5 Ekim 2015 Pazartesi

Tahterevalli


iyice görüyorum artık düzeni.
orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
aşağıda da bir çok kişi.
ve bağırıyor yukardakiler aşağıya:
"çıkın buraya gelin ki,
hepimiz olalım yukarıda."
ama iyice gözlediğinde görüyorsun,
neyin saklı olduğunu
yukardakilerle, aşağıdakiler arasında.
bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
yol değil ama.
bir tahta bu.
ve şimdi görüyorsun açıkça;
bu bir tahterevalli tahtası.
bütün düzen bir tahterevalli aslında.
iki ucu birbirine bağımlı.
yukardakiler durabiliyorlar orada,
sırf ötekiler durduğundan aşağıda

ve ancak;
aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
kalabilirler orada.
yukarıda olamazlar çünkü,
ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
bu yüzden isterler ki;
aşağıdakiler sonsuza dek
hep orada kalsınlar.
çıkmasınlar yukarı.
bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden.
yoksa durmaz tahterevalli.
tahterevalli.

evet, bütün düzen bir tahterevalli.


Ege Dalgaları



Denizdi, kıyılarında sürüklendiğimiz Solmayan, eskimeyen, yalnızlığını sarhoşluğa vuran deniz. Değişik uyumları içinde batı rüzgârlarının Delikanlı dalgalarla dalga geçiyordu baktım. Duyulmamış şarkıları soluğunda çıldıran Ey tadı düşüncemde yeşeren kavram Gençlik gibi yalnız düşlerle kelepçeli Yaşamın arkasına düşmeyen özgür elleri Coşkusunu çizdikçe bu rüzgârların Görülmemiş boyutlarla bildik çıkardım. Benimle gülerdi bu renk, bu çatı, Sustuğum yerde evren bile durmayı arzulardı. Vardık, sabırsız dönüşümler içinde sürekli İmbat bile saçlarımıza değinemezdi belki. Vardık...bakışla, düşünceyle, dalınçla Geceyle sarmaş dolaş, şafaklarla kol kola. Öyle bizdendi ki kıyı çizgisinden ötesi Mavi içinde yiter, mavi içinde bulurduk kendimizi.

Nereye Gidersek Gidelim


Bir Yaşam Bir kibrit çaktın, kör etti seni alevi bulamadın karanlıkta aradığın şeyi yanıp biterken kibrit parmaklarının arasında acıdan unuttun aradığın şeyi
*
Bazen öyle yakınım ki sana, ağlarım. Bazen öyle uzağım ki senden, gülerim. Bazen öyle mavi ki gökyüzü çatıların üstünde, belliymiş gibi gelir, aşk neden böyle
*
Nereye gidersek gidelim, hep geç kalırız bulmak için yola çıktığımız mutluluklara. Ve hangi kentlerde kalırsak kalalım, geri dönmede geç kaldığımız o evler, ayışığında bir gece geçiremeyeceğimiz bahçeler ve sevmede geç kaldığımız o kadınlardır hep elle tutulamayan yakınlığıyla bizi kahreden. Ve bize ne kadar tanıdık gelirse gelsin, burcu burcu kokuları çevreye sinmiş, o aradığımız çiçek bahçelerinin hep dışından geçirir bizi sokaklar. Hangi evlere dönersek dönelim geceleyin, vakit geçtir, kimse bizi tanımayacak kadar. Ve hangi nehrin aynasına bakarsak bakalım, sırtımızı dönünce ancak, görürüz kendimizi.
*
Bazen öyle yakınım ki sana, ağlarım. Bazen öyle uzağım ki senden, gülerim. Bazen öyle mavi ki gökyüzü çatıların üstünde, belliymiş gibi gelir, aşk neden böyle
*
Çaresizliğim, sevgimsin. Çılgınlığım, sezgimsin. Dört bucaktan bana seslenen görmediğim her yersin. Çığlık atmamak için sığındığım bu altı dizesin sen
*
On yıldan önce bendeki karasevda bana dünyayı on misli geri vermişti. Şimdi geri veriyor aynı dünya aynı karasevdayı on misli.
*
Öyle korkunç ki senin üstüne yazmak, bilmiyorum nasıl dizeyim sözcüklerimi bir yerimi yakmadan. Buna karşılık, yok başka sığınağım, sen uzaktayken ...Henrik Nordbrandt

