için “Sorgulanmayan yaşam, yaşamaya değmez.”




Kızılderili Reisin Mektubu

Bu mektup, “Duwarmish” Kızılderililerinin reisi SEATTLE tarafından
“Washington'daki büyük başkan”a yani 1853–1857 seneleri arasındaki
Amerikan Cumhurbaşkanı Franklin Pierce'ye ithaf en yazılmıştır.

Yale, Sorbon, Oxford ya da bir başka okuldan mezun olan
ünlü bir düşünürün sözleri değil bunlar.
Nobel ödülü kazanan bir edebiyatçının da değil.
Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği
Kızılderililerin şefi Seattle'nin beyaz başkan'a mektubu:

“Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan...
Ama biz sizin, dostluğumuza, ihtiyacınız olmadığını biliriz.
Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz?
Ya da satabilirsiniz?
Ya toprakların sıcaklığını?
Ağzımdan çıkan sözler yıldızlara benzer, büyük başkan, hiç sönmezler.
yüzden söyleyeceklerime güveniniz.
Havanın taze kokusuna
Suyun pırıltısına
Sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?
Kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum için...
Yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı
Denizi kucaklayan kumsallar
Karanlık ormanların koynundaki sis
Şakıyan böcekler...
Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları
Ağaçların özsuyunda saklıdır.
Toprak bizim anamızdır.
Washington’daki büyük başkan
bizden topraklarımızı istediği zaman bütün bunları istemektedir.
Büyük başkan bizim babamız biz de onun çocuklan olacakmışız.
Büyük ruh ulusumuzu sever fakat nedendir bilinmez
Kızılderili çocuklarını terk etti.
Şimdi size makineler yolluyor ve çok yakında beklenmedik yağmurlar sonrası yataklarımıza taşan ırmaklar örneği beyaz adam
bu toprakların her karışını dolduracak. Bizler yetim kaldık.
Çünkü başka ırklardanız. Çünkü ihtiyarlarımız farklı öyküler anlatırlar.
Bilesiniz ki...
Derelerin ve ırmakların içinden geçen sular
Sadece su değildir.
Atalarımızın kanıdır o.
Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam
Toprağı çocuklarından çalar.
Açlığın, dünyayı saracak beyaz adam
Ve ardından koskoca bir çöl bırakacaksın.
Sabahın sisi dağların karnından doğan güneşi görür.
Ve kaçar.
Demir at (lokomotif)
Öldürüp çürümeye bıraktığınız,
Binlerce buffalo'dan nasıl kıymetli olabilir?
Nasıl? Anlayamıyorum.
Hayvanlar insanları bıraksa,
İnsanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi?
Hayvanların başına gelen, insanın da başına gelecektir.
Toprağın başına gelen, oğullarının da başına gelecek...
Çocuklarımıza bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretin. Toprak bizim anamızdır.
Ve toprağa tükürülmez.
Toprak insana değil, insan toprağa aittir.
İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece...
Beyaz adam neyi satın almak istiyor?
Gökyüzü ve toprakların sıcaklığını mı?
Koşan antilopların çabukluğunu mu?
Biz size bunları nasıl satabiliriz?
Ve siz nasıl satın alabilirsiniz?
Bir kâğıt parçasını imzaladığımız
ve beyaz adama verdiğimiz için
her şeyi yapabileceğini mi zanneder beyaz adam?
Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek, bunu nasıl satabiliriz size? 
Son buffalo da öldüğünde onları tekrar nasıl satın alabilirsiniz?
Beyaz adam geçici bir iktidardadır ve o kendini her şey zannetmektedir.
Bir insan annesine sahip olabilir mi?
Günlerimizin kalan kısımlarını nerede geçireceğimiz önemli değil.
Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış gördüler.
Savaşçılarımız utandırıldılar.
Yenilgiler sonrası kendilerini içkiye ve yemeye verdiler.
Bu yolla vücutlarını uyuşturuyorlar.
Birkaç kış ömrümüzün kaldığı bu topraklarda
yakında matemimizi tutacak bir tek kişi bile kalmayacak. 
Ama niye ağlayayım? İnsanlar denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler.
Biz gidiyoruz, ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi bugünden biliyoruz. 
Hepimiz aynı büyük ruhtan geliyoruz.
Beyazlar da bir gün bu topraklardan gidecektir.
Belki de bütün ırklardan daha çabuk. 
Yataklarınızı zehirlemeye devam edin.
Ve bir gün kendi çöplerinizde boğulacaksınız.
Bu kader bizim için şu anda bilinmezdir.
Fakat biliyoruz ki, batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız.
Bütün buffalolar öldürüldükten, yaban atları ehlileştirildikten,
ormanların en gizli köşelerine kadar dünya insan kokusu ile dolduğunda
sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra...
Bir bakacaksınız ki... Gökteki kartallar yok olmuş.
Hızlı koşan taylara elveda demişsiniz. Bu ne demektir, biliyor musunuz?
Bu yaşamın sonu ve sadece daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır...
Biz (kardeşlerininkinden ne kadar farklı olursa olsun)
her insanın istediği gibi yaşamasını savunuruz.
Eğer biz teklifinizi kabul edersek, bu sadece yeni topraklan güvence altına almak için olacaktır ve orada son günlerimizi rahat ve huzurlu geçirebiliriz belki...
Size bu topraklarımızı sattığımız zaman, siz de onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz, onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz.
Ve onu bugün bulduğunuz gibi hatırlayınız.
Bu topraklan ve üzerindeki canlıları çocuklarınız için koruyunuz.
Çünkü bu dünya kutsaldır.
Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz,
belki biz hepimiz kardeşiz, bunu zaman gösterecek.”
Duwarmish kızılderililerinin reisi
Reis Seattle

