Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Bir Günlük Tanrının Yaptığı

tanrı olsam bir günlüğüne
toplasam aydınlıkları bir elime 
karanlıkları bir elime
uyanır uyanmaz
sonra üst üste kapasam avuçlarımı
sallasam iyice bir
birbirine katsam
sonra serpsem ormanlara evlere mağaralara
hah desem
yeryüzü kalsın da karanlıklar kalmasın.

tanrı olsam bir günlüğüne
alsam çarşılarda ne varsa ekmek peynir
elma armut ıspanak kereviz
fındık badem ne varsa hepsini alsam avuçlarıma
sallasam karıştırsam birini ötekine besinlerin
sonra serpsem köylere kentlere evlere çadırlara kulübelere
hepsini

en uzağından en küçüğünden
en yakındakinden en büyüğüne dek
kocaman bir kardeşlikle eşit
hah desem yeryüzü kalsın da açlıklar kalmasın

tanrı olsam bir günlüğüne
toplasam ülkelerden insanları avuçlarıma incitmeksizin
güney amerika'dan hint'ten misisipi'den
avusturalya'dan afrika'dan çin'den tek tek.
sol elimi sağ elimin üstüne kapatsam hemen
sallasam sallasam yavaş yavaş
birbirine iyice karıştılar mıydı
yeniden serpsem ovalara, dağlara, kıyılara, adalara
ta içim aydınlı
hah desem,
yeryüzü kalsın da ayrılıklar kalmasın..


Barış

 İnsanın ruhundaki barış yoksa ne fertler, ne milletler arasında barış olabilir.


Yağmur

Asıl Marifet Buluttaydı Ama Herkes Yağmura Şiir Yazdı.  



Görülmemiş Bir Çiçek Açma

Haykırmak istiyordu - daha fazla dayanamayacaktı. Sesini duyabilecek kimse yoktu orada; kimse duymak istemiyordu. Kendisi de korkuyordu sesinden, içinde boğuyordu sesini. Patlamak üzereydi susuşu. Birden, havaya uçtu gövdesinin parçaları. Özenle, sessizce toplayacaktı bu parçaları, hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti delikleri kapamak için. Ve rasgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları da toplayacak, kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı - böyleydi, delik deşik, görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu işte.