14 Mart 2015 Cumartesi

Marcus Aurelius

Sabah kalktığında hayatta olmanın nasıl bir ayrıcalık olduğunu düşün...Nefes almanın, düşünmenin, zevk almanın, sevmenin.

Acı


Ve bir kadın, "Bize acıdan bahset" dedi. Ve o cevap verdi: "Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır. Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş'i görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz. Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini hayranlıkla izlemek üzere açarsanız,acınızın, neşenizden hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz; Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi,aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylıyacaksınız. Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz. Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir. Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı iyileştirmek için sunduğu "acı" ilaçtır. Doktorunuza güvenin ve verdiği ilacı sessizce ve sakince için; Çünkü size sert ve haşin de gelse, onun elleri "Görülmeyen"in şefkatli elleri tarafından yönlendirilir. Ve size ilacı sunduğu kadeh dudaklarınızı yaksa da, O'nun kutsal gözyaşlarıyla ıslanmış kilden yapılmıştır.

İyi Göremem



Doktor, gözlük takan akıl hastasını yanına çağırır ve sorar: “Senin bir kulağını kesersem ne olur?”
“Canım yanar doktor.”
“Ya iki kulağını da kesersem ne olur?”
“İki kulağımı da keserseniz o zaman iyi göremem.”
“Kulağını kesiyorum gözünü değil?”
“Olur mu doktor? İki kulağımı da kesersen peki ben gözlüğümü nereye takacağım?”


İnsan ki Hasreti Kadar


Aşksa:
Sağır da olsa dile döner seslenir...

Düşse:
Eni sonu suya düşer ıslanır...

Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
Hangi dal sügün verir ezildiği yerinden?

(...Dolunaydı...Dağlaın bulutlandığı,
toprağın yoncalandığı aydı...Öpsem,
yaralanır sandığım
çiçekler kadar körpeydi bahar...
Bir yanım sazınca külhan,
yağız,civan,atmaca;
bir yanım nazınca uslu,
suskun,ıssız,utangaç,
savrulup savrulup sokaklara
söylediğim şarkılar
süsüydü ömrümüzün,
yitince bulunmaz zenginliğimiz...
Ne güzel günlerdi ah
ne güzeldin gençliğim;
gönlümü tarih düşüp
ömrümce yol gözledim,
yazık ki sen beklemedin...)

İki derde yenik düştüm ne çare:
biri aşk
biri düşten düşe sızım sızım yüreğim...

Taşa çaldım derdimi,
taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
güle sardım kendimi,
gül kurudu derdim azdı yürüdü...

İnsan ki hasreti kadar:
belki bin sevda bin ayrılık
fakat
bir aşk bir intihar
bir ömre ancak sığar.