30 Ocak 2015 Cuma

Birbirimize hikayeler anlatıyoruz


Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri... Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin...Dava -Franz Kafka

En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir çünkü insan neden milyonlarca insanla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyarbilirki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar...Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - A. Schopenhauer

Birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Gerçek kanıtlarıysa kaçırıyoruz. Sorun bu. Zihnimiz böyle işliyor. Hikayelere çok düşkünüz. Onlara inanma ihtiyacı taşıyoruz. Ve ne oluyor biliyor musun? Bu inanma ihtiyacı seni bataklığa sürüklüyor...Gözlerini Sımsıkı Kapat -John Verdon


Belki de insan yalnızca refahtan değil, acıdan da aynı ölçüde hoşlanıyor. Hatta acının mutluluk kadar yararlı olduğu bile düşünülebilir. İnsanın yeri geldiğinde acıyı, tutkuya varan derecede sevdiği bir gerçektir. Bunu anlamak için insanlık tarihine bakmaya gerek yok, yaşamın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize sorun yeter. Benim kişisel düşünceme göre, yalnızca refahı sevmenin biraz ayıp yanı bile vardır. İyi mi kötü mü olduğunu bilmem ama bazen bir şeyleri kırıp dökmenin bile kendine özgü bir tadı olabiliyor. Bu açıdan,ben ne yalnız başına refahı, ne de yalnız başına acıyı yeğlerim. Acı, kuşku demektir, yadsıma demektir. Bununla birlikte insan gerçek acıyı tatmak istediğinden, çevresinde bir kargaşa yaratmak, yok etmek, dağıtmak hevesinden asla kendisini uzaklaştıramaz. Bizim manevi varlığımızın biricik kaynağı acı değil mi?...Yeraltından Notlar-Dostoyevski


Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi,insan her zaman aynı insanları görürse,bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini efili efiline bildiğine inanır...Simyacı-Paulo Coelho

Sonsuzcasına

Daha bir dokunaklı gelir şarkı şarkıdan
Daha bir duygulu oluruz, ağlarız
Bulutlar geçmedeyken, beyazken gürültüsüz
Olan umudumuzla kalakalırız ortalıkta
Bizim bu insanca üzgünlüğümüz dillere destan...Cemal Süreya

  yanılmayan iki el
kapandı birbirinin üzerine
gözleri sisli kır, ad kavmi
          kırık mühürler
yılların derin kalıntısından
bağışlamasız bir duruş seçti kendine
sanki artık hiçbir şey kımıldatamaz
içinde küllenen o beyaz pişmanlığı
her şeyi sessizliği ile bütünleyerek
geçiyor kullanmadığı günlerin içinden
başka ellerin kurduğu bütün saatleri
bırakmış tozlu ayrıntıların zülmüne
akşamsefaları gibi dalgındı geçen yaz sonu
onu görmeye gittiğimde
benden öteye bakıyordu benden çoktan geçmiş bakışları
bir tek yağmurun sesiyle tanıdık
bir şeyler geçiyordu yüzünden bir ölünün anısı
kadar belirsiz bir aydınlık
nasıl birikmiş içinde bunca süzülmüş acı,
nasıl ulaşmış içindeki derin tedirgen erince
kopkoyu bir kötülüğe dönüşmüş onca hayal kırıklığı
kayıp kıtalar gibi baktık birbirimize...Murathan Mungan

ruh ne zaman benzedi ki gövdeye
ruh kolay ve güzeldir
herkesin sarılacağı kadar incedir
ruh karşılaştırır, karıştırır
gövdedir bırakan karşı karşıya

o ruhunu dışarıda bırakmayan çıt-kanat
yoktu ki şehirde konacak yeri, duydum
kanatlandı içine, başkasının gövdesine
sığınan bir ruh gibi kırıldı, duydum
meğer ateşli bir hastalıkmış hayat!...Haydar Ergülen