İncil, Tevrat denen kağıtları
Yıllardır çiğneyip yaladık yuttuk.
Palavralardan korkmuyoruz artık.
Öbür dünya denen saçmalıklara
İnanmıyoruz Papa kıçını yırtsa da
Bir avuç suda fırtına yaratsa da.
Ekmek gerek bize bu dünyada, ekmek...Erdoğan Alkan(çeviri)


Sarı ormanın içinde yol ayrımına geldim
Ne yazık ki her iki yoldan da gidemezdim
Yalnız bir yolcuydum,öylece durdum
Bir yolun ötelerine doğru bakındım kaldım
Ta uzaklarda yitip gittigi yere kadar.
Düşünüp dururken,öteki yolda karar kıldım
Belki de böylesi daha iyiydi
Çünkü yol yeşildi,tam yürünmek içindi
Ve oradan gelip geçenler
Üzerlerine basıp geçmiş olsalar bile.
Böylece yürüdüm gün ve gece
Yapraklar içinde tek başıma sessizce
Günler boyu böylece yol aldım
Yolun sonunu bile bile,sordum kendime
Bir daha geri dönecek miyim,diye.
İşte bir feryatla haykırıyorum,
Çağlar ve çağlar ötesine
Ormanda yol ikiye ayrıldı
Ve ben daha az yürünenine saptım
Ve bütün olanlar da bu yüzden oldu...Robert Frost


Ben isterim ki
Bulutlar ağlasın
Çocuklar ağlamasın.
Hiçbiri öksüzlük
Yetimlik duymasın.
Ben isterim ki
Konuşsun her çiçek
kendi dilince
Silahların
kesilsin sesi.
Ben isterim ki
soğuğa, karanlığa
kapansın kapılar,
Gözler kapanmasın,
Sözler kapanmasın.
Ben isterim ki,
Yangınlar sönsün,
Umutlar sönmesin.
Erişsin her meyve
kendi çağında.
Yüreklere
acı söz değmesin.
Ben isterim ki,
eğilsin dallar
bereketten.
İnsanoğlu
başını eğmesin
utançtan ya da güçsüzlükten.
Ben isterim ki
gözyaşı gibi
aksın pınarlar
berrak, duru
toprağın üzerinde.
Pınar gibi
akmasın gözyaşı
yeryüzünün hiçbir yerinde.
Ben isterim ki
Her şey eğilsin
insanın önünde
insan insana tutsak olmasın.
Ben isterim ki
sevinç, mutluluk
bol olsun.
Yürekten yüreğe,
ülkeden ülkeye
açık yol olsun...Resul Rıza



Eskiden


Ne güzel insanlar vardı eskiden. Çocukluğumuzu kaplamışlardı. Bize masal anlatırlardı Cinlerden, perilerden. Büyük anneler, büyük babalar vardı. O zaman hepsi uzaktı ölümden. Hem sevdirir hem korkuturlardı. Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı. Demek bunun için gittiler hikâyelerden. Ne güzel insanlar vardı eskiden. Ne güzel şarkılar vardı eskiden. Gençliğimizi donatırlardı. Hep iyi şeyler hatırlatırlardı Geçip gitmiş devirlerden. Sevgi ve ümid yaratırlardı. O zaman her şey uzaktı ölümden. Yanık şarkılar bile neşeli başlardı. İster istemez saadet taşardı Gamsız günlerimizden. Ne güzel zamanlar vardı eskiden. Ne güzel şarkılar vardı eskiden. Hayâl içinde yaşatırlardı. Güldürür ağlatırlardı Duymadan biz, düşünmeden. Her an bir asır kadardı. O zaman herkes uzaktı ölümden. Candan sevdiklerimiz vardı. Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı. Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden. Ne güzel zamanlar vardı eskiden.


Hem dünya hayatında hem de manevi hayatında dengede kalmayı öğrenmen gerek.


Bilginin Titreşimi
Bilgi dediğin enerji her zaman kesintisiz olarak size tesir etmekte, fakat sizin algılayabilmeniz için aynı titreşimde olmanız gerekmektedir. Yaşadığınız deneyimlerden edindiğiniz bilginin titreşimi sizin o anki algınıza göredir. Algınız arttıkça o anda aldığınız bilgiyi daha kapsamlı, daha detaylı anlarsınız.

