Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Milli Birlik ve Beraberlik, Ülke Bütünlüğü

 Her Türk'ün büyük bir dikkat ve titizlikle koruması gerekli Millî Birlik ve Beraberlik ilkesi, Atatürk milliyetçiliğinin zorunlu bir sonucudur. Bu görüş ve anlayışa göre, millet ülkesiyle birlikte bölünmez bir bütündür. Herkesin bunu kabul etmesi ve aynı idealleri gerçekleştirmek için birlikte hareket etmesi gerekir.
   Atatürk, Türk milleti bir bütün haline gelmeden Kurtuluş Savaşı'nı başlatmamıştı. Ancak bölücü, zedeleyici akımları ve ayaklanmaları bastırdıktan sonra başarı yolları kendisine açılmıştır. Atatürk konuşmalarında, sırası geldikçe, hem zaferin hem de inkılâpların milli birlikle gerçekleştiğini belirtmiştir. O, hiçbir zaman vatanı milletten ayrı düşünmemiştir.
   Madem ki millet aynı ideale bağlı insanların oluşturduğu bir birliktir, o halde insanların üzerinde yaşadığı vatan parçası da bir bütündür, kutsaldır. Bölünemez, parçalanamaz. Bunun aksini düşünmek milliyetçiliği inkâr etmek olur. Milliyetçilik inkâr edilecek olursa Türk varlığı da sona ermiş olur.
   Atatürk her bakımdan birleştirici bir insandı. Çeşitli görüşlere sahip insanları ortak bir amaç uğrunda birleştirdi. O'nun bu yeteneği Türk Milleti'nin birlik sevgisinden kaynaklanıyordu. Bu sevginin sürdürülmesi geleceğimizin en büyük güvencesidir. 


Akılcılık ve Bilimsellik

   Atatürk´ün en büyük özelliklerinden biri de bilimsel ve akılcı bir düşünceyi (rasyonalizm) Türk toplumunun bütün alanlarına egemen kılmak çabasıdır.
Daha önceki bölümlerde de görüldüğü gibi, Atatürk insan aklına çok değer verirdi. "Akıl ve mantıkta çözümlenemeyecek sorun yoktur" sözü O´nun bu konudaki görüşünü en özlü biçimde açıklamaktadır.
   Yüzlerce yıl koyu bir kadercilik anlayışı içinde yaşayan Türk toplumunu yeniden canlandırmak, ancak akılcılığın her işte öncü olmasını sağlamakla olurdu. Atatürk bu nedenle akıl yoluna ağırlığı vermiş, her işin ölçüsü olarak aklı kullanmıştır.

   Akılcılığın zorunlu sonucu bilimselliktir. Bilimler, akıl yolu ile yapılan zihinsel çalışmalardan çıkar. Batıda akılcılık başladıktan sonra, önce doğrudan doğruya akıl ilkeleri demek olan matematik büyük bir gelişmeye kavuştu. Matematiği mekanik izledi. Sonunda akıl ve deney yolu ile öteki bilimler hızla ilerledi. Bundan da teknoloji doğdu.

   Görülüyor ki, akıl ve bilim her türlü gelişmenin kaynağıdır. Bunun için Atatürk, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir... Türk Milleti´nin yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir" demiştir.
   Türk milleti gerçekleri akıl ve bilim yolu ile değerlendirdikçe ilerleyip gelişecektir. Ekonomik, kültür ve ahlâk alanında gelişme buna bağlıdır. Unutulmamalıdır ki, ahlâk kuralları da akıl yolu ile konulmuştur.

Milli Egemenlik


Egemenliğin, yani devleti kuran, yöneten en üstün gücün, kişilere veya belli zümrelere değil, doğrudan doğruya millete ait olması, cumhuriyetçilik ilkesini bütünler.
 Cumhuriyetçilik bahsinde görüldüğü gibi aristokratik veya oligarşik cumhuriyetler de vardır. Ama gerçek cumhuriyet egemenliğin millete ait olduğu cumhuriyettir. Atatürk, TBMM´nin toplanmaya başladığı ilk günden başlayarak sırası geldikçe bütün gücün millette olduğunu belirtmiştir. O´na göre, "millet her türlü isteğini yerine getirme gücüne sahiptir. Millet girişimlerinin önüne geçebilecek hiçbir kuvvet yoktur."
 Atatürk´ün hem vatanın kurtuluşunu, hem de inkılâpları doğrudan doğruya milleti temsil eden TBMM kanalıyla gerçekleştirdiğini biliyoruz. Çünkü O, millet iradesinin üstünde bir güç olabileceğini kesinlikle kabul etmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti´nin egemenliğini kendi eliyle kullanmasından doğup gelişmiştir. Egemenliği milletinin elinden almak artık düşünülemez.