sonsuzluk bendeymiş meğer
yüz yüze bakan iki ayna arasında
evle sokak arasında çoğalır görüntüler

ev sokağa anlatır beni
kendini yaşama kilitli tutan
ve daima büyük sırlar saklayan
bir odasıyım evin
saçak altı edince kuşlarını kış
ya da eskiyince
yazın günlüğünde aşk
gezinirim evin diğer odalarını
sokağa kırıktır evdeki görüntüler
herkesin kolayca sıyrıldığı ev
sıra bana gelince daraltır ağzını
kendimde kalırım hep başkası özlemiyle
sokağa da sığmaz artık içimde birikenler...Nilay Özer

yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı
bütün yağmurları topladım yapraklarına...Şükrü Erbaş

 Gözlerin üstüme eğilince yüreğim taşabilir
Sesinle batık aşklar çekilir kıyılarıma
Ne bahçesi kalır gecenin ne suların feneri
Dağlar küsebilir bize denizler terk edebilir
Sonumu yitiririm senin karanlık ormanında
Gözlerindeki telaş kimin bakışlarını dindirebilir
Gözlerin kimsenin bakmadığı bir çocuk gibi
Issız ve öyle kırılmış ki hiç susmayabilir
Gün gelir kötü bir şiir bile dokunur insana
Çünkü bazı sözcükler anılardan da kederlidir...Haydar Ergülen

Sen ve Ben



Artık birisinin çıkıp bana sen güçlüsün demesini sevmiyorum. Ne zaman birisi bana sen güçlüsün dese bıyık altından gülümseyip sadece gökyüzüne bakıyorum. O anda yapmak istediğim, avaz avaz karşımdakinin yüzüne bağırmak. "Sen biliyor musun güçlü olmanın ne demek olduğunu? Sen biliyor musun nasıl gerçekten güçlü olunduğunu?" Söyleyeyim: Yaşadığın her acı, ödediğin her bedel güç dediğin şeyin bir damlası. Tıpkı sarkıtların, dikitlerin oluşması gibi. Her acı biraz daha sertleştiriyor, demircinin nasırlı elleri gibi ruhun sertleşiyor. Öyle bir hal alıyor ki şaşırmamaya başlıyorsun. Düşmekten, yıkılmaktan, kaybetmekten... Gün oluyor seri halde pata küte vuruyorlar kafana, biri bitti derken diğeri sol kroşeyi indiriyor. Ve sen güçleniyorsun. Ölmediğin ve dayak yediğin her gün biraz daha güçleniyorsun. En sonunda Azrail ile sohbet edebilir hale geliyorsun. Sonra da karşına geçip sana güçlüsün diyorlar.


Sonra

Burada bitsin mi hikaye
Başlasam mı yeniden her şeye

Yine Tanrı mı olsam, yaratsam mı kendimi
Ateşle havayla suyla mı
Yalnız eniyle boyuyla mı, neyle kursam

Boş mu versem tanrılığı
Bir başıma otursam

Ne ateş
Ne hava
Ne su

Ne en
Ne boy

Ne Habil
Ne Kabil

Ne soy!

Ne ben
Ne Tanrı


1953

Mecnun kişinin dervişe verdiği cevap


Zamanın birinde, âlim zatlardan birisi, bir nehir kenarında namaza durmuş. 
Mecnun bir kişi, tam o sırada sözde alim zatın önünden geçmiş. 
Adam, öfkeyle namazını bozarak, o mecnun kişiye seslenmiş:
- bre melun! Görmez misin ki namaza duruyorum. 
Ne diye önümden geçersin?
Mecnun kişinin dervişe verdiği cevap ise çok ilginçtir:
- Ben Leylanın aşkıyla senin namaz kıldığını görmezken, sen Mevla'nın
aşkıyla durduğun namazında beni nasıl görüyorsun.

Sahte dindarlara ve aşkı böyle yaşayamayanlara ithaf edilir...