Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

26 Aralık 2015 Cumartesi

Yılbaşı hristiyan kutlaması değil eski bir Türk geleneği


 İnanabilir misiniz, yüzyıllardır Hıristiyanların İsa"nın doğuşu olarak kutladığı "Noel Bayramı"nın çok eski Türklerin "yeniden doğuş bayramı" olduğuna? Nereden nereye; inanılacak gibi değil, değil mi?

Ben de ne yazık ki yeni öğrendim. Bu senenin galiba ilk başlarında idi...
Adnan Atabek imzalı bir e-mail aldım. Yazı bana çok ilginç gelmişti ve Hıristiyanların Noel Bayramı"nın tamamıyla Türklerden alınmış olduğunu gösteriyordu!

Fakat üzerinde durmaya vaktim olmadı; bir de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştüm. Bu arada, Türk devletlerinden başka birilerine de aynı konuyu bilip bilmediklerini sordum. Yanıt -İran"ın Azerbaycan bölgesinden- İsmail Bey"den geldi. İsmail Bey"in verdiği yanıtın -tam olarak aynı olmasa da- gelen mektuptaki anlatıya çok uyduğunu gördüm.

Olay şöyle:
Türklerin tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" bulunuyor. Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen"in sarayına kadar uzuyor ve buna "hayat ağacı" diyorlar. Bu ağacı, motif   olarak  bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde bulabiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş  olarak  sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık"ta gece, gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra da gün, geceyi yenerek zafer kazanıyor. Bu, güneşin  yeniden  doğuşu; bir " yeni  doğum"  olarak  algılanıyor Türklerde.

Bayramın adı "Nardugan". "Nar=güneş", "tugan/dugan" da "doğan".

Astronomik  olarak  o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor.
İşte bu güneşin zaferini ve  yeniden  doğuşunu Türkler, büyük şenliklerle "akçam ağacı" altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi, diye Ülgen"e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin, diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar; dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar tanrıdan...

İnanca göre, bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş.
Bu  bayram  için evler temizleniyor ve güzel giysiler giyiliyor; ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyükbabalar ve nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. (Yedikleri, yaş ve kuru meyveler yanında, özel bir yemek ve bir tür de şekerleme.)  Bayram , aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömrün çoğalacağına, uğur geleceğine inanıyorlar...

Yazılana göre, "akçam ağacı" sadece Ortaasya"da yetişiyormuş. Mesela, Filistin"de bu ağacı bilmezlermiş.
O yüzden, bu olay Türklerden Hıristiyanlara geçmiştir; Hıristiyanlar, Hunların Avrup"ya gelişlerinden sonra onlardan görerek almışlardır bu töreni, deniyor. İsa"nın doğumu ile hiç ilgisi yok! Doğum, güneşin  yeniden  doğuşu.*

Ansiklopedilerde yazdığına göre, İsa evrenin nuru, güneşi  olarak  algılanıyor ve bu olayın pagan halklardan alınıp İsa"ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternet"te yazıldığına göre, İmparator Kostantin (324-337) zamanında İznik"te toplanan konsülde, 22 Aralık"ta güneşin doğumu için yapılan bu "pagan bayramı" İsa"nın doğumu  olarak  24 Aralık"a alınıyor ve buna da "Noel Bayramı" deniyor. (Batı kilisesi [yani Katolikler], 25 Aralık"ta kutluyorlarmış bunu.) Çam süsleme ise, ilk  olarak  1605"te Almanya"da görülüyor ve oradan Fransa"ya ve diğer Hrıstiyan ülkelere geçiyor.

 Ne   kadar  ilginç değil  mi ?
Batı,  en  büyük bayramını göçebe ve  ilkel  (!)  olarak  tanımladığı  Türklerden yürütmüş!  Yeni  yapılmakta olan çalışmalarla Batı"ya Türklerden kim bilir daha  nelerin  geçtiği ortaya çıkacak! Belki de yazının ve dillerin anasının da Türkler olduğu kanıtlanacak.

 Muazzez İlmiye Çığ
18.12.2007