Çağdaşçılık ve Batılılaşma


Akılı ve bilimi kendine öncü yapan Atatürk çok gerçekçi idi. Madem ki Türk milleti modernleşecek, yenileşecekti, o halde, yapılması gereken şey, yaşanılan çağda en gelişmiş kurumlan hiç çekinmeden benimsemekti. Çağdaş kurumlar Batı´da idi. Öyleyse Batı´ya yönelmeliydi.
    Atatürk bir Batı hayranı değildir. Uzun yıllar Batı´lı devletlerle çarpışmış, onların emperyalist oyunlarını bozmak için uğraşmış, bir büyük asker, kuşkusuz gözü kapalı bir Batı taklitçisi olamazdı. Ama, ger?ekleri görmesini bilen Atatürk en ileri kurumların Batı´da olduğunu görmezlikten gelemezdi. Bunun için Batı´ya yöneldi. Çağdaş kurumlar söz gelişi Afrika´da olsaydı elbet oraya yönelecekti. Şu sözleri ne kadar ilgi çekicidir: "Memleketimizi modernleştirmek istiyoruz. Bütün çalışmamız Türkiye´de modern yani Batı´lı bir hükümet vücuda getirmektir. Uygarlığa girmeyi isteyip de Batı´ya yönetmeyen millet hangisidir?". Özellikle son cümle çok dikkate değer ve Atatürk´ün gerçekçiliğini bir kez daha kanıtlar. Batı´ya bizden çok daha uzak olan Japonlar, Türkler´den önce Batı kurumlarını olduğu gibi almış ve bugünkü durumlarına erişmişlerdir.
   Atatürk, Türk Milleti´nin tarihsel bir gerçeğini de çok özlü biçimde açıklamıştır: "Türkler´in yüzlerce yıldan beri izlediği hareket devamlı bir yön muhafaza etti. Biz her zaman Doğu´dan Batı´ya yürüdük."
   Öyle ise Türk milliyetçiliği ruhu içinde cağdaşlasılacaktır. Çağdaş
kurumlar Türk´ün elinde kendi kişiliğini kazanacaktır. Akıl ve bilim yolunun buyruğu budur.

Özgürlük ve Bağımsızlık


   "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Atatürk, yeni devletin kurulmasında bu düşüncesinden güç almıştır.
   Özgürlük, hem devlet hem de vatandaşlar için söz konusudur. Devletin özgürlüğü, bağımsızlığı demektir. Bağımsız olmak, başka bir devletin güdümüne girmemek, diğer devletlerle birlikte oluşan topluluklarda, milli çakarların gerektirdiği biçimde davranabilmektir.
   Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin yok olan özgürlük ve bağımsızlığını yeniden kazanabilmesi için yapılan bir savaştır. Osmanlı Devleti son zamanlarında serbestçe hareket etme özgürlüğünü yitirmişti. Nihayet devlet parçalandı ve sona erdi. Kurtuluş Savaşı´nın sonunda da Türk milleti yeniden özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuştu.
   Özgür ve bağımsız olmayan bir devlet dilediği biçimde hareket edemez. Atatürk bağımsızlığımıza sürdürmekte çok dikkatli ve ciddi davranmıştır. Türkiye Cumhuriyeti O´nun zamanında en saygın devletlerden biri oldu. Büyük devletler bile gerekirse, Ankara´daki Mustafa Kemal´e danışmanın zorunlu olduğunu kabul etmişlerdir. Bu özgürlük ve bağımsızlıktır ki, Türk Devleti´nin rahatça gelişmesini, serpilmesini ve inkılâpların yapılmasını sağlamıştır.
   Gerek cumhuriyet gerek milliyetçilik ancak özgür ve bağımsız bir devlette anlam kazanır. Bu sebeple, Türk Devleti´nin özgürlük ve bağımsızlığı her türlü düşünce akımlarının üstünde olmalıdır.
   Özgürlüğün ikinci çeşidi vatandaşlar için söz konusudur. Cumhuriyet rejimleri aynı zamanda demokratik iseler, bu, vatandaşın rahat ve Özgür yaşamasını sağlar. Demokrasinin temeli budur. Cumhuriyet Türkiye´sinde vatandaşlar özgürlüğe sahiptirler. Ancak şunu da unutmamalıdır ki, her bireyin özgürlüğü diğer bireyin özgürlüğü ile sınırlıdır. Sonsuz özgürlük yoktur. Vatandaşlar birbirlerinin özgürlüklerine saygılı oldukları sürece demokratik hayat sürer, aksi kargaşa yaratır.
   Atatürkçü özgürlük, herkesin hakkına saygı gösteren bir anlayışı kendine temel bir kural olarak alır.