Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

28 Ocak 2016 Perşembe

Bir şey insana ait


Son kadeh içilmiş,
son söz edilmişti.
bir düşünce sardı hepsini...

bir hatıra
bir hırs
bir kıskançlık
bir yanıltı
bir kardeşlik
bir yanlışlık
bie kin
bir ümid

BİR ŞEY İNSANA ait...


İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır...


İnsanların çoğu, kendileri değil başkalarıdır; düşünceleri başkalarının düşünceleridir; yaşamları başkalarını taklittir ve tutkuları ise alıntılardır.Şimdilerde insanlar özbenliklerinden korkuyorlar.

Devlet yararlı olanı yapmak için vardır, birey ise güzel olanı.

    İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır...

    Başkalarının düşüncelerine göre hareket edeceksek kendi düşüncelerimizin ne anlamı kalır.

    Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet de, Çok Tehlikelidir.

    Dünyanın en güçlü en dayanıklı kişisi de olsan, Sevdiğine her zaman yenik düşersin.

    Erkekle kadın asla birlikte huzura kavuşamazlar.Ya birbirlerini yiyip bitirirler ya da daha kötüsü sıkıntıdan bunaltırlar.

    Düşmanlarınızı her zaman bağışlayın.Hiçbir şey onların bu kadar çok canını yakmaz.

    Bazı kişiler nereye giderlerse etraflarına mutluluk verirler. Bazı kişilerse ne zaman giderlerse.

    Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirde olursa,bir o kadar yanılmaktan korkarım.

    Bir kadının yeniden evlenmesi, onun ilk kocasından nefret ettiğini gösterir. Bir adamın yeniden evlenmesi, onun ilk karısını çok sevdiğini gösterir.

    Hiç düş kırıklığına uğramayanlar hiç umut beslememiş olanlardır.

    Ruh yaşlı doğar fakat gençleşir; hayatın komedisi bu. Vücut da genç doğar gitgide yaşlanır. Bu da hayatın trajedisi..

    Yaşamak yürek ister; belki de bu yüzden dünyaya gelenlerin çok azı yaşar. Çoğunluğu yalnızca yaşadığı günü kurtarır, var olmakla yetinir ve kendi varlığı altında ezildikçe ezilir.

    Kötü işler, üstlerini bütün dünya örtse, yine kendilerini belli ederler.

    Bizi kıskananların sayısı, becerilerimizi doğrular.

    Tecrübe, yaptığımız hataların bileşkesidir.

    Birçok şeyler vardır ki başkalarının kapmasından korkmasak fırlatır atarız.

    Mutluluk güzel görünmemizi sağlar, ancak güzellik her zaman mutluluk getirmez.

    Dünyayı, akıllılar yaşasın diye budalalar kurmuştur.

    Bir çağı harekete geçirenler kişilerdir,kurallar değil.

    Başarının ve paranın zamanı gençliktir.

    Varolan her kusursuz şeyin ardında acılar gizliydi.En sıradan çiçeğin açması için dünyanın çile çekmesi gerekiyordu sanki.

    Hayat o kadar lanet bir şey ki; Herkesin yanlış yaptığını doğru yaparsan, Yanlış yapmış sayılıyorsun!

    Kitap yazarından çok şey götürdüğünden dünyaya çıkmaya isteksizdir.

    Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde beni anlamıyorlar diye üzülmek niye?

    Kitle halindeki insanlık, önyargılara boğulmuş, erdem diye adlandırdığı şey tarafından kemirilmiş, püriten, poz yapan bir canavardır. oysa hayatın sanatı, meydan okuma sanatıdır. Meydan okumak - kabullenerek yaşamaktan vazgeçip, bunun için yaşamalıyız.

    Sözleri tutmanın en iyi yolu, hiç söz vermemektir.

    Davranışlar kelimelerden daha fazla konuşur,daha çok şey ifade eder.

    Düş gücü bulunmayanların son sığınağıdır,tutarlılık.

    Her terkediş bir vazgeçiştir.

    Hiçbir şey yapılmaya değmez,dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

    Güzel bedenler için zevk, güzel ruhlar için de ıstırap gerektir.

    Kişinin en korktuğu şey eninde sonunda başına gelirmiş.

    Çağı etkileyen ilkeler değil, kişilerdir.

    Yaşlılarlar herşeye inanırlar.. Orta yaşlılar herşeyden kuşkulanırlar...Gençler de herşeyi bilirler.

    Doğal olmak da yapmacıklıktan başka bir şey değildir,hem de yapmacıklıkların en sinir bozucusu.

    Duyguların avantajı şudur ki bizi yolumuzdan saptırırlar; bilimin avantajıysa duygusal olmamasıdır.

    Eserlerimde hep düş gücünün hayatı yenmesini sağlamaya çalıştım.

    Gerçek dost kişinin başarılarını paylaşabilendir. Rafine kişilik gerektirir.

    Geri kalmış demokrasiler için.. Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var.
    Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.
    Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiçbir değeri yoktur.

