24 Ağustos 2015 Pazartesi

Alacakaranlık

 
olmaz ol alacakaranlık!

yerin dibine bat alacakaranlık!

evin ocağın sönsün alacakaranlık!

onulmaz dertlere düşesin de sürüm sürüm sürünesin alacakaranlık!

dilerim, ettiğini bulasın, kan kusasın...

sancıdan, sızıdan inliyesin!

canalıcıya can vermiyesin.

alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlıktır; ikisi ortası, aydınlıktan uzak, daha çok karanlığa yakın.

alacakaranlık bir kandırmacadır, aldatmacadır, yutturmacadır, oyalama, göz boyamadır.

karanlık, gecedir, her gecenin de bir sabahı olur.

ama alacakaranlıkların hiç yoktur sabahı, bir sürüncemedir, sürer gider...

ne aydınlık, ne karanlık...

varsa da yok...

yoksa da var...

var gibi de yok,

yok gibi de

yine var...

kanunlar hem var, hem yok...

kimine var, kimine yok.

kimi zaman var, kimi zaman yok.

kimi yerde var, kimi yerde yok.

insan hakları, hani varımsı da yokumtrak

demokrasi; demokrasisimsi...

sosyal adalet; sosyal adaletimsi...

varımtrak yokumsu...

tatlımtrak acımsı...

salımtrak ama çarşambamsı...

batılımsı da doğulumtrak...

ilerimsi de biraz gerimtrak...

alacakaranlık, insanlara karanlığın aydınlıktır diye yutturulmasıdır: karanlığımsı da aydınlığımtrak...

karanlık, aydınlığın düşmanıdır.

alacakaranlık, hiçbir şeyin ne dostu, ne de düşmanıdır.

alacakaranlık ne tezdir, ne antitezdir, ne sentezdir.

o, Allahın belası pis bir şeydir.

olmaz ol alacakaranlık!

başın kelola!

gözün körola!

yerin dibine bat da bir daha çıkma!

gel ey aydınlık, gel!

  Serhat Kılıç