Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

12 Nisan 2015 Pazar

Tevfik Fikret’in Süleyman Nazif’e yazdığı mektuplardan...

 
“Umutsuzluk. Umutsuzluk. Umutsuzluk. Umutsuzum kardeşim. Korkunç bir kızgınlık bunalımı içindeyim, sönüyorum. Bu biraz daha sürerse eyvah! Nedenini söyleyeyim mi? Fakat bu o kadar tuhaf ki, gülersiniz diye korkuyorum, kimi zaman kendim bile kendi halime gülüyorum. Koca bir dünya içinde yalnızım Nazif! En yakın arkadaşlarımın arasında sokağa çıplak çıkmış bir adam duygusuyla titriyorum, herkesin vicdanı kapalı örtülü, yalnız ben çıplak. Herkes hiç olmazsa üniformalarla –ne diyeyim- mayasını sürdürüyor. Herkes zamanın alçak süslerine bürünebiliyor. Herkes namuslu geçinerek alçak yaşamanın kolayını buluyor. Herkes bu rezalet havasında nefes alabilmek için bir kolaylığa, bir çareye, bir büyüye sahip.”

 “Umutsuzluğumun derecesini düşünemezsin kardeşim. Kendimi taşlara çarpacağım geliyor. Fakat hani benim yurt sever kanımla kirlenecek bir temiz taş?” 



Her kasabada ışık saçan bir öğretmen ve o ışığı söndürmeye çalışan bir papaz vardır.


Her kasabada ışık saçan bir öğretmen ve o ışığı söndürmeye çalışan bir papaz vardır...Victor Hugo
 
Aklında planladığın şey ile kaderin planladığı şey çok farklıdır. Çoğu kez bu yüzden hayata şaşarsın...Montaigne

 
Bırak, arkandan oynanan oyunları bilmediğini sansınlar. Sen, çocukların beyin gelişimi için oyuna ihtiyaç duyduklarını bil, sorun olmaz!...Bob Dylan

 
At gözlüğü takmış sabit fikirli insanlardan uzak durmak, bazen en büyük kafa rahatlığıdır...Ts Eliot

Unutma; Eğer bir dış etken seni çok üzerse, Duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, Senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır...Marcus Aurelius


Mühürlenmiş Zaman


Zayıflık harika bir şeydir, güç hiçbir şey. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir. Kuru ve sert hâle geldiğinde ölür. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise varoluş tazeliğinin ifadeleridir. (Lao Tzu…Filmde Stalker’ın ifadeleri )

Ne olursa olsun bir meta olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki varoluş nedenini  ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya bırakmalıdır. Mühürlenmiş Zaman

Sanat Yaratıcının aynadaki cilvesidir. Biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan, taklit etmekten başka birşey yapmıyoruz. Bu yüzden, Yaratandan bağımsız bir sanata asla inanmıyorum. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım. Eğer bu dua, bu yakarış, benim filmlerim insanları Tanrıya yöneltebilirse ne mutlu bana. Yaşamım esas anlamını bulacak. Hizmet etmek. Ama bunu asla başkalarına empoze etmeye kalkışmayacağım. Hizmet etmek, fethetmek demek değildir. (France-Culture’ün 7 Ocak 1986 Sayısındaki Tarkovsky Röportajı)
İnsan varolduğu sürece, birşeyler husule getirme eğilimi de varolacaktır. İnsan kendini insan olarak hissettiği sürece birşeyler yapmaya girişecektir. İşte onu Yaratıcısına bağlayan şey burada. Neye yarar sanat? Bu sorgulamanın cevabı şu formülde yatıyor: Sanat bir yakarıştır. Bu herşeyi anlatıyor. İnsan sanat aracılığıyla umudunu dile getirir. Bu umudu dile getirmeyen, manevî temeli olmayan hiçbir şeyin sanatla ilgisi yoktur, bunlar ancak parlak birer entellektüel analiz olabilirler. Picasso’nun tüm eserleri bu entellektüel analiz üzerine kurulmuştur. Picasso dünyayı kendi analizi, kendi entellektüel yeniden-yapılanması adına boyar. Adının tüm prestijine rağmen, itiraf etmeliyim ki, sanata hiçbir zaman ulaşamadığını düşünüyorum. (France-Culture’ün 7 Ocak 1986 Sayısındaki Tarkovsky Röportajı)

Eğer, gerçekliğin bilimsel ve duygusuz bir şekilde kavranması, hiçbir zaman  sonu gelmeyen bir merdivenin basamaklarını tırmanmakla eş anlama geliyorsa, sanatsal kavrayış da insana, kendi içinde mükemmel ve bütünleşmiş, sonu olmayan bir alanlar sistemini hatırlatır. Bu alanlar, bazen birbirlerini tamamlar, bazen birbirleriyle de çelişir; ama hiçbir şart altında birbirlerinin yerini dolduramazlar. Aksine, birbirlerini zenginleştirir, bütünsellikleriyle sonsuza dek uzanan, her şeyin üzerinde özel bir alan oluştururlar. Kendi içinde sebeplendirilmiş ve her daim geçerliliğini koruyacak olan bu şiirsel vahiy, insana kimin kopyası olduğunu kavradığını ve bunu ifade etmek için yeteneğe sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Mühürlenmiş Zaman
izdiham.com

Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen

 Bir yeri, gerçekten ve toptan terketmeyen,
yeni bir yola çıkamaz
(Tanrı Lût`a boşuna dememişti ya, “geriye bakmayacaksın” diye )
Ince Ellerin
Nasil ince, ellerin, parmaklarin
Coskuyla agirligini kavrarken yasamin,
Nasil kati, nasil soguk, kursunlarin
Sessiz ve dingin dünyanda yasaman için.

Orada misin?
Göremiyorum seni—
Öylesine yogun bir karanlik
Uzaniyor ki benden sana
Gözlerim
Delinmis gibi.
Orada misin?
Densiz gülüslerden uzak—
Kuruyor musun beni?

Ben ki
Yillarin yagmurlariyla çürümüs
Tahta gibiyim:
Dokusu grilesmis,
Artik yalniz,
Atese atilabilen.

Beni
Kuruyor musun—
Arsiz gürültülerden uzak
Orada?

Sessizligim:
Orada
Duyuruyor mu beni sana
Buradan,
Rüzgarin dallari
Bir an
Biraktigi aralarda?


Akan Kan
Ne çok
Ölü
Düsün var senin 
Kirik
Dökük
Gerçeklerin üsüsünce düsüncene
Ne çok
Canli
Acin var senin.
Bölük pörçük
Gerçeklerin inince içine
Ne çok
Kati
Kanin var senin.
Ne çok
Diri
Ölün var senin.
Param parça
Yasamin bastirinca bakisina
Ne çok
Akan
Kanin var senin.
Ne çok
Yiten
Anin var senin.
Delik desik
Yasamin ulasinca duragina
Ne çok
Biten anin var senin.
Ne çok
Halin
Var senin…


Gidiyorsun
Gidiyorsun:
Bütün isiklarimi göndersem seninle
Aydinlanir misin?
Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
Mutlanir misin?
Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
Üzülür müsün?
Gidiyorsun:
Bütün acilarimi göndersem seninle
Yikilir misin?

Ben
Üzüntülü ve yikik
Kalirken
Sen
Aydinlik ve mutlu
Git
Isiklarimla ve sevinçlerimle:
Üzülme
Yikilma
Aydinlan
Mutlu ol.
Birak bana,
Hüzünleri, üzüntüleri
Acilari, yikimi—
Al götür
Isiklari, aydinligi
Sevinçleri, mutlulugu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
Götürür müsün?


Havada
Burada
duvar ile direk
arasinda asili,
sallaniyorum

Kenarlarim yirtik
parçalarim sarkik
içim patlak.

Burada
geçmis ile gelecek
arasinda gerili,
sallaniyorum.

Saatlerim çarpik
günlerim çatlak
yilim yitik.

Sözcükler gelip geçiyor içimden
anlamsizliga dogru,
eylemler gelip gidiyor elimden
çaresizlige dogru.

Bosaliyorum
burada
hiçlik ile yokluk
arasinda.


Biliyormusun Nereden Geliyorum
Oradan:
senin gidecegin yerden-
en dibinden
acilarin
en içinden
sevinçlerin:
ikimizin gidecegi yerden.

Oradan:
ikimizin oldugu yerden-
çevremizden gelen
etkilerden siyrilip,
kendiligimizden
olustugumuz yerden.

Oradan:
bizim yerimizden-
ikimizin de geldigi yerden:
yenilgiden
üzüntüden
yesillikten
mavilikten.

Biliyor musun
nereden?

Yasamin en dibinden.
Içtenligin en içinden.

Sen ve ben
neden
gelmissek ve gideceksek
o yere, o yerden
kendiligimizden,
gidecegiz ve gelecegiz
o yere
yeniden-

Sen ve ben
yeniden ve yeniden.

senin elin
serin elin
benim elim
derin elim

senin elin
benim elim
benim elim
senin elin

senin elim
benim elin

dingin elin
suskun elim

Gidiyorsun:
Bütün isiklarimi göndersem seninle
aydinlanir misin?

Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
mutlanir misin?

Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
üzülür müsün?

Gidiyorsun:
Bütün acilarimi göndersem seninle
yikilir misin?

Ben
üzüntülü ve yikik
kalirken
sen
aydinlik ve mutlu
git
isiklarimla ve sevinçlerimle:
üzülme
yikilma
aydinlan
mutlu ol.

isik ol
aydinlik ol
sevinç ol
mutluluk ol.

