Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

17 Ocak 2016 Pazar

Siyaset adamı


Siyasetçinin bütün dünyası siyaset olursa siyasette yenildi mi veya siyasetten ayrılmak zorunda kaldı mı, dünyasının yıkılacağını sanabilir. O yüzden de siyasete sımsıkı sarılır. Topluma veya insanlığa yararlı olabilmek için değil, kendini ayakta tutabilmek için sarılır siyasete.
Oysa siyaseti bırakınca veya siyaset onu bırakınca seve seve gidebileceği bir başka dünyası varsa ve siyasete en çok gömüldüğü dönemlerde bile kafasının ve yüreğinin bir köşesinde o dünyasını da yaşatabiliyor ve o dünyasının özlemini duyabiliyorsa, gözünü hırs bürümez. Hırsı uğruna topluma ve insanlığa kıymaz.
Ama gerektiğinde toplum uğruna, insanlık uğruna kendi siyasal yaşamına kıymayı göze alabilir. Ancak o durumdaki bir siyaset adamı, siyasetin tutsaklığından ve sınırlandırmalarından kurtulup özgür olabilir ve ancak özgür olan siyaset adamı topluma ve insanlığa katkıda bulunabilir.


Yukardaki sözler, 1976 yılında zamanın CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit tarafından söylenmiş. 
Kaynak...Türker Ertürk

Ruh Huzuru

Ruh Huzuru - Friedrich Hölderlin
İyi bir şeydir insanın uzaktan bakabilmesi hayata,
Ve anlayabilmesi hayatın kendini nasıl algıladığını,
Ayakta kalabilen, atıldıktan sonra tehlikenin kollarına,
Fırtınalarda ve rüzgârlarda yolunu bulabilmiş birisidir.


Ama güzelliği tanımış olmaktır daha da iyisi,
Bütün bir hayatın düzeni ve yüceliği olan güzelliği,
Harcanan çabaların zahmeti mutluluğun kaynağı olduğunda,
Ve bilmek, zaman içindeki onca zenginliğin adını.


Yeşillenmekte olan ağaç, dallarla örülü zirve,
Gövdenin üstündeki kabuğu saran çiçekler,
Tanrının doğasından gelme bir hayattır hepsi,
Çünkü üzerlerine eğilmiştir göğün bütün rüzgârları.


Ama meraklı insanlar kalkıp sorduklarında bana,
Bütün bunları hissedebilme cesaretinin anlamını,
Ne olduğunu kaderin, yücenin ve kazancın, derim ki
O zaman, hem yaşamak, hem de düşünmektir yaşadığını.


Eğer doğa yalın ve dingin yaratmışsa birini,
Bu bir uyarıdır insanoğluna neşeyle bakmam için,
Neden? Çünkü korkutur bilgeleri bile açıklık dediğin,
Ancak başkaları da gülüp şakalaşıyorsa tadabilirsin neşeyi.


Erkeklerin ciddiyeti, zaferler ve tehlikeler,
Kültürden ve bilinçten kaynaklanmadır bunların hepsi,
Hedef ise tektir: İyilerin en yücesi,
Kendisini varlığıyla ve güzel kalıntılarla belirler.


Bir seçkinler topluluğudur sanki bütün bunlar,
Onlardandır ne varsa anlatılmaya değer ve yeni,
Hiçbir zaman kaybolup gitmez eylemlerin gerçeği,
Tıpkı yıldızlar gibi, yaşam da görkem ve neşeyle parlar.


Gözüpek eylemlerdir yaşam denilen,
Yüce bir hedef, uyum dolu bir devinimdir,
Atılımlar ve adımlardır, mutluluk kaynağı erdemdir,
Ciddi iştir, ama katıksız gençliktir buna rağmen.


Pişmanlık ve geçmiş, bu yaşamda,
Temsilcisidir farklı bir varoluşun, biri yolunu
Açar zaferin, huzurun ve çekilmiş
Ne varsa yüce alanlara;


Ötekiyse sürükler işkencelere ve buruk acılara
Yaşamı hafife alanlar yıkılıp gittiklerinde,
Ve imgeyle yüz dönüştüğünde
İyi ve güzel davranamamış birinin yansısına.


Bir yanda algınabilirliği canlı varlığın,
Öte yanda kalıcılık, insan eliyle,
Neredeyse bir ikilemdir, biri adanırken yalnızca
Duygulara, ötekinin yolu uzanır acılara ve yaratıcılığa.

