Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

26 Şubat 2016 Cuma

Deniz Feneri


Aklıyla her zaman şu gerçeği kavramıştı ki, mantık, düzen, adalet diye bir şey yoktu; çile, ölüm ve yoksullar vardı. İnsanların işleyemeyeceği kadar aşağılık hiçbir ihanet yoktu; bunu biliyordu. Hiçbir mutluluk uzun sürmüyordu; bunu biliyordu.

 Her şeyi tam zamanında yapmak, ancak yaşamımızın sonlarına doğru öğrenebildiğimiz o küçük erdemlerden biridir.

    Bu karanlık öz her yere gidebilirdi, çünkü kimse onu görmüyordu. Ona engel olamazlar diye düşündü büyük bir sevinçle. Özgürlük vardı, huzur vardı, hepsinden daha güzeli de bir bütünlenme, sağlam bir istikrar tabanı üzerinde durup dinlenme vardı. Onun deneyimlerine göre, insan kendisi olarak asla durup dinlenemiyordu, sadece bu karanlık yarık haline gelirse oluyordu bu. İnsan kişiliğinden kurtulunca, endişeden, aceleden, hareketten de kurtuluyordu ve bu huzurda, bu dinlenmede, bu sonsuzlukta her şey birleştiğinde, hep hayata karşı kazanılmış bir zafer nidası dilinin ucuna kadar geliyordu.

 Bu kadının zihnindeki ve kalbindeki bölmelerde,kral mezarlarındaki hazineler gibi üzerinde kutsal metinler yazan tabletler durduğunu hayal etmişti, eğer okunabilseler insana her şeyi öğretebilirler ama asla açıkça sunulmazlar, asla uluorta açıklanamazlardı.
   
    Oğlunun kestiği resimleri toplarken çocuklar asla unutmaz dedi içinden. O yüzden insanın ne dediği, ne yaptığı önemliydi ve onlar yatmaya gidince insan rahatlıyordu. Çünkü artık kimseyi düşünmesine gerek olmuyordu. Kendisi olabiliyor, kendisiyle kalabiliyordu. Şu sıralar da sık sık bu ihtiyacı duyuyordu, düşünmek ihtiyacını, aslında düşünmek bile değil. Konuşmamak; yalnız olmak. Yayılan, ışıldayan, sesli ne varsa, tüm oluşlar ve tüm davranışlar buharlaşıyordu; insan bir ağırbaşlılık duygusuyla kendisi olana, başkalarının göremediği yarık biçiminde karanlık bir öz halinde kalana kadar çekip küçülüyordu.
  
    ... tüm fazlalıkları birden silkip atmak, özleşmek, küçülmek, bedence bile daha hafiflemek, daha yalın görünmek ve yine de kafa gücünden hiçbir şey yitirmemek; kendi küçük toprağı üzerinde durup; bilisizliğin, aymazlığın karanlığına meydan okumak...
 
    Shakespeare hiç var olmamış olsaydı, diye sordu, dünya bugün olduğundan çok farklı mı olurdu? Uygarlığın ilerlemesi büyük adamların varlığına mı bağlı? Sıradan bir insanın günümüzdeki durumu Firavunlar zamanına göre daha mı iyi? Uygarlığın ölçüsü sıradan insanların yaşam koşulları mı, diye de sordu kendi kendine. Herhalde değil. Belki de insanlığın iyiliği için bir köle sınıfının olması şart. Belki de metrodaki asansörcü ebedi bir gereklilik. Bu düşünce hiç hoşuna gitmedi. Başını iki yana salladı. Bu fikirden kaçmak için sanatların egemenliğine burun kıvırmanın bir yolunu bulacaktı. Dünyanın sıradan insan için var olduğunu öne sürecekti; sanatların yalnızca insan yaşamının üzerine eklenmiş bir süs olduğunu; yaşamın ifadesi olmadığını. Yaşam için Shakespeare de gerekli değildi.
  
    Güneş ışığını içerideki derinliklere taşıyan huzmenin yarı yolunda belki de acı ve kara bir gözyaşı oluşmuştu; bir gözyaşı akmıştı; dalgalanan sular o gözyaşını kendine katmış ve durulmuştu. Bu kadar kederli görünen biri olamazdı.
  
    Keşke hep bir bebeği olabilseydi. Kucağında bir bebek varken dünyanın en mutlu insanı oydu. O zaman insanlar istedikleri kadar zorba, hükmetme sevdalısı, baskıcı olduğunu söylesinler, aldırmazdı.

DEMİŞSİNİZ ÖĞRENMEK İSTEMEM HİÇBİR ŞEY


Duyduğuma göre,
hiçbir şey öğrenmek istemem, demişsiniz.
Siz bir milyonersiniz öyleyse.

Korkunuz yok geleceğinizden,
pırıl pırıl önünüz, aydınlık.
Ne güzel kader hazırlamış ananız babanız size,
takılmayacak ayaklarınız hiçbir taşa.
Kalın isterseniz olduğunuz gibi,
ne olacak sanki öğreneceksiniz de.

Bazı zorluklar çıksa da karşınıza,
boş yere üzmeyin kendinizi;
Gösterirler size önderleriniz
yapmanız gereken şeyi.
Öğrenmişlerdir onlar nasıl olsa
bütün engelleri aşmanın yolunu,
bilirler nedir her devirde geçer akça.

İşte her şey önünüzde hazır, ne isterseniz,
gerek yok parmağınızı bile oynatmanıza.
Kurulmuş olsaydı düzen başka türlü,
o zaman gerekirdi bir şeyler öğrenmeniz.

Türkçesi: A.Kadir