6 Şubat 2015 Cuma

Sadece bir adam


Sokrates bir gün öğrencisi Sofokles'e şöyle demiş: - Öğrenciler birazdan derse girecek, kaç kişi olduğunu say, bana bildir.
Sofokles kapıya dikilmiş ve başlamış içeriye girenleri saymaya.
Aradan bir süre geçtikten sonra,
Sokrates sormuş:
- Kaç kişi var?
Sofokles:
Sadece bir kişi!
Sokrates, "Nasıl olur!" demiş hayretle, "Ama ben içeriye birçok kişinin girdiğini gördüm..."
Gülmüş ve başlamış anlatmaya Sofokles:

- Evet, ben de gördüm bu sınıfa birçok kişinin girdiğini ama onlar içeri girerken kapının önünde bir taş duruyordu. Ve onlardan hiçbiri, gördüğü halde o taşı kaldırıp yan tarafa koymadı. Fakat en son giren öğrenciniz Platon, taşı görür görmez onu aldı, kaldırıp bir kenara koydu. Onun için orada, sınıfta sadece bir adam var aslında... 
 

Şimdinin Gücü


Aydınlanma sözcüğü insan-üstü bir başarı fikrini çağrıştırır ve ego bunu böyle tutmayı sever; oysa aydınlanma sizin Var’lık ile Bir’liği hissetmenizden, bu doğal halinizden başka bir şey değildir. O, ölçülemez ve yok edilemez bir şeyle, aslında siz olan, ama yine de sizden çok daha büyük bir şeyle birlik halidir. O ismin ve formun ötesinde bulunan gerçek doğanızı bulmaktır. Bu birliği hissedememe, kendinizden ve çevrenizdeki dünyadan ayrı olduğunuz illüzyonuna yol açar. O zaman siz kendinizi, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, tecrit olmuş bir parça olarak algılarsınız. Bu durumda korkuya kapılırsınız, içinizde ve dışınızda yaşadığınız çatışma normal durumunuz haline gelir.
Var’lık, doğuma ve ölüme tabi sayısız yaşam formunun ötesindeki sonsuz ve daima var olan Bir (Tek) Yaşam’dır. Bununla birlikte, Var’lık sadece her formun ötesinde değil, aynı zamanda her formun derinliklerinde de bulunur. Çünkü, o her formun en içteki, görünemez ve yok edilemez özüdür. Bu O’nun sizin en derin benliğiniz, gerçek doğanız olduğu ve sizin ona ulaşabileceğiniz anlamına gelir. Ancak, O’nu zihninizle kavramaya çalışmayın. O’nu anlamaya çalışmayın. Siz O’nu ancak zihin sessizleştiğinde bilebilirsiniz. Siz orada mevcutken, dikkatiniz tam ve yoğun bir biçimde 'Şimdi’de' bulunurken, Var’lık hissedilir, ama O asla zihnen anlaşılmaz. Var’lığın farkındalığını yeniden kazanmak ve o hissetme idrakinde kalabilmek aydınlanmadır.
Zihninizle özdeşleşme, ki bu düşünmenin durdurulamaz ve istem-dışı hale gelmesine neden olur. Düşünmeyi durduramamak korkunç bir derttir, ama biz bunu fark etmeyiz, çünkü hemen herkes bu derdi çekmektedir, böylece o normal bir durum olarak kabul edilir. Bu ardı arkası gelmeyen zihinsel gürültü sizin Var’lığa ayrılmaz bir biçimde bağlı olan o içsel sessizlik ve sükunet alemini bulmanızı engeller. O ayrıca bir korku ve ıstırap gölgesi oluşturan sahte, zihin ürünü bir benlik yaratır.
Aydınlanma bir bütünlük, huzur içinde olma halidir. O hem yaşamın tezahür etmiş yanı ile, dünya ile bir olmak, hem de en derin benliğinizle ve tezahür etmemiş yaşamla, Var’lıkla bir olmaktır. Aydınlanma sadece ıstırabın ve kendi içinizdeki ve dışınızdaki sürekli çatışmanın sonu değil, aynı zamanda kesintisiz düşünmenin korkunç esaretinin sonudur. Bu inanılmaz bir özgürlüktür.
Zihninizle özdeşleşme tüm gerçek ilişkinin önünü kesen donuk bir kavramlar, etiketler, imgeler, sözcükler, yargılar ve tanımlamalar perdesi yaratır. O sizinle kendinizin, sizinle diğer insanların, sizinle doğanın, sizinle Tanrı’nın arasına girer. Ayrılık illüzyonunu, sizin diğerlerinden tümüyle ayrı olduğunuz illüzyonunu yaratan bu düşünce perdesidir. O zaman siz fiziksel görünümler ve ayrı formlar düzeyinin altında olan her şeyle bir olduğunuz asli gerçeğini unutursunuz.
Kendinizi zihnin bu esaretinden kurtarabilirsiniz. Bu tek gerçek özgürlüktür. Bunu hemen şimdi yapın. Özellikle tekrarlanıp duran düşünce kalıplarına, zihninizde belki yıllardır çalıp duran o eski plaklara dikkat edin. Siz bu sesi tarafsız bir biçimde, yani yargılamadan dinlemelisiniz. İşittiğiniz şeyi yargılamayı ya da suçlamayın, çünkü böyle yapmak aynı sesin bu kez arka kapıdan gelmesine neden olur.Çok geçmeden şunu fark edeceksiniz: Ses vardır ve ben burada onu dinliyorum, izliyorum. Bu ben farkındalığı, bu kendi mevcudiyetinizi hissetmeniz, bir düşünce değildir. O zihnin ötesinden yükselir. Böylece, siz bir düşünceyi dinlerken, sadece düşüncenin değil, kendinizin de düşüncenin tanığı olarak farkında olursunuz. Böylece ortaya yeni bir bilinç boyutu çıkar. Siz düşünceyi dinlerken, düşüncenin ardında bilinçli bir mevcudiyeti, daha derin benliğinizi hissedersiniz.  


Bunun için eşek kaldın!



Nasreddin Hoca’nın eşeği, sırtında tuz çuvalını taşırken efendisinin ikazlarına rağmen yoldan çıktı ve köprüyü kullanmak yerine nehre girdi. Tuz suda eridi ve yükü hafifledi.
Dönüşte bu sefer sırtında yün vardı. Yine nehre daldı.
Tabii ki, bu kez sonuç bambaşka idi. Yorgun argın eşek, nehrin öbür yakasına ulaştığında, Hoca kendisini şöyle azarladı:
“İşte bunun için eşek kaldın. Yükün hafiflediğini zannettiğin için her defasında suya dalarsın.”


İnsanın kendisiyle başbaşa kalması, en güzel mülkiyettir


Akıllı insanın üç askeri vardır: Sabır, utanmak ve kanaat...H. Bektaş Veli

İnsanın kendisiyle başbaşa kalması, en güzel mülkiyettir...Sokrates


Bazı insanlarla yüzleşmek zordur, haksız çıkarsın. Çünkü onların galip gelecekleri ikinci bir yüzleri daha vardır...Bernard Shaw


Sen konuşmaya tenezzül etmezsin, suskun ve umursamaz sanırlar. Bilmezler ki, bir konuşacak olsan, yüzüne bakacak yüzleri kalmaz...C.Aymatov