20 Temmuz 2015 Pazartesi

Yaşanan



Bir süredir kuşlar da yok
Kentin bulanık göğünde
Dumanlı bir uğultu
Uzayıp dururken sokaklarda
Ürküttü bütün kuşları da

Öfkeyi kollayarak sakin
Kalabilmenin zamanıdır
Biliriz ki bizimledir doğanın
Ve sevdanın gülümseyen sevinci
Ve onlar sahip çıkacaktır bize

Biz ki acılarla olgunlaştık
Biliriz kederi, kahrı ve zulmü
Aşkı ve hicranı da biliriz
Nice onmaz denilen yarayı
Acılarla sargılamadık mı

Ve ölesiye bağlıyızdır
Sevdamızı paylaşan
Uzak ve yakın dostlara
Ki ahde vefa denilen şey
Bizimle girmiştir kitaplara

Ama neler getireceğini yarının
Ve neler alacağını bizden
Hesaplamanın zamanıdır
Bel bağlayamayız çünkü
Feleğin ve zalimin insafına

Unutma

 



Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.



Hüzün derindeki izidir aşkın


Dörtlükler...
tutsak bir öfkedir aşkın tarihi
yalınlığın bilgesi her gün yeniden yazar
kırmızı bir güldür, kanar avuçlarında
sevda sararmış bir gül olur ağlar

Yalnızlık...
ruhundaki delik deşik bıçkın kayığı
terkedip girdapların çılgın dansında
sığınmak mavisiz bir limana

Yol Ayrımında...
kayalık dalgalarınla dinle beni
deniz çıplak uzanır tuzun beyazlığına
sen kendi düşlerinden asıldın mı hiç
yeni bir çığlık öğret yanıtlarına

hüzün derindeki izidir aşkın
birlikte susarlar yol ayrımında

Rüzgar...
kadın kum tanesinden bile küçüktü
daha küçüktü deniz kadındaki acıdan

esip duruyordu o eski rüzgâr
denize ve Samayolu'na aldırmadan

ve kadın yürüyordu çıplak anılarıyla
kumlara ve yıldızlara basmadan

Bir Sen Biliyorsun...
bir sen biliyorsun nerede olduğumu
uçur beni kanatların sırdaş beyazlığına

Bir Tanımı Olmalı...
sevdiğinin yüzüne son kez değercesine
söylenecek hiçbir şey kalmadı dercesine
en uzak tınıları boyayarak sesine
"hoşçakal" demenin de bir tanımı olmalı

ben ne söyleyeceğim şimdi yelkenlerime
bana rüzgâr dilinden sözcüklere gerek

Ey Gönül

Ey Gönül..!
İlle de birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin..
Gördüğünü herkes sever ama sen asıl görmediklerini seveceksin..
Sözde değil özde aşk istiyorsan şayet; ”ten”e değiL, ”can”a değeceksin…

Başucumda Müzik



Hatırlamak güzeldir derler. Hayır, değildir. Anılar bir an için bizi gülümsetse bile hemen sonra elimizi uzatıp tutmaya çalıştığımızda silinip giderler ve ne yaparsak yapalım ancak acı verirler.

Siz ne isterseniz düşünün, ben yalanları severim. Hayalleri, düşleri, kimseye zararı olmayan yalanları... İnsan işte böyle bir evin içinde oturup bunca yıldan sonra yalnız gerçekleri düşünse ancak hayatının neden bu denli uzun olduğuna şaşabilir... Canı sıkılır. Hem kim bu hayatın bir rüya değil de gerçek olduğunu söyleyebilir ki?

Bazı şeyler unutulmaz. Yanınızdayken bile özlediğiniz, yanınızdayken bile hatırladığınız biri gibi...

Ve gerçekten de bazı rastlantılar alınyazısından, hayatın bize beklenmedik bir hediyesinden başka ne olabilir?

Peki ama en azından bir yerde oturup, oynadığınız rolü değiştirebilir misiniz? Bu yalnızca cesaretle mi ilgili? Yoksa rastlantıları yönlendirdiğinizi sanırken aslında onlar mı belirliyor rolünüzü?

Bu dünya üzerinde sağlam sandığımız hiçbirşey olamayacağını, hayatın hepimizden güçlü döngüsünün içinde savrulup gittiğimizi ve günün birinde farkında bile olmadan o döngünün dışına fırlatılacağımızı düşünüp vazgeçtim.