Yani bir deneyimden edindiğiniz bilgi, o bilginin tamamını kavradığınız anlamına gelmez. Algınız arttıkça bilginin sizin üzerinizdeki tesiri gitgide artar. O zaman anlaşılması gereken şudur ki madde aleminde yaşadığınız deneyimler birbirinden farklı gözükse de aslında yaydığı enerji birbirinden bağımsız değildir, aynıdır.

Titreşiminiz bilgi enerjisiyle ne kadar uyumlanırsa, daha önce yaşadığınız deneyimden aldığınız bilginin tesirini gerçek anlamda anlamaya başlarsınız ve o zaman o deneyimi neden yaşamanız gerektiğini daha iyi anlarsınız.

Gerçek aşkın peşinden gitmek
Özünüzün sizin üzerinizdeki tesirini anlatabilmek için aşk dediniz, sevgi dediniz; bu sözlerin gerçekte sizin için ne ifade ettiğini unuttunuz. Gerçek aşkı anlatabileceğiniz kelimeleri bulamazsınız onu sadece yaşayabilirsiniz.

Onu ancak özünüzden gelen sese kulak verdiğinizde hissetmeye başlarsınız. Ve o zaman aşk sizin için başka bir anlam kazanır. Artık size öğretilen aşkın değil, gerçek aşkın peşinden gidersiniz. Bu aşk ne kadar kavurucu olsa da bir kere bağlantı kurulunca hissedilen duygular dünya hayatında asla tatmadığın, bilmediğin bir mutluluğa seni götürür. Ve asla bu hissettiklerinden vazgeçmek istemezsin.

Bu duyguları yaşamaya başladığında, sadece o duyguyu yaşayıp, dünya hayatından vazgeçmek senin asla daha fazla özüne bağlanmanı sağlamaz. Madde aleminde yaşadığın deneyimlerin ve bu deneyimlerdeki duruşunun seni saf ve temiz bir enerjiye dönüştüreceğini unutma. Ancak o zaman saf, temiz olan özünün enerjisiyle buluşabilir, bir bütün olabilirsin.

Hem dünya hayatında hem de manevi hayatında dengede kalmayı öğrenmen gerek.

Aklını kalbinle bir et
Ne kadar kendini tanıyorsun? Hangi seni tanıyorsun? Kimliğim dediğin ne? Neye göre sınırlarını belirliyorsun?

Kavramlar, sözcükler arasında kaybolup gidiyorsunuz. Maddeyi tanımak yerine onunla bir bütün oldunuz. Şimdi ondan kopma zamanı. Bu kolay değil, sevdiğinden ayrılmak gibi. Gerçek değişimi bir bütün olarak yaşamazsan, duyduğun, okuduğun ve doğru olduğunu düşündüğün değişimi yüzeysel yaşarsın. Bu da sende baskıya neden olur. İçsel bir karmaşa yaşarsın, bu şekilde de değişebilirsin. Maddeyi sadece araç olarak kullanmayı öğrenirsin. Ya da tüm bunların saçma olduğunu düşünür, mutluluk dediğin maddenin sende hüküm sürmesine izin verirsin.

Başka bir yol da; kendini yargılamadan izlemektir. Bu oldukça uzun ama geri dönüşü olmayan bir yoldur. Değişim çok yavaş olsa da ardında bıraktığın, yaşadığın deneyimlere teşekkür eder, yoluna devam edersin. Pişmanlık yoktur, kesinlik vardır. Yavaş yavaş deneyimlerin arkasında anlatılmak isteneni anlar, tevekkül edersin.  Artık aklını kalbinle bir etmeyi öğrenmişsindir.

Tam teslimiyeti yakaladığında, artık sen sen değil özünle birsindir.



(*) Bu yazılarda kalp diye bahsedilenin senin fizik bedenindeki hayatını idame ettirmeni sağlayan maddi varlık zannetme. Bahsi geçen kalp, özünün bilgisinin saklı olduğu enerji alanındaki titreşimdir. O titreşimi bedenli varlığına aksettirebilmen için, senin madde aleminde kullandığın, bire bir aynı olmasa da sende çağrışım yapabilecek sözcüktür.