Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

16 Ekim 2015 Cuma

Sen, senin sana öğrettiğinden mesulsün; bir başkasınınkinden değil.

Bedenli olmanın icabı – Nefis

Bedenli olmanın icaplarından en önemlisi nefsaniyete sahip olmanızdır. Bedenliyken nefis maddeyle olan bağınızda gerekli olan unsurdur.

Beşer varlığınızın ruhi gelişiminde bir noktaya kadar nefsinizi kontrol ederek beraber ilerlemeniz gerekmektedir. Dünya hayatınızdaki planlarınız doğrultusunda nefsiniz size eşlik eder. Ama bu birliktelikte her zaman ihtiyatlı olmak gerekir.

Ruhsal gelişimin belli bir aşamasına gelindiğinde artık nefsaniyeti yok etmek gerekir.

Bu hal zorlamayla, nefsimi yok edeceğim demekle olmaz. Kendiliğinden, beşer varlığın gelişim sürecinde nefsaniyete ihtiyaç duymadığı anda, doğal akışla yavaş yavaş olur. Uzun bir arkadaşlık bir anda bitmez, bitemez.

Bedenden ayrılış gerçekleştiğinde


Bedenli varlığın bedeninden ayrılması durumunda yaşadığı dönüşüm belli aşamalarda olur.

Varlığın bedene bağı, perispiri ya da anlamak için hangi ismi verirseniz o bağla olur. Varlık bedenden ayrılırken bu bağ yavaş yavaş gevşemeye başlar. Beşer her varlık şu ya da bu şekilde bu bağın gevşediğini hisseder. Fakat bu hissiyatı o anki algısına göre yorumlar.

Bedenden ayrılış gerçekleştiğinde şuurunun açılması bir anda olamaz, yavaş yavaş olur. Daha önceki durumun icaplarını bırakmak için varlığının onda yarattığı tesirle dünya hayatındaki yaşantısı gibi bir düzen oluşturur. Bu düzen tam olarak beşer hayatına benzemese de büyük benzerlikler gösterir. Yani bedenliyken gösterdiği gelişim bu ilk aşamada da kendini gösterir. Farkındalığı arttıkça imajinasyonuyla yarattığı bu dünya yavaş yavaş yok olmaya başlar. Gerçekliğiyle karşı karşıya kalır.

Gelişimin hiçbir aşamasında acelecilik yoktur. İster bedenli ister bedensiz, gelişim gösterdiğiniz her aşama sizin şuur alanınızda da yansıma yapar. Buna adapte olmak kolay değildir. Doğal akışa bırakmak en doğru yoldur. Aşamaları sırayla geçmek gerekir. Zira bu aşamalar birbiriyle bağlantılıdır.

Her beşerin aşamalarının sırası farklılık gösterir; hem fizik planda hem de astral boyutta…

Dikkat et acelecilik senin nefsinin sesidir…

Önemli Olan Senin Niyetin


Bilinmezin içinde gittiğini sanıyorsun. Anlamaya, doğruyu yapmaya çalışıyorsun. Doğruyu yapmadığını sanıp üzülüyorsun. Yanlış anlaşılmak seni çok korkutuyor. Bu korkuyu yenmek gerektiğini düşünüyor ancak üstünü örtüyorsun.

Aslında yanlış anlaşılacak bir şey yapmıyorsun. Yaptığın şey o anki doğrun. Bırak korkularını, önemli olan senin niyetin, senin duygun. Başkasının duygusundan sen sorumlu değilsin. Onun ne algısını, ne de duygusunu değiştirebilirsin. İç sesine uygun yaşarsan kendi yolunda ilerler, yanlış ya da doğrunun önemsiz olduğunu anlarsın.

Sen, senin sana öğrettiğinden mesulsün; bir başkasınınkinden değil.




Deli


YENİLGİ
Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim. Binlerce yengiden de bana değerli olan sen! Dünyadaki tüm parlak başarılardan sensin yüreğime yakın olanı! Yenilgi, yenilgim, başkaldırım ve de benim kendimle tanışmam. Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan ve solmuş defneler peşinde koşmayan biri olduğumun bilincindeyim; ve sende, yalnızlığımı buldum ve de herkesten uzak ve de gururlu olmayı. Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım ve de kalkanım. Gözlerinde okudum tahtı arayanın kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü. Ve bir kimsenin derinliklerindeki esasını anlayabilmemiz için onun gücünü söndürmemiz gerektiğini. Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki, bir meyvenin tadına varılabildiğini. Yenilgi, yenilgim, benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın. Ve senden başka hiçkimse bana söz etmeyecek kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından ve de geceleri yanan dağlardan. Ve sen, tek başına ruhumun sarp ve kayalık yollarından tırmanacaksın. Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim, sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz; ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız içimizde ölmekte olanlara; ve tutunacağız, tüm gücümüzle, güneşin karşısında; ve de tehlikeli olacağız...

Deli - 1918


Üç Nehir Üstüne Küçük Balad

Savaşa gitmemiz buyruldu - Demyan Bedny
Bir Asker Türküsü
Savaşa gitmemiz buyruldu
“Toprak için aslanlar gibi dövüşün” diyerek
Toprak için! Ama kimin toprağı? Söylenmedi bu
– Dere beyinin toprağı olsa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Özgürlük adına” diyerek
Özgürlük adına!
Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu
Halkın özgürlüğü olmasa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar”
Ama en önemli şey unutuldu:
Kimin cebine girecek banknotlar?
Savaş kimisi için hayatla ödenen bir fatura
Milyonluk kazançtır kimisine
Çoçuklar, daha ne kadar –
Katlanacağız bu ağır işkenceye?
Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU
 
Boşa Giden Zaman-Jack Prevert
 
Fabrikanın kapısında
İşçi zınk diye durdu
Güzel hava ceketinden tutup çekti onu
Arkasına dönüp bakınca
Güneşi gördü
Pırıl pırıl yusyuvarlak
Kurşun gibi gökyüzünde gülümsüyordu
Bizimki pek içli dışlı
Ona şöyle bir göz kırptı
"De hele güneş kardeş
aptallık değil mi pek
Kalkıp böyle bir günü
Patrona vermek?"

Üç Nehir Üstüne Küçük Balad -

 Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sevilla’da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir… Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere

Ah sevda
Karıştı rüzgâra