Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

17 Eylül 2015 Perşembe

Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Olgunlaşmak...
Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.

İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.

Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.

İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.

'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım' sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.

İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.

İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.

Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.

Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.

Kestirmeleri de öğrendim gide gele.

Boş geçen her saniye değerli artık.

Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.

Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.

Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.

Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.

Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.

Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.

Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.

Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.

Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .

Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.

Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.

İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.

Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.

Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.

İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.

Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Her zaman görüneni değil, arkasındaki güzelliği hisset. Bırak olaylar aksın, sen sadece sevgi ile bak.



Hiçbir Zaman Oldum Deme

Kalbinin derinliklerine indiğini, o engin okyanusa ulaştığını mı sanıyorsun? Yoksa ulaştığını zannettiren beşer varlığının sana oynadığı bir oyun mu? İşte bu nokta insanoğlunun en dikkat etmesi gereken noktadır.

İnsanoğlu bilgi enerjisi ile karşılaşmaya başlayınca aslında özünde saklı olanı bulup onunla tekrar hemhal olmaya, kendinde oluşan değişiklikleri fark etmeye başlar. Gücünün farkına varmaya başlar. İşte tehlike buradadır. Eğer bu noktada ben duygusundan yani egosundan sıyrılabilirse özüyle buluşma yolunda en büyük sınavı verir. Yoksa kalbinin derinliklerinden sızan o parlak, sıcacık ışığın büyüsüne kapılıp aydınlandığını, özüyle bütünleştiğini sanır. Bu, aydınlanma yolundaki sınavlardan biridir oysa…

Hiçbir zaman oldum deme. Olduğunu zannettiğin zaman sınavı veremediğin zamandır. Sadece izle, sendeki değişimi izle…

Özünle buluştuğunu nasıl anlayacağını mı merak ediyorsun? O eşsiz buluşmada duygu yoktur. Beşer varlığınla hissettiğin, bildiğin duygular yoktur. Onun için oldum diyemezsin. Sen artık sen değilsindir, tek olmuşsundur. Artık damla değil okyanus olmuşsundur.

İste özünle bir olmayı, iste. Egon için değil, tek olmak için iste. Hiçbir istek karşılıksız kalmaz. Eğer istediğinde samimiysen özün duyar sesini, yardım gelir. Samimi değilsen, dünya hayatındaki gücü istiyorsan yine yardım gelir. Egonun sesini öyle yüksek duymaya başlarsın ki, o ses artık senin etrafında kalın duvarlar örmeye başlar. Başka hiçbir sesi duymak istemezsin. Kendi etrafında dönüp durursun…

Dua et. Ettiğin duada samimi ol!

Değişim

Canın mı yandı? Çok mu acıdı? Neden acıdığını düşündün mü? Yoksa suçlu mu aradın?

Karşımıza çıkan engellerdeki duruşumuz kalbimizin kapısını aralamaya başladığımızda değişiklik sergiler. Kapıyı çaldın, sonra açmaya başladın. Bunun bir bedeli var: “değişim”. Güzel bir bedel.

Kapıyı ne kadar aralarsan o kadar değişirsin. Aynı olaya, o kapı biraz daha aralandığında başka gözle bakarsın. Ta ki kapı ardına kadar açılıncaya dek. O zaman olayın madde aleminde senin üzerinde yarattığı tesir etkisini kaybeder; olayın arkasındaki manevi tesirle ilgilenirsin. Özünün sana iletmek istediği mesajı alır, tevekkül edersin.

Bağışlamak

Sevgi öyle güzel bir anahtardır ki, her kapıya uyar. Kim seni üzdüyse düşün, seni üzen kimlik asıl olan değil, gelip geçici duygular, hisler.

Olayların görünen yüzünden ziyade, arkasındaki gerçekliği gör. Bir de bakacaksın ki sensin o. O zaman anlarsın neden birbirinizden farkınız olmadığını. Sevin birbirinizi, eksikliklerinizle sevin. Yok birbirinizden farkınız. Özünüz aynı, ne bir eksik ne bir fazla. Görün artık bu gerçeği!

İnsanoğlu kendisine ne kadar kızabilir. Başkasının sana yaptığına o kadar kız. Onun için dua et, sevgi gönder. O zaman hem kendini, hem de onu bağışlarsın. Kızgınlığını büyütürsen, öyle büyük bir ateş topu olur ki, kalbin ne sevgi duyabilir, ne de sevgi alabilir. Olduğun yerde kalırsın. Öyle bir kısır döngünün içine girersin ki aynı olayın etrafında döner durursun. Olayın adı değişse de içeriği aynı…

Her zaman görüneni değil, arkasındaki güzelliği hisset. Bırak olaylar aksın, sen sadece sevgi ile bak.



Umman

Uyanık olduklarında bana derler: "Sen ve içinde yaşadığın kainat, uçsuz bucaksız bir ummanın uçsuz bucaksız sahilinde bulunan bir kum tanesinden gayrı nesiniz ki" Düşümde ben de onlara şunu derim: "Benim, o uçsuz bucaksız umman. Bütün kainatlar ise benim sahilimdeki kum tanelerinden gayrı birşey değil." 

Dörtlükler



İnsanlık Öğütü

İnsanlık yürekçe zengin
Hilafla, tavafla değil
Sevenler gönülce engin
Kubbeyle, hutbeyle değil

İnsan ol sevgiyle dolaş
Kafire küfürle değil
Cennete dünya ulaş
Ahrete seyirle değil

Bilimin peşinde yürü
Yobazın, dinbazın değil
Yoksulun düşünde büyü
Hırsızlık işinde değil

Hayata katkınla anıl
Malınla, mülkünle değil
Mazlumun bağrında sağıl
Zalimin koynunda değil




Biz küçükken çok büyüktük

Biz küçükken çok büyüktük !…Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. Güzeldik biz küçükken. Sonra mı? Büyüdük. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük. Büyürken ne de çok küçüldük.