    Koşullar hayatın bize indirdiği kırbaç darbeleridir. Bazılarımız bu darbeleri fildişi beyazlığında ki çıplak omuzlarında hissetmek zorunda kalırken, diğerlerine paltolarını giyme izni veriliyor, işte tek fark bu.

Ne var ki müzik sözle konuşmaz.İçimizde yarattığı şey de yeni bir kaostur.Sözcükler ! Basit, sıradan sözcükler ! Nasıl da korkunçturlar ! Nasıl duru, canlı ve acımasız ! İnsan onlardan kaçamıyordu.Gene de nasıl elle tutulmaz bir büyüleri vardı !Maddesiz şeylere esnek bir form verme yeteneğine sahiptirler sanki, sanki kendilerine özgü bir müzikleri vardı, viyola gibi, flüt gibi tatlı.Gündelik sözler ha ! Sözden daha gerçek bir şey var mıydı.
  

Kaplan! Kaplan!


Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?

Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?

Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da



Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna? 

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?



Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabilir o korkunç simetrini?


Tanrı Yanılgısı


bir doktor, dindar bir kadına sadece birkaç aylık ömrünün kaldığını söylediğinde, bu kadın neden Seyşeller'de bir tatil kazanmış gibi heyecanla gülümsemez? 'Sabırsızlıkla bekliyorum!' demez? Dindar insanlar ölümle karşılaştıklarında neden böyle davranmazlar? Bunun sebebi inanırmış numarası yaptıkları safsatalara içtenlikle inanmamaları olabilir mi?
*
Bir ateist olup olmadığım sorulduğunda, Zeus, Apollo, Amon Ra, Mithras, Baal, Thor, Wotan, Altın Buzağı ve Uçan Spagetti Canavarı'nı hesaba katarak soruyu soran kişinin de bir ateist olduğuna dikkat çekmeyi eğlendirici bir taktik olarak görürüm. Ben ona göre sadece bir tanrı öteye geçiyorum.
*
Bazı insanlar, birtakım alanlarda yüksek bir bilgi seviyesine ulaştıklarında, her konuda düşüncelerini söyleme hakkını kazandıklarını zannederler
*
İlahiyatçılari derin evrimbilimsel sorgular için bilim insanlarının sunamadığı hangi uzmanlıkları sunabilirler? Başka bir kitapta bir Oxford gökbilimcisinin, onu bu derin sorulardan bir tanesini sorduğumda verdiği yanıtı nakletmiştim: "Ah, şimdi bilim dünyasının ötesine geçtik. İşte tam bu noktada işi sıkı dostumuz papaza devretmeliyim." Daha sonra yazdığım şu cevabı o anda yapıştıracak kadar hazırcevap değildim: "Fakat neden papaz? Neden bahçıvan ya da aşçıbaşı değil?" Neden bilim insanları ilahiyatçıların (kesinlikle cevaplamaya bilim insanlarından daha fazla yeterli olmadıkları sorular üzerindeki) tutkularına bu kadar korkakça saygı duyarlar?
*
Tanrı ya da Tanrıların herhangi bir özel türüne saldırmıyorum. Benim saldırdığım şey Tanrıdır; bütün Tanrılardır ve ne zaman ve ne şekilde icat edilmiş veya edilecek olursa olsunlar doğaüstü olan her şeydir.
*
Tüm Sagan kitapları, dinin geçmiş yüzyıllarda tekeline aldığı üstün anlama isteğinin sinir uçlarına değinir. Benim kitaplarım da aynı amacı taşır. Bu nedenle sık sık son derece dindar birisi olarak tanımlandığımı duyarım. Mektup yazarak benimle görüşen geçen bir Amerikalı öğrenci, öğretmeninin benimle ilgili düşünceleri olup olmadığını bilmek istemiş. “Elbette var” diye yanıtlamış öğretmeni. “Onun olgucu bilimi dinle bağdaşmıyor ancak doğa ve evrenle ilgili düşünceleri kişiyi mest eder. Bence din budur!” Ancak burada ‘din’ doğru sözcük müdür? Hiç sanmam. Nobel ödüllü ve ateist fizikçi Steven Weinberg, Son Kuramın Düşleri isimli kitabında basit bir açıklamayla taşı gediğine oturtmuştur. “Bazı insanların öylesine geniş, öylesine esnek Tanrı görüşleri vardır ki her nereye bakarlarsa baksınlar Tanrıyı bulacaklarına hiç şüphe yoktur. Onlara sorduğunuzda, ‘Tanrı en büyüktür’ ya da ‘Tanrı bizim en üstün yaradılışlı halimizdir’ ya da ‘Tanrı kâinattır’ diyeceklerdir. Elbette, tıpkı diğer kelimelerde olduğu gibi ‘Tanrı’ kelimesine de istediğimiz anlamı verebiliriz. Eğer ‘Tanrı enerjidir’ demek isterseniz, onu bir avuç kömürün içinde de bulabilirsiniz.
*
Ateizm neredeyse her zaman aklın sağlıklı özgürlüğünün ve aslında sağlıklı bir zihnin işaretçisidir.

