11 Ocak 2015 Pazar

İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş



Üç hayatımız var: 
Hayal ettiğimiz, hak ettiğimiz ve elde ettiğimiz.
Hayalimizdeki hayat, isteklerimizin yansımasıdır.
Hak ettiğimiz hayat, bedeli ödenmiş isteklerin karşılığıdır.
Yaşadığımız hayat ise, istekler ile bedeller, umutlar ve gerçekler, şans ve
hatanın etkileşiminden geriye kalandır...Mümin Sekman

Albert Camus bir keresinde şöyle yazdı...
‘Kışın ortasında yenilmez bir yaz buldum...’
Zihnimizi stres ve kalbimizi acıyla dolduran bazı zorluklarla karşılaşmadan, ne kadar güçlü ve dayanıklı olduğumuzu gerçekten keşfedemeyiz...
İşte o zamanlarda hayatın yolumuza çıkardığı engellerin üstesinden gelebilecek güç ve cesaretin içimizde bulunduğunu keşfederiz...
Zor zamanlar bizi daha güçlü kılar...

İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş, o dert güzelleştirirmiş onun yüreğini. Öyle derler, bizim buralarda. O derdin büyüklüğü neye göre ölçülür biçilir bilmem ben. Fakat birinin gülüşünün sıcaklığını hissettim mi, anlıyorum ki derdi çok. Güzelleşmiş derdiyle...Neşet Ertaş


Pervane



Şükrü Erbaş'ın yeni şiir kitabı çıktı
Usta Şair Şükrü Erbaş'tan 3 yıl aradan sonra yeni şiir kitabı: 'Pervane' çıktı.
Edebiyatımızın usta Şairi Şükrü Erbaş üç yıl aradan sonra yeni şiir kitabıyla Kırmızı Kedi'de.


Ve biz bulutlara gömdük çocuklarımızı
Ve biz çocuklarımızın kirpiklerine astık babalarını
Ve biz öldürenden hayatımızı bağışlamasını bekledik
Ve biz katilimizle geleceğe şarkılar söyledik
Ve biz yoksulluğun acısından sessizce uzaklaştık
Ve biz kadınlarımızı arzularından tavanlara astık

Var mıdır gerçekten tek bir dize
İnsanın haysiyetinden doğmamış olsun...




