Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

9 Ekim 2015 Cuma

Geçmiş Bir Dua Kitabından


1
Nice yazsonlarında
eylül yapraklarına
gergeflediğiniz öyküleriniz
tozlu bahçelerde unutuldu mu hiç?

Sonbahar sürgünüdür gidişleriniz.

Benekli kedilerin döktüğü sütlere
en sessiz adımlarla basıp,
kaç izle geçersiniz

Sabahlardan birinde
benim dediğiniz evlerden
kendiliğinizden çıkmalısınız,
vedasız ve kimseyi uyandırmadan.

Anılarınızı yıpratabilirler.

Ayağa takılabilecek ne varsa
toplamalısınız ayrılmadan ve saklamadan
kırık dökük sevgilerinizi köşe bucağa;
bir gün bulup
avuçlarında ısıtırlar diye
beklemeden.

Onları --bilin! -- şimdi yalnız
eskicilerde satılan taş plakların
en iç bulandıran cızırtılarıyla
süpürgelik diplerine üfleyeceklerdir.

Küf kokulu çekmecelerin bile
çok görüldüğü anılarınız varsa eğer,
şimdi kuşların havalanmadığı bahçelerde
solmaya bırakınız.

2
 Büyük gönül serüvenlerinizin ardından gelen bu yıkımlar
için size yardım koşturduk.

İlk iş, geçmişin kırık camlı sabahlarını unutun

artık düşlerinizde kalmış evlere yine arada bir sevgiler
bırakın

kimse yokken ve kimseye gözükmeden

gözükmenize zaten izin yoktur

ama birilerinin ayakları sevgilerinize takılabilir

engelleyemezler.

Şimdi siz kendi tapınaklarınıza koşun ve denizin altına
uzanan yosunlu sunaklarda bin kez kutsanmış alınlarınızı
birbirinize yapıştırın

duyacaksınız

sevdiğiniz gün yeryüzünde beklenmiştiniz

sevginizden geriye kalmalı ki beklensinler

artık katılmadığınız sabah ayinlerinin dualarını yine edin
ve onları ilk sabah rüzgârının kanatlarına usulca
yerleştirin

duyulacaktır. 



Hepiniz saf, temiz birer ışıksınız.


Hepiniz birer ışıksınız
Bak, bakabildiğin her yere bak
Gör, görebildiğin her şeyi gör
Anla, anlayabildiğin kadarını anla
Var, varmak istediğin yere.

Çıktığın bu yolda zannetme ki yalnızsın, yardım hep seninle. Kabullenmek istediğin şeyler seni sen olmaktan alıkoyan şeyler. Kendini tanı, kendini bil, ne yüce olduğunu fark et.

Hepiniz saf, temiz birer ışıksınız. Kendinizi farklı görmekten vazgeçin. Yavaş yavaş emin adımlarla gerçeğinizi hissedin. Onda şimdiye kadar istediğin, seni mutlu ettiğini zannettiğin madde enerjisi yok. Sadece sonsuz ışık, gerçek mutluluk…

Varlığın Bilgisi Sonsuzdur
Kum saati işliyor. Kum saatinden akan her bir kum tanesi saatin altında birikerek bir tepecik oluşturuyor. Yani bittiğini düşündüğünüz şey aslında başka bir şeyin başlangıcı. Olaylardan ve düşüncelerden alınacak bilginin sonu yok, varlığın bilgisi sonsuzdur. Sonsuzluğun içinde kaybolup gitmek aslında bilginin içinde kaybolup gitmektir.

Her bilginin özü ana bilgi kaynağından gelir. Gerçek ve doğru bilgiye erişmek insanoğlunun liyakatine göre değişir. İnsanoğlunun liyakati dediğimiz şey, titreşiminin ana bilgi enerjisine uyumlanmasıyla orantılıdır.

Özünüzle olan bağınızı ne oranda hissederseniz hissedin bilgi size kaynaktan sürekli akmakta. Kaynaktan akan bilginin titreşimi insanoğlundan insanoğluna farklılık göstermez, siz algınıza göre alırsınız. Varlığın kendine göre yaşadığı deneyimler birbirine benzese de bu deneyimlerden edindiği bilginin tamamını kavrayamaz.

Hiçbir zaman düşüncelerinizi sınırlamayın ve hiçbir zaman kesin hüküm vermeyin. O anda hissettikleriniz o an için doğrudur. Düşüncenizi netlik ve kesinlik üzerine oluşturursanız kum saatindeki kumlar tamamen aktığında herşeyin bittiğini zannedersiniz, oysa biten hiçbir şey yok. Kumlar diğer tarafta birikmiştir. İş sizin kum saatini çevirmenize kalmıştır.

Sonsuzluk sizi ürkütmesin. Varlığın bilgisinin sonsuz olduğunu ve şu anki bilginizle bunun hepsini algılayamayacağınızı kabul edin.

Tek Olan Yüce Işık
Varmak istediğin nokta “Tek” olan Yüce Işık olamaz ve sen hiçbir zaman “Tek” olanın alanı içinde kalamazsın.

Ne bedenli ne de bedensiz varabileceğin en maksimum nokta yüksek şuur düzeyindir. Orada da teklik prensibi zuhur eder. O noktada “Tek” olan Yüce Işığın ancak yansımasını hissedebilirsin. Bu noktaya gelmek için yüksek cehit göstermen gerekir. Geldiğini düşündüğün zaman yanılgıya düştüğün zamandır.

O noktaya varıldığında dünya aklı ve hissiyatı yoktur.



Vefa Bazen Unutmaktır


Vefalı olmak, unutmamak değildir. Nedense hep karıştırırız, belki de unutmaya eğilimli olduğumuzdan, her şeyi unuttuğumuzdandır bu yanılgı. Oysa bazen tam tersine, vefamızı göstermek, vefalı olduğumuzu anlatmak için unutmak, unutmak, unutmak gerekir. Unutmak, her zaman alçaklık değildir çünkü, bazen de bağışlamaktır. Aslında hiç unutamadığımız bir şeyi, bir tür bilgelik bilgisiyle, maskesiyle de diyebiliriz, hiç hatırlamıyormuş gibi yapmak da unutmanın erdemlerinden biri sayılabilir. Hem unutmazsak nasıl vefalı olabiliriz ki? Vefa, bazen bir insanı, bir anı, bir durumu unutmaktır, o insana rağmen elbette, o ana, yaşantıya, duyguya, duruma gösterdiğimiz vefa sebebiyle. Bırakalım şimdi 'vefa bir semtten ibaretmiş meğer' diye şairane, cümle kırması dizeler kurmayı, aslında vefa o 'semt'ten hiç ayrılmamaktır, ayrılıp da üstüne timsah gözyaşları akıtmak değil! Vefalı olmak için unutmak zorundayız. Tuhaf mı geldi bu cümle? (...) Aşktan ihanete, tutkudan bağlılığa, dostluktan yoldaşlığa, fedakârlıktan inada, tüm duygularda ve değerlerde bir içerik değişimi, öz yitimi, boyut düşümü yaşanıyor. Vefayı bile reklam ettiklerine bakılırsa, bu hafifleme hayli sürecek demektir. O yüzden bu hafifliğe razı olmaktansa, vefayı unutmak daha vefalı bir davranış bile sayılabilir...