Belki de insanları bir türlü anlamayışımızın, günün birinde en beklenmedik biçimde bizi şaşırtmalarının nedeni, hep bir bütün olarak bize verdikleri görüntüyle yetinip farklı parçalardan oluştuklarını unutmamızdır.

Zaten aşk da yaramazlıktan başka nedir ki? 

Evet sözcükler güçlüdür. Ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana sözcüklerden geçer.

Çünkü biliyor musunuz, insanın neler yaşadığı çok önemli değildir. Önemli olan ne hissettiğidir.

Ne olursa olsun hayatını durdurma! Durup hayata bakmaya başladığın zaman yaşamak zordur.

Ben o gün anladım ki, iki insanın bedenleri birbirine değdiği zaman ya hemen tutuşan ve sonra sönen saman alevi gibi geçici bir zevk verir ya da ikinizin arasında hiç anlayamayacağınız sonsuz bir bağ kurulur. Sanki bir başkasına, bir yabancıya içinize girmesi, kimsenin gözle görüp elle tutamadığı cisimleşmemiş benliğinize dokunması, orada pervasızca gezip dolaşması için elinizde olmadan izin vermiş olursunuz. Sanki ne sizin ne de bir başkasının asla bilmediği incecik bir aralıktan geçip o gizli bahçeye girersiniz.

Hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, doğruları bilip yanlışları seçmek istemesi midir?

Bu dar sokaklarda yürümeyi, eski evlerin pencerelerinde oturan yaşlı kadınlarla selamlaşmayı, balıkçıların pırıl pırıl tezgahlara doldurdukları lüferlerin, uskumruların arkasındaki o neşeli bağırışlarını, geç kalınca evin içinde dört dönmeye, sanki bir aşığın gelmesini bekler gibi pencerelere gidip gelmeye başladığım simitçinin akşamüstü seslenişini, beni uykumun arasında yoklayan anneannemin sesi gibi yakından gelen sabah ezanını, bütün bir gün oturduğunuz yerden yalnızca ışığın değişmesiyle her an yeni bir resme benzeyen manzaraya bakmanın verdiği hayreti, kıyıda oturduğumuz yaz akşamları neredeyse el uzatsak dokunacağımız kadar yakından geçen ve kimbilir nerelere giden o dev gemileri, sessizliğin içinde birdenbire başlayan ve birbirlerine gizemli bir dilde neler anlattıklarını asla bilemeyeceğimiz martıları, ayaklarımızı suya uzatıp oturduğumuz zaman çılgınca akıp giden denizi, bana hayatın ne olursa olsun benzersiz, akıl almaz bir mutluluk olduğunu söyleyen bütün bu görüntüleri, sesleri, kokuları başka hiçbir yerde bulamadım.

Peki ama neden? Yalnızca böyle olması gerektiği için mi? Yalnızca başkaları üzülmesin diye mi? Bütün evlilikler mutlu ya da mutsuz sürüp gitmek zorunda olduğu için mi? Yoksa yıkılan şeylerin yerine yenilerini kurmaktan korktuğumuz ve günün birinde pişmanlık duyacağımızı sandığımız için mi? Hayatla tek başına başedemeyeceğimizi düşündüğümüzden mi yoksa? Birdenbire anladım ki, asıl hayal budur ve gerçekleşmesi imkansızdır.

Ama ne yazık ki insan ve mutluluğu dünyaya aynı yerde ve aynı anda gelmiyor.

Anılar da yıldızlar gibi... Onlara bakarken nasıl aslında çok eski bir görüntülerini görüyorsak tıpkı öyle... Anılar da uzak yıldızlar gibi zamanın bir yerindeki görüntüyü ancak şimdi yollayabiliyor bize...

Hayatı oluşturan, bizi güçlü, huzurlu, mutlu kılan bir bütünlük var mı gerçekten? Eğer varsa ben onu hiçbir zaman bulamadım.

Ve biliyorum ki hayat hep dağılır. Biz onu ne kadar bir düzen içine sokmaya çalışsak, kendimize göre yeniden oluşturmayı denesek de...

Hem zaten anılar neye yarar ki? Yaşanmış şeylerin artık bittiğini, bir daha yaşanmayacağını, zamanın bir yerinde, ulaşılmaz bir parçasında kaldığını anlamaya mı?

DOCTOR ZHIVAGO ~ LARA'S THEME