Anımsamak bir tür buluşmadır.Unutmak ise bir tür özgürlük

Gerçekten büyük insan odur ki, ne yönetir ne yönetilir.
    Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
    Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, sessiz erdemlerimi eleştirmeye başladığında doğdu.
    Dünya kuruldu kurulalı bilinir: Aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.
    Ne gariptir ki toplum olarak,aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana,yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız.
    Bana Kendini tanısaydın Bütün insanları tanırdın Diyorlar. Ben de onlara diyorum ki: Bütün insanları tanıyana dek Kendimi tanıyamam.
    Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.
    Neden bazi insanlar sizin denizinizde yasayip, dereleriyle övünüyorlar.
    Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.
    İki kadın konuştuğunda hiç bir şey söylemezler. Bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.
    Siz çoksunuz, oysa ben tekim. Bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. Dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir... Fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak !
    Biri sana kötülük ederse unut, ama sen birine kötülük edersen hiç unutma.
    İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.
    Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.
    Gerçek güzellik bir erkekle bir kadın arasında var olabilen ve aşk adı verilen ruhsal ahenkte yatar.
    Dostum göründüğüm gibi değilim.. Görünüş, sadece giydiğim bir elbisedir.
    Gevezeliği bilgi, susmayı cehalet ve yapmacıklığı sanat zannedenlerden uzağım!
    Saatlerin fısıltısı müziğe dönüşür; bir ney gibi olursunuz kalpten çalıştığınız zaman. Ve nedir aşk ile çalışmak? Yar giyecekmiş gibi dokumaktır bir kumaşı, nakış işler gibi kalpten.
    Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi?
    Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyenlere inan... Çünkü insanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe.
    Sözcüklerin dalgası hep üstümüzde olsa da, derinliklerimiz daima dinginliğini korur.
    Varsın aç kalayım, ve yüreğim kavrulsun susuzluktan, ve ölüp yok olayım; yeter ki senin doldurmadığın bir bardağa veya senin kutsamadığın bir kaseye uzanmasın elim.
    Hakikat iki kişiye muhtaçtır: Biri, onu dillendiren; diğeri onu anlayan...
    Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.
    Geceyi delerek uçan küçük bir kuş gibi, yaşar ruhum; hızlandıkça uçuşu, daha da yakınlaşır şafak.
    Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında, duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın...
    Her insan iki insandır; biri karanlıkta uyanık, diğeri ise aydınlıkta uykudadır.
    Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.
    Gerçekte yalnızca kendimizle konuşuruz.Ama kimi zaman sesimiz başkalarının duyabileceği kadar yüksek olur.
    Eğer biri sana gülerse ona acıyabilirsin; ama sen ona gülersen kendini asla bağışlama.
    Dostunuz sizin sevgi ektiğiniz, şükran biçtiğiniz tarladır. Dost size kendi fikrini anlatınca içinizden gelen hayır veya evet'i esirgemeyiniz. Dost susunca, kalbiniz onun kalbini dinlemeye devam etsin.
    Her erkek iki kadına aşık olur. Biri hayallerinde yarattığı diğeriyse henüz doğmamış olandır.
    Sahip olduklarınızdan verdiğinizde çok az şey vermiş olursunuz. Gerçek veriş kendinizden vermektir.
    Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, Ne görebiliyorsun, Ne duyabiliyorsun.
    İnsanlar arasındaki bir cenaze toreninin, Melekler arasında bir düğün şenligi olmadığını kim bilebilir ki ?
    Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.
    Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.
    Allah aşkına! De bana Nasıl olur da Kendini diğer yanından ayırabilirsin?
    Tek doğruyu buldum' değil, Bir doğruyu buldum' deyin
    Dostluk daima tatlı bir sorumluluktur; asla bir fırsat değildir.
    Her tohum bir özlemdir.
    Hayatın bütün esrarını çözdüğün vakit ölümü arzularsın. Çünkü o da hayatın sırlarından biridir.
    Hayret etmek bilginin başlangıcıdır.
    Bırakın bugününüz, geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.
    Hakikate kulak veren, hakikati dillendirenden daha basit değildir.
    Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.
    Beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner: deli ve dahi.
    Eğer kış,Baharı yüreğimde saklıyorum deseydi, ona kim inanırdı.
    Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan.
    Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz.
    Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.
    Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz.
    Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayrı bir şey göremezsin.
    Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.
    Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.
    Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.
    Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır.
    Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.
    Hakikat parçalanamaz.
    Her tohumda bir tutku gizlidir.
    Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.
    Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.
    Şiir çokça sevinç ve ızdırap ve hayrettir, biraz da söz.
    İhtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir.
    Arzu hayatın yarısıdır Kayıtsızlıksa ölümün.
    Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük.
    Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.
    Anımsamak bir tür buluşmadır.Unutmak ise bir tür özgürlük.
    İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabın ördüğü mabeddir.
    İnsanlık ezel ve ebed denizine dökülen ışıktan bir ırmak.
    Güzellik bütün bir hayatımız boyu aradığımız yitiğimizdir.
    Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle barış içinde olmayı terk edersiniz.
    Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.
    Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır.Evet, bir Nirvana var; o, koyunlarını yeşil bir otlağa yaymanda, çocuğunu uyutmanda ve şiirinin son dizesini yazmandadır.
    Suskunluğu gevezeden, hoşgörüyü hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim. Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankörüm.
    Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. O, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır.
    Bana "seni anlamıyorum" demen, haketmediğim bir övgü, haketmediğin bir yergidir.
    Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!
    Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.
    İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver.
    Evim der ki, "Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor." Yolum der ki, "Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim." Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, "Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.
    Yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir.
    Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Yorumcu adama dedi ki, bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine.
    İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.
    Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği ayni kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar.
    Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.


İçin çayınızı, hayat geçiyor


Her Soluk Alışta
Kaldırın bugün
ne kadar engel varsa
güneşle aranızda,
elinizin değdiği her şey
gökyüzü koksun...Kemal Özer


Yıl boyu,
İçiçe olacağız düşlerimizle…
Biz dileklerle doğar,
Yaşar gideriz, hep dileklerde.
Mutluluklar esenlikler ne varsa
Hep veresiyesinde yeni yılların,
Günebakanız, ayçiçeğiyiz...Rıfat Ilgaz


Katılmamış hesapları koyup hesaba
Gelen üç yüz altmış beş günle kucaklarım
Eksilerimi kefeye koyup tartarım artılarla
Yeni yılda yeni bir hesap açarım
Merhaba yeni yıla, dostlara ve hayata...
İbrahim Ethem Bingül

