14 Eylül 2016 Çarşamba

Kral ve Dilenci


Bir kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastladı. “Dile benden ne dilersen” dedi. Dilenci güldü ve “Her isteğimi mi?” diye yanıtladı. Kral bu söze alındı. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım.” Dilenci sıradan bir dilenci değildi. Kralın gençlik yaşantısında yeri olmuştu. Ve ona şu sözü vermişti: “Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.” Kral bu olayı çoktan unutmuştu. “Ne istersen verebilirim. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.” Bunun üzerine dilenci, çanağını uzattı: “şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz? diye sordu. Kral vezirine çanağı altınla doldurmasını emretti. Çanak dolup taşmakta ama anında boşalmaktaydı. Paralar buhar olup uçmaktaydı sanki. Kralın onuru kırıldı. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayıldı. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtıldı çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktu sanki. Ne kadar dolduysa sonuçta boş kaldı. Kral yenik düşmüştü. Dilenciye sordu: “Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın neden yapılmış olduğunu itiraf et.” “Çok basit” dedi dilenci. “İnsan dimağından yapılmıştır. İnsanın arzu ve isteklerinden kralım. Doymak bilmez oluşu bundandır.”