Çeviri...Ahmet Cemal

Hiç Gitmediğim Bir Yerde -e.e.cummings

hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde

 her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin:
 en ince kımıltısında birşey var içime gömen beni,
 birşey dokunamayacağım kadar bana yakın
kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
 parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
 sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
 (dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gününü
ya da beni kapatmaksa istediğin, ben,
 hayatım kapanırız güzelce, birden
 karın her yere özenle inişini
 düşleyen yüreğince şu çiçeğin;
duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
 erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
 renkleriyle yapısının beni bağlayan,
 öldüren, hiç durmadan, her nefeste
(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
 ve açan; yalnız anlıyor içimde birşey
 gözlerinin sesini güllerden derin olan)
 kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim -

Sevgiyi hayatımızdan kovduk

 
 Sevgiye Yer Kalmadı mı?
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk. 
Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.
Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.
Birbirimizden nefret ediyoruz, nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz.
Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
Hayatımız da savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla geçiyor.
Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün olsanız, daha çok toprağınız, eviniz, arabanız, malınız olsa ne olur?
Sevginiz yok ve hiçbir şeyiniz yok.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.
Dr. Erdal Atabek

Borges İle Söyleşi


Size şunu söylemek istiyorum; insanlarda edebiyat duygusu hiç yok. Bu yüzden, bir edebiyat parçası hoşlarına gitse, hemen karmaşık nedenler aramaya koyuluyorlar. İyi bir şiir olduğu için veya ilgimi çeken bir hikaye olduğu için, okurken kendimi unutup içindeki kişileri düşündüğüm için seviyorum diyeceklerine, içinde gerçek kırıntıları,semboller,olmayan neden-sonuç ilişkileri aramaya başlıyorlar.”Hikayenizi beğendik,ama ne demek istediniz bu hikayeyle? “ diye soruyorlar. Cevap şu” Hiçbir şey demek istemedim. Anlatmak istediğim,sadece hikayenin kendisiydi.Eğer daha da yalın bir şekilde,daha basit kelimelerle anlatabilseydim inanın ki öyle yapardım.”Hikayenin kendisi zaten gerçeğidir,değil mi?Ama insanlar bunu kabul etmiyor. Yazarların gizli amaçları olduğuna inanıyorlar.İnsanların çoğu-bunu kendilerine veya başkalarına söylememekle birlikte-edebiyatın Ezop’un Masalları türü yazılardan oluştuğunu zannediyorlar.Onlara göre,her yazı bir gerçeği ispatlamak amacıyla yazılmış; sadece yazmak zevkinden veya yazarın, yarattığı kişilere veya belirli bir konuya duyduğu ilgiden dolayı yazılmış olamaz. İnsanlar her türlü edebi eserin arkasında bir tür ders arıyorlar...

Kış Uykusu


Aslında iyi öğrenim görmüş, dürüst, hak gözeten, âdil bir insansın. Yani genel olarak böyle olduğu söylenebilir, buna diyecek bir şey yok. Ancak yeri geldiğinde bu erdemlerinle insanı boğan, ezen, küçük düşüren, aşağılayan bir hava taşıyorsun. Bu dürüst düşünme tarzınla bütün dünyadan nefret ediyor gibisin. İnanlardan nefret ediyorsun çünkü inanmak sana göre az gelişmişlik, kara câhillik belirtisi. Öte yandan herhangi bir inanç, bir ideal taşımıyorlar diye inanmayanlardan da nefret ediyorsun. Yaşlıları, geri kalmışlıkları, tutuculukları, özgür düşünemedikleri için, gençleri ise özgür düşünceleri yüzünden. Geleneklerden kopuk oldukları için beğenmiyorsun. Halkın ülkenin çıkarlarının en önde olması gerektiğini söyler durursun. Ama her karşına çıkandan, hırsızmış, soyguncuymuş gibi kuşkulandığın için halktan da nefret ediyorsun. Nefret etmediğın insan yok neredeyse. Yalnız bir kez olsun durumunu gerçekten güçleştirebileçek bir dâvayı savunduğunu, kendine bir fayda sağlamayacak duygular beslediğini görebilmeyi ne çok isterdim. Ama bu mümkün değil. 