Küçük bir mutluluk istiyorum, o kadar küçük olsun ki istemesin kimse benden onu ben yüreğimde, elimde, toprağımda birlikte yetişeyim hayata bir borcum olmasın insandan doğadan yana bir mutluluk ki sorma gitsin yeter ki bir benim olsun tüm dünyadan, tüm güzellikleri severken benim sevgimle, senin sevginle coşan bugün yarının hikayesi olsun yazmak isteyip de yazamadığım ilk sayfasından sonuna sevda, mutluluk, aşk, özgürlük  
Bir olsun
Mutlu yıllar...Nazım Hikmet  Eskibatman

Ne haziran
kalır geriye ne adamla kadın!
Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle
dayanıklı kılan iyiliğine, aşkın
ve haziranın trenini kaçırma, ocakta
ateşçisi ol ve öv onu, hızlı geçen
şubatta yavaşlığına bak kırların, martta
makas değiştir, istasyonda bekleyen çocuğu
benim için öp, o senin çocukluğun!
Mayısı havalandır, sonrası hazirandır…
Hazirandır, yalnızlık gibi aşkın ortasındadır...Haydar Ergülen


Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…
Yolunda köprüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın...Yılmaz Odabaşı


Ey gülümseyiş, ilk gülümseyiş, bizim gülümseyişimiz.
İnsan nasıl da o: ıhlamurların kokusunu soluyuş,
park sessizliğini dinleyiş, birden, birbirimizdeyken,
yukarlara bakış ve şaşkınlık, gülümseyinceye dek biz...
Rainer Maria Rilke


Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam-
o yazar çünkü
beni.
Yazar beni
yavaş yavaş
özenli-
azalta azalta
görkemli-
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.
Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiş-
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli...Oruç Aruoba


herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar 
kendi külünde söner bütün rüzgarlarına yazıldığın akşam 
ateş tadında kum tadında kalarak 
derinleştirir bazı ayrılıkları zaman...Murathan Mungan

Ömür dediğimiz nedir ki?
Çay bardakta
Soğuyana dek geçen zaman
Çayınız bardakta soğumadan
Tadıyla için hayatı
Soğutmadan sevgileri
Soğutmadan sevdaları
Soğutmadan dostlukları
Yaşayın doyasıya
Seviyorsanız koşun ardından
Beş dakika bile duracak zaman yok
Kırmadan,incitmeden
Sevin insanı
Kırmaya zaman yok
Çayınız bardakta soğumadan
İçin çayınızı, hayat geçiyor
Yaşamamak yüreklere zarar...Alıntı



Neyle ölçüyor insan kendi gücünü ?


‘uğradığımız yenilgilerle zayıflıklarımız yüzünden nerede başarısız olmuşsak orada kendimizi aşağı görür , utanırız.. oysa güçlü olduğumuz noktalarda aşağıladığımız şey kendi yenilgimizdir , utanç duyduğumuz şey de talihsizliğimizdir.. zafer ve talihle mi ölçüyoruz gücümüzü ? en köklü zayıflıklarımızı , hiçbir şeyin zafer ve talih kadar kolayca açığa çıkaramadığını bilmeyen var mı ? bir mücadelede ya da aşkta kazanılan bir zaferden sonra , zayıflığından dolayı şaşkınca ve ürperircesine sevinerek içinden ‘bu ben miyim ? ben ki en zayıfıyım , bütün bunlar bana mı ?’ sorusunun geçtiğini hissetmeyen var mıdır ? ayağa kalkmanın bütün hilelerini öğrendiğimiz ve utançtan yüzümüzün kıpkırmızı kesildiği yenilgilerse başka.. şöhret , alkol , para ya da aşkla , gücü hangi alanda olursa olsun , insan orada ne doğru dürüst davranmasını bilir , ne onur tanır , ne rezil olma korkusu.. en bezirgan yahudi bile müşterisi önünde casanova’nın , charpillion’a karşı davrandığı kadar küstah hareket edemez.. bu tür insanlar kendi güçleri çerçevesinde idare ederler ortalığı.. ama asıl fecaat güçlü olmanın bedelindedir.. bir sarnıcın içinde oturup yaşamaya çalışmak.. içinde yaşarsak budalayızdır , bize yaklaşan olmaz , çukurlara yuvarlanır , ne kadar engel varsa hepsine takılır kalırız , pislikleri eşeleyip durur toprağı da rezil ederiz.. ama pisliğe ancak böylesine bulaşmışken artık yenilmeyiz..’