Fragmanlar


Kendinizi başkasına anlatmayın..
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur.
Sevmeyen de inanmayacaktır zaten…
Onun hayatında bir seçeneksen,
Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme.
İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür…
Uyandığında iki seçeneğin var…
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak…
Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız…
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz…
Garip ama gerçek…
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil…
Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme…
Zaman nehir gibidir…
Aynı suda iki kez yıkanılmaz…
An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez…
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın…
Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz…
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez…“


Bil ki güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdur.


Âriflerin alâmeti üçtür: Gönül fikriyle; beden hizmetiyle; gözün gerçekleri görmesiyle meşgul olmak...

Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgindir.

Bazen dönüp arkasına bakması gerekir insanın, nerden geldiğini unutmaması için.

Bil ki güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdur.

Eğer susarsan konuşman daha aydınlık olur... Çünkü sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Sabırsızsın, oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır.


Şarabi Haller


Şarabi Haller
Ömer Hayyam “Cemşit” rubaisinde:
Yıkık bir saray bu dünya dedikleri
Gece ve gündüz atlarının durak yeri
Yüz Cemşit’den arda kalmış bir dünya bu
Yüz Behram kendinin sanmış bu gökleri.” der…
Cemşit: Zerdüşt dininin kutsal kitabı Avesta’da geçer. Pers ülkesi kralıdır. Kral Cemşit bağ bozumu sonrası çok sevdiği üzümleri kışın bile yemeği umarak, büyük küplere doldurulup mahsende saklanmasını emreder. Zaman içinde üzümler çatlayarak fermantasyon ile köpürmeye başlar ve farklı kokular yükselir.
Bunun zehirli olabileceğini düşünen Cemşit, küplerin üzerine zehirlidir diye yazdırır. Depresyona giren cariyelerinden biri ölmek ister ve zehirli sıvıdan içmeye başlar. Zaman içinde cariyede ne gam kalır ne keder. Bunun üzerine cariye durumu Cemşit’e anlatır.. O günden sonra şarap, Cemşit’in ve tören yemeklerinin vazgeçilmez içkisi olur.
Fransa’nın Chardonnay üzümünün orijini; Kudüs’ün tepelerindeki bağlardır. İbranice etimolojisi Shaar-adonay yani “tanrının kapısı” demektir.
Şarap – Peynir ilişkisi:
6 bin yıllık Sümer tabletinden; “Onda olup da bende olmayan ne var? O bana taze şarabını sunar, ben ona taze süt veririm. O bana olgunlaşmış şarabını sunar, ben ona iyi peynirlerimden veririm.”

 felsefe taşı | düşünce platformu