Dörtlükler

1
Acılar karşısında umudun kırılmasın
Zulümden ürküp saklanma sakın
Dursun istiyorsan kan ısır yaralarını
Unutma kuvvetli olmalısın
2
İnsansan eğer görevlerin var
İlk görevin dünyaya ışıltılar bulmaktır
Zincire vuruluysan kır zincirlerini
Özgür yaşanmayan hayat bulanıklaşır
3
Dalayan acılarsa, katliamlarsa halkı
Eriyorsa binlerce insan karanlık hücrelerde
Ağlamaktan yanıyorsa gözleri anaların
Yolu yok kurtuluşun isyanı seçmedikçe
 
4
Bunca kan verir elbet bir gün tomurcuğunu
Ey derin doğu, sislere bürülü yurdum, yaslı memleket
Sıyrılır karanlığından açılır alnın
Kavuşur güneşine durulur hasret
 5
Zorbalar, cinayet orduları, caniler onlar
İçleri yarasa ve örümcek dolu
Toplanmış arsızca kemiriyorlar
Baygın uykusunda Anadolu’yu
6
Ellerinde vahşetin binbir aleti
Ellerinde kırbaç, zincir, urgan
Gün gelecek kan içinde boğulacaklar
Çünkü halkın yaraları daha doğurgan
7
İlk bulutu ilk kuşu senin ufkunda tanıdıysam
Bağrında kırlarının geçtiyse çocukluğum
Dostluğu, özlemi, aşkı senin dilinde yoğurduysam
Acıların da acılarımdır sevgili yurdum
8
Üflemekle güneş soğutulur mu
İte ite dağlar yürütülür mü
Taşımakla deniz kurutulmazsa
Kırılmakla halklar çürütülür mü
9
Yolunarak çiçek büyütülür mü
Ölüm ile hayat avutulur mu
Isınmadan demir çelik olmazsa
Halkı katledenler unutulur mu
10
Dünyanın neresinde mazlumlar ayaklansa
Yankılanır sesleri dağa taşa oyulur
Tutuşur senin de acıların yaralı Anadolu’m
Gün olur haykırışın uzaklardan duyulur

Sizleri burada görmek büyük mutluluk!

Garson: Efendim, sizleri burada görmek büyük mutluluk!
Cemal Süreya: Kim istemez ki mutlu olmayı? Ama mutsuzluğa da var mısın?
Garson: Anlamadım efendim?
Can Yücel: Geldiğin kadar değil, göründüğün kadar mutlusun ve sakın unutma; gittiğin kadar değil, hak ettiğin kadar unutulursun…
Garson: Anlıyorum efendim… Neyse, ne alırdınız?
Nilgün Marmara: Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
Garson: Çocukluğumdan mı? Siz ne isterseniz mutfaktan onu getireceğim işte.
Edip Cansever: Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor ‘kansızlık’ der, ben ‘sensizlik’ derim.
Nilgün Marmara: Üşümüşüm, düşlerimin üzeri açıktı.
Garson: Ekrem klimayı aç oradan, çattık ya!
Tomris Uyar: Bazen sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.
Garson: Estağfurullah efendim, ne kırılması, bugün kötü bir gün sanırım benim için.
Yaşar Kemal: Gülümse karamsarları şaşırt, gülümse güller açsın yüzünde, gülümsemenle yayılsın ışık, dünyayı ısıtmasan da güneş gibi çevreni ısıt.
Garson: Ekrem klimayı kapat, gülümsüyorum…
 

Bellum Omnium Contra Omnes


"İnsan insanın
Kurdudur" diyor
Bir düşünür
Ve ekliyor:
"Bellum omnium cantra omnes"
Yani
Yatkındır savaşa
Birbiriyle herkes...

 
Şu sonuç çıkar
Bu saptamadan:
Doğası gereği
Savaşçıdır insan...

 
Doğruluk payı
Var mı bu görüşte?
Yanlışlık var mı?
Varsa nerde?...
İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçek kurttan
Yokken farkı...
Onu kurttan
Ayıran özellik
Akıl olmalı
Ve üretkenlik
Ürününü
Emeğinin
Alırsan, sevinçle
Dolar yüreğin
Ve hele ortak bir
Yaratıysa bu
Daha da büyür
Mutluluğu
Oturursun
Aynı sofraya
Emektaş olmanın
Mutluluğuyla
Şimdi sormak
Gerekir yeniden
İnsan insanın kurdu mu gerçekten?
İnsan insanın
Kurduydu belki
Gerçekten kurttan
Yokken farkı
Ama gelişen
Bir şey var onda
Sevgiye, iyiye
Doğruluğa
Yaratırken
Emeğiyle
Yaratır çünkü
Kendini de...
Soruyu yeniden
Ve şöyle sormalı:
Sevgiye, iyiye
Barışa kim karşı?
Emeğinin
Hakkını alan
Ne çıkar umar
Savaştan?
Dünyayı ortakça
Kardeşçe üreten
Ne yarar umar
Kötülükten?
Şimdi değiştirip
Bu kavramları
Yeniden ve şöyle
Söylemek olası:
Emekçi insan var, barıştan yana
Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..
Ve kurtlar - savaşta çıkarları...
Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...