4 Mart 2015 Çarşamba

Biz unuttuk bağışlamayı

En güzel dünyaları
                               yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
                                        gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
                       biz unuttuk bağışlamayı...


Zafere Dair -1941, Sonbahar...


Bir insanın yalan söylediğini fark edince

Vazgeçmek her zaman zayıflık demek değildir, bazen de bırakacak kadar güçlü olmaktır...La Edri

Bazen insanın en büyük hatası,
yüzüne gülen herkesi, kendisi gibi sanmasıdır...Paulo Coelho


Ben şaka yaparken hep gerçekleri söylerim; çünkü gerçekler aslında dünyanın en gülünç şakalarıdır...Bernard Shaw

Yaşadığın yeri cennet yapamadığın müddetçe, kaçtığın her yer cehennemdir...La Edri

Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez.
Ama yalnız ve dik durmak için, gerçekten çok şey gerekir!...Charles Bukowski

Bir insanın yalan söylediğini fark edince, ne kadar değersiz biri olduğunu,
yalanına devam etmesine izin vererek gösteriyorum!...Tom Robbins

Başkalarının senin hakkında ne düşündükleri konusunda endişe duyduğun sürece, onlar senin sahibindir...Neale Donald Walsch

Şubat Yolcusu






seni kim çizebilir şubat yolcusu 
yalnız akşam olsun dağınık olsun 
ceplerinde bozuk bir bulut uğultusu 
geceleyin dörtte bir ölüm korkusu 
dörtte dört sabaha karşı yağmursun 
seni kim çizebilir şubat yolcusu 
bütün çizgileri bozuyorsun 

'bela çiçeği'

Kurtla Köpek


Zafiyetten çiroza dönmüştü kurdun biri 
Köpekler, aksine, semiz mi semiz. 
Bu kurt bir köpeğe rastladı; iri 
Güzel besili bir köpek, tüyleri tertemiz. 
“Atılıp şunu bir parçalamalı,” 
Boğuşmayı da göze almak lazımdı fakat, 
Köpek deseniz kendini, hakikat, 
Koruyabilecek kadar anaçtı. 
Bunu gören kurt sessiz yanaştı. 
Biraz aşağıdan alıp dil dökeyim diye, 
Hayran olduğunu söyledi bu semizliğe.


-  “Güç bir şey değil sayın efendimiz,
Dedi köpek, böyle benim gibi semirmeniz.
Vazgeçin bırakın bu ormanları.
Nedir bu ormanlardan çektiğiniz;
Seril sefil, perişan, aç biilaç?
Açlıktan nerdeyse öleceksiniz,
Hepiniz fülüsuahmere muhtaç.
Adeta arslan ağzında, yiyecekleriniz.
Gelin benimle, hemen değişsin kaderiniz.”

Kurt sordu:  -  “Peki işim ne olacak?”

-  “Hiç! Dedi köpek sadece adam kovalamak.
Vazifeniz yabancılara şiddet,
Evdekilere hürmet göstermekten ibaret.
Ama karşılığında neler neler!
Sizindir artık evin sayısız yemekleri.
O ne piliç, o ne kuş kemikleri !
O ne sonsuz okşanıp sevilmeleri !”

Kurt ne diyeceğini şaşırmıştı.
Sevincinden adeta gözleri yaşarmıştı.
Derken baktı ki köpeğin boynunda bir yara.
- “Bu ne?” dedi.
– “Hiç!”
- “Nasıl hiç?”
- “Mühim değil yani.”
- “Ama ne?”
– “Bağlamak için tasma takarlar ya,
   Gözüne ilişen herhalde onun yeri.”

- “Bağlamak mı, serbestçe dolaşamaz mısınız ?”
- “Pek dolaşamayız ama ne çıkar ?”
- “Ne mi Çıkar? Yerinde dursun saltanatınız.
   Hani hazineler bağışlasalar
   Zerre bile feda edemem hürriyetimden,”
Diyip bizim kurt oradan uzaklaştı hemen.
La Fontaine’in Masalları