Birak bana
hüzünleri, üzüntüleri
acilari, yikimi-
al götür
isiklari, aydinligi
sevinçleri, mutlulugu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
götürür müsün?

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir serin ürperti
yaladi geçti dalgalari-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Kim bilir
nasil kuru, nasil tozlu
nasil gürültülü-
ama, belki
nasil da renkli, nasil canli
nasil dingin
bir yerdeydin
günboyu.

Simdi son piriltilar çekilirken
sularin üstünden
sen, belki
nasil kuru, nasil cansiz
nasil bogucu
bir yerdesin-
ama, belki de
nasilsa renkli, canli, dingin-
yerliyerindesin.

Ama
yoksun ki.

Bak, denizdeyim
diyeektim-
diyemedim.

Oraya
senin oldugun yere baktim.
Bir serin ürperti gibi
yaladi geçti dalgalari
o eski deyis:
How do I love thee?
Let me count the ways-

Gördüm seni.
Geldin gözümün önüne:
nasil da duru, nasil ari
nasil canli-
kuru, cansiz, bogucu
yerinde,
bütün bezginliginin içinde
denizde gibiydin.

Ama
yoktun ki.

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir islak esinti
düstü dalgalarin üstüne-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Yokum ben sensiz
yoksun sen bensiz

benimle sen
seninle ben

Var misin?
Yok musun?

Yok musun?
Var miyim?

Orada
beni düsünüyorsun
Hissettim bunu:
Bir siddetli rüzgar gibi
asarak tepeleri
geçerek bogazlari
ulasti buraya
geldi dokundu bana
düsünmen beni.

Orada
beni düsünüyorsan
hissetmelisin bunu:
Bir rengarenk isin gibi
asarak tepeleri
geçerek bogazlari
ulasmak oraya
gelip dokunmak istiyor sana
düsünmem seni.


Ay’ya
Yarimsin; ama tam karsimdasin
Tam karsimdasin; ve yarimsin…


Gelip Geçici
Gelip geçici, geçip gidici degil mi
Hersey – horoz ötüsü
Çocuk gülüsü, deniz kipirtisi:
Hersey— sen ve ben
Gelip geçmedik, geçip gitmiyor muyuz?

Bak:
Uçup giden beyaz bulut
Pirildayip geçen isik
Yiten akinti-
Görülmeden
Isitilmeden
Gelip geçen
Geçip giden
Yüzlerimiz, seslerimiz.

Sen ve ben
Yitip giden
Bilinmeden
Yiten.

Gelip geçici, geçip gidici degil
Hersey-sevgi öpüsü
Dinginlik düsü, yürek sizisi:
Hersey —sen ve ben
Gelip geçmedik, geçip gitmiyoruz.

Dinle:
Esip yiten tatli umut
Genisleyip biten serinlik
kalan üzüntü-
Görülerek
Isitilerek
Geçip gitmeyen
Gelip kalan
Yüzlerimiz, seslerimiz.

Sen ve ben
Gelip kalan
Bilerek
Gelen
kalan.


Ne Ki Hiç
Simdi gelecek
Sana bahar yeniden:
Birak, bilme, ne—
Ne bil, ne bilme:
Gelsin hepsi yeniden
Sen bilmeden, hiç…


Kendi Olarak Sana Gelen
Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayi seçen
kendi olmasini, seninle olmaya baglayan
O, iste…



Simdi Artik
Simdi, dinginlik:
Olmamis da olsaydin
Vardin gene de—
Artik huzur:
Oldun ve oldun gene:
Varsin, burada.


Ateş,
yakabileceği herşeyi
yakana dek
yanar-
ancak o zaman
söner…

ateş yakana kılavuz-yakın (o.a) 
Ve uykum
yeni bitmiştir daha, üstelik
geri veriliyordur bana
düşlerimin o karmaşık mimarisi

dalgalar susmuştur çoktan,
denizse gümüş
sikkeler gibi
harcanıyordur…’


kişi, kendi yaşam biçiminin de tutsağı olabilir —–olur da…!
Başka tutsaklıklardan kaçınmak için yaptıkları, kişiyi öyle bir duruma getirebilir ki, kendi kişi olma koşulları, onu en sıkı tutsaklığa yöneltir: kendi kendisinin tutsağı olmaya… Kişi başasının tutsağı olmaktan kurtulurken, kendi kendisine tutsak düşer— kişi hep tutsaktır: başkalarının ya da kendisinin…
Kişi tutsaktır—-hep…


“Düzeltmek için çok geç” dedi Kırmızı Kraliçe:”birşeyi bir kez söyledin mi; bu onu kalıcı hale getirir; artık, sen de onun sonuçlarına katlanmak zorundasındır”
lewis carrol/ile140 (O.A)


Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin  
Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen  
Özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin  
Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen
 cafrande.org