Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Yaşama Uğraşı


Ah! Şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.

Bir daha yalnız sana bağlı olmayan şeyleri ciddiye alma. Aşk, dostluk, ün gibi.

Beklemek de bir uğraş. Hiçbir şey beklememek korkunç.

Senden çıkarı olmayan hiç kimse kendini sana adamaz.

Başkalarıyla -hatta karşına çıkan tek insanla- sanki her şey o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın.

Bir insan acı çekiyorsa, başkaları bir sarhoşmuş gibi davranırlar ona: “Hadi, kalk bakalım; yeter bu kadar; hadi işine; öyle değil; ha şöyle.

Acı çekmek hiçbir anlamda bir ayrıcalık, bir soyluluk belirtisi, Tanrı’yı hatırlatan bir özellik değildir. Acı çekmek hayvanca, insanı hırpalayan, sıradan, gereksiz ve hava gibi doğal bir şeydir. Elle tutulamayacak bir şeydir acı; insan ne kavrayabilir, ne de karşı çıkılabilir; zaman içinde vardır- zamanla aynı şeydir; olmadık zamanlarda insanın karşısına çıkması sadece kendisini izleyen anlarda, insanın son işkence anını yeniden yaşadığı ve bir sonraki nöbeti beklediği sürede acı çeken kimseyi savunmasız bırakmak içindir. Bu nöbetler gerçek anlamda acı değil, bize gerçek acının süresini, sıkıcı ve bıktırıcı sonsuzluğunu duyuran sinirsel canlılık anlarıdır. Acı çeken kimse her zaman daha sonraki ve ondan sonraki nöbetin bekleyişi içindedir. O an, acının onu beklemekten yeğ tutabileceği sırada gelir. O an, insanın boş yere zamanın akışı kesmek için, bir şey olduğunu hissetmek için, bu hayvanca acının sonsuz etkisini bir an için bozma amacıyla haykırması gelir – bu haykırış acıyı daha da korkunçlaştırsa bile.

İnsanın çocukluğu, derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlayınca biter.

Derin düşünceye dayalı yaşam, tehlikelerle doludur.

Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. Kimi zaman da başarır bu işi. Ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.

İnsanın acı çekmeye alıştığı doğruysa, nasıl oluyor da insan yıllar geçtikçe daha çok acı çekiyor?


İle ( ilişki defteri )



Birine adanmanın,
Kendi hayatımdan kaçmanın bir yolu olduğunu anladım..
Kendimi düşünmekten çok daha kolaydı,
Başka birinin mutsuzluğunu düşünmek ve mutlu etmeye çabalamak..
Uzun yıllar boyu.
*
Kendime ait bir hayat istediğimi anladım..
Sadece bana ait bir hayat..
Acıların, düş kırıklarının, korkuların,
Olması gerekenlerin, adanmışlıkların,
Başkalarının kurallarının yönetmediği bir hayat..
Pişmanlık gibi değil..
Gitme zamanının geldiğini nasıl anlayabilir insan..
Nasıl anlatabilir..
Yalnızlığı özlüyorum,
Yüzümde gölgeler olmadan yaşamayı..
Önceleri çok korktum..
Hala bazen korkuyor olsam da,
Usulca fısıldıyorum kulağına aslında her şeyi..
“İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde” Beni affet.
*
Sen, bir gün,
Şiirsel yazışınla,
“Hiç bilemeyeceksin neden kırılgandır kelebekler..
Suçlu olmuş olacaksın…”
Sözlerinin geçtiği bir sayfa yazmıştın bana,
“Seni seviyorum” diye sona eren;
Ben de, şöyle yanıtlamışım bunu :
– “Çok iyi bilirim ‘kelebeklerin neden kırılgan’ olduklarını:
Kelebek olmayı seçtiklerinden…
Beni ‘sevdiğini’ söylerken ne söylüyorsun
-Asıl ‘bilemediğim’, bu.
*
Aramak, çok zor bastırabildiğim bir dürtüydü;
Aranmamak ise, ince bir sızı :
Yanlızca da ‘arama ‘ ediminde bulunmamamız değildi ilişki için yıkıcı olan :
Ben, seni arama eğilimime ketvurabilmemden;
Bundan önce, onu bastırma gereksinimi duymamdan,
En temelde, seni yeterince özlemediğim,
Senin de beni aramayabilmenden,
Beni yeterince özlemediğin, sonuçlarını çıkarıyordum
Bunlar da, zaten aynı sonuçtu.
*
“Beni itiyorsun” diye seslenmiştim sana, 
“Nereden en iyi itebilecegini de, bilerek…” 
Böyle bir ‘ruh hali’ndeyken de şunu düşünmüştüm : 
“Beni sevip sevmediğinden bile emin değilim, artik -” 
Senden haber alamamak hem seni merak etmem açısından,
Hem de senin bana haber vermeyi önemsememen açısından, 
Acı veriyordu. 
Aldırmayabiliyordun


Salif Keita -Yamore & Folon