*
Panteizm uyarılmış ateizmdir. Deizm sulandırılmış teizmdir.Aslında ateistleri organize etmek, kedileri gütmeye benzetilir çünkü ateistler bağımsızca düşünmeye yatkındırlar ve otoriteye boyun eğmeyeceklerdir.
*
Eğer kesin olarak anlaşılamadığı için doğanın ötesine uzanıyormuş gibi görünen herhangi bir şey varsa,eninde sonunda onu anlamayı ve doğanın içinde onu kucaklamayı umarız.Ne de olsa bir gökkuşağını bilimsel tanımıyla açıkladığınızda muhteşemliğinden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
*
Kültürümüzün kalbindeki büyük ağza alınmayacak kötülük tektanrıcılıktır. Eski ahit adıyla bilinen tunç çağı metninden üç insanlık karşıtı din gelişmiştir. Yahudilik, Hristiyanlik ve İslam. Bunlar gök tanrılı dinlerdir. Ve tamamen ataerkildirler. Tanrı herşeye gücü yeten babadır ve dolayısıyla gök tanrı ve dünyevi erkek elçilerinin etkisine girmiş olan bu diyarlarda 2000 yıldır bir kadın nefreti var olmuştur.



Nietzsche Felsefesi



Apollon ve Dionysos
Nietzsche Turin kliniğinde
Gerçekte iki Antik Yunan tanrısı olan Apollon ve Dionysos, Nietzsche’de anlamca yüceleştirilir ve oluşun merkezine koyulur. Sanatın bire bir oluşumu, bu iki kavrama bağlıdır.
Apollon ; Nietzsche’de anlamını “biçim”le bulur.
Dionysos ; Nietzsche’de anlamını “uyum”la bulur.
Nietzsche’ye göre, Eski Yunanlılar, bu iki sanat tanrısıyla, yani sırasıyla Heykel ve Müzik tanrılarıyla, sanatsal üretimin derin gizlerini keşfetmişlerdir. Apollon düş deneyimini ifade eder. O ışık saçan Tanrıdır, Dionysos ise esrime deneyimidir. Hayatın iki kanadı olan Apollon ve Dionysos, insanın yaratıcı gücünü ortak olarak biçimlendiren ve yön veren iki tanrıdır. Nietzsche’de bu tanrısal değişim ve dönüşüm, aslında hayatın sanatsallığına bir işaret, bir göz kırpmadır.
Dionysos müzik ve şarabın tanrısıdır. Yaratma eylemi, Dionysos ve Apollon’un odak noktasının yakalanması, Nietzshe’ye göre “dans etmek”tir.
Dionysos, varlığın özünü sezgiyle kavramaya, Apollon ise sezgiyle kavranan özün dışa, yani görünen dünyaya etki ettirmeye yarar. Nietzsche’ye göre sanat, bu iki “kavramsal” tanrının etkisiyle şekillenir.
Nietzsche’ye göre estetiğin temeli, bu iki kavramı anlamakla mümkündür. Bu konuda şöyle der:
“Mantıksal bir çıkarsamayla, ama sezginin anında oluşan keskinliğiyle, sanatın sürekli gelişiminin Apolloncu ve Dionysoscu bir ikiliğe bağlı olduğunu anladığımızda estetik bilimi için çok şey yapmış oluruz: Yaradılışın, bazen araya giren uzlaşmalara rağmen sürekli çatışan cinsiyet ikiliğine bağlı olması gibi…”
Nietzsche yorumlarına şöyle devam eder:
“Özet olarak, diyalektik, “ayak takımının bir intikam alma yöntemi”, “çaresiz insanların seçtiği bir Yahudi yöntemi”, “insanın gücünü kendince teşhir edip gösteriş yapması” ve bu yolla karşı tarafın iddasını kurnazca ve hileyle yere vurma isteğidir.”
Nietzsche, Sokrates’ten önceki Yunan felsefesine saygı duyar. Lakin ona göre Sokrates’ten sonraki çağ, Sokrates’in izlerini taşıdığı için onun gözünde neredeyse tamamen yozlaşmıştır. Sokrates’in yöntemide bir tür diyalektik olarak tanımlanabileceği için, diyalektik kavramı Nietzsche tarafından topyekün reddedilir.
İnsandaki yaratıcı güç şöyle dursun, Nietzsche’ye göre doğa yaratısı insan bile, doğanın bu iki kavramındaki odak tarafından yaratılmıştır. Kısacası ona göre Apollon ve Dionysos, doğanın elleridir. Doğa bu kavramlarla yaratır ve yıkar.
“En tuhaf ve zor sorunlarında bile yaşama “Evet” diyebilmek, en yüksek tiplerin kurban edilmesinde bile, kendi tükenmezliğinden sevinç duyan yaşam istemi -Dionysosça dediğim şey işte bu.”