14 Eylül 2014 Pazar

Gerçek bir kitap kurduydu sarışın kurt

BİR İNSAN AHİR ÖMRÜNDE 4000 E YAKIN
BELKİ DAHA FAZLA KİTAP OKUYABİLİR Mİ ?
VE OKUMAYA BAŞLADIĞI HER KİTABI
KAÇ SAYFA OLURSA OLSUN 1 GÜNDE BİTİRİP
3 GÜNDE O KİTABIN NEDEN YAZILDIĞINI
YAZARINA KADAR ARAŞTIRIR MI ?
BİR İNSAN ÖMRÜ BOYUNCA
ELİNE GEÇEN 3 KURUŞUN
2 KURUŞUNU KİTABA VERİR Mİ ?
OKUDUĞU KİTAPLAR HANGİ DİLDEN
YAZILMIŞ OLURSA OLSUN
O KİŞİ İÇİN HİÇ FARKETMEZ OLABİLİR Mİ ?
OLMAZ TABİ AMA O İNSANIN ADI
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İSE OLUR...
ATATÜRK TEN DAHA FAZLA KİTAP OKUMUŞ BİR İNSAN
VE HAKKINDA DA BU KADAR ÇOK KİTAP YAZILMIŞ
İKİNCİ BİR İNSAN DAHA BU DÜNYAYA GELMEDİ
ATATÜRKÜN OKUDUĞU KİTAPLARI
RAHMETLİ GÜRBÜZ TÜFEKÇİ HOCAMIZ
ATATÜRK ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR BAŞLIĞI ALTINDA
OKUDUĞU HER KİTAPTAN SADECE BİR SAYFA
ÖRNEK ALARAK BİR CİLDİ 486 SAYFA OLAN
23 CİLDTE ANCAK TOPARLAYABİLDİ
GERİSİNE VARIN SİZ KARAR VERİN ARTIK

nuri kurtcebe

Milletimizin, tarihini ruhunu ananelerini doğru sağlam dürüst bir bakışla görmeliyiz






Milletimizin, tarihini ruhunu ananelerini doğru sağlam dürüst bir bakışla görmeliyiz….Memleketi kurtarmak için, halk ve aydınların arasındaki ayrılık durdurulmalı, mutabakat sağlanmalıdır. Bunun için halkın biraz daha hızlı yürümesi, aydınların da çok hızlı gitmemesi gerekir. Lakin halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak, daha çok aydınlara düşen bir görevdir” M.K. Atatürk 
20 Mart 1923





Yeryüzünde gelmiş geçmiş bütün maviler içinden bir maviyi seçtim. Kentim oldu o benim



Bilmedik hiç aradığımız
Neydi? Koşsak da bulsak! Hangi
Bulutun altında.


Her an bir başka hatıran
Çiçek açıyor karşıki dalda
Kendimi kaybederek rüyada
Yaşadığım o sonsuz zaman


Aşkın güzelliği vazgeçmededir
Bilmediğin suların yaman dibi
Başında ilk yazın ağaçlar gibi
Bir gün daha beter büyür güçlenir.


Yalnızlık bir ağacın
Kurgusudur.
Kemikli pek de iri
Bir eldir o.
Fonda gerilmiş donuk
Bir gök vardır.


Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
Kelimelerle yaşamam.
Ağaçtan çok ağaç sözünü
Denizden çok deniz sözünü
Sevmem.
Halbuki bir sabah erken uyanınca
Balkona çıkmak da güzel.


1.
imge avlama
gelirse kapıyı aç

düşüncenin içsel sesidir imge.
2.
ses
sesteki tını
bak işte o, çok önemli:
a’dan sonra u, u’dan sonra a.
3.
uyum
iniş çıkışı sesin
uyumu yineleme
başka grafikler.
4.
gerçekse dize düzenler solunumu.
5.
çok konuşma
suskunluğa yakın dur.
6.
şiir yazarken
eski ozanları düşün
eski, belki de
çok eski.
7.
bir ilkçağ ozanı şiirini okusun istemez misin.
8.
göğe benzemeyi dene
gök gibi doğal
gök gibi şaşırtıcı
9.
ne duygu üret
ne çağrışım
o okurun işi.
10.
dengeli ol,
öyle ki, cambaz sakar kalsın yanında.
11.
kıvılcım külün altında
külünü karıştırmayı unutma.
12.
çağına uy,
zaman dışıymışsın gibi davran
bunda çelişki yok.
13.
bir avucun matematik,
bir avucun büyü,
bunda da çelişki yok.
sonra düşün, olsa ne çıkar:
çelişkidir şiir.
14
matematiğin rastlantısı da diyebilirsin ona.
15.
geceyle gündüze denk
karşıtlığında
bütünü tümleyen.
16.
demosthenes gibi yap
ağzında çakıl taşı denize karşı konuşurdu o
senin de dizeler olsun ağzında
onlarla otur kalk
onlarla uyu
onlarla uyan.
17.
sözcük,
sözcükten şaşma.
18.
insanlığın yükünü taşımıyorsan,
kendinden söz etme.
19.
şiir, tarihinden bu yana pek değişmedi
insan yüzleri gibi tıpkı
o denli benzer
o denli başka.
20.
çaban özgünlüğe yönelik olmasın
sıradan konuş
unutma ki özgünlük mayanda ya var ya da yok
çabayla ulaşılmak istenen özgünlük
ozanı daha bir iter sıradanlığa
21.
küçük bir sesteki çığlık
benzemez hiçbir çığlığa.
22.
masanın anlamı yok,
kuşun anlamı yok,
pramidin anlamı yok.
23.
unutulmayı iste
yeniden anımsanırsan
sonsuz yaşam ondan sonra.
24.
daha da var, bunlar ilk usuma düşenler.


Başlamasaydı bu masal
Kalbin ışıktan rüyası,
Solgun günler diyarında
Kaybolanların dünyası.
Başlamasaydı bu masal
Havuzda su, dallarda renk
Başlamasaydı içimde
Bahçeler dolusu ahenk.
Başlamasaydı bu masal
Oyun peri sarayında!
Çözülüyor ipi geminin
Yolculuk telâşı limanda!
Başlamasaydı bu masal
Ve hülyası kargaların?
Bitmeyen uzun uykusu
Kıyıda kadırgaların?
Başlamasaydı bu masal
Yazı görmesek de olur.
Sular aldı kayığımı.
Vakitsiz kesildi yağmur.


merhaba yeni gelen gün,
gökyüzünde belirsiz aydınlık,
denizde çivit mavisi,
merhaba yaşama gücüm.


hadi bakalım başla işine;
ilk vapuru ilk treni,
ilk uçağı kaldır,
dünyamızın çarkı dönsün.


şu çarpan yüreğimizin
umudunun sende olduğunu bil.
bil de ona göre davran,
getireceğin mutluluğu getir


Uğraşma boşuna
Şiir yazamazsın
Bu kadar maviyken gökyüzü
Ve deniz
Böyle yanıbaşındayken


Biri var, durmadan beni arar,
Biri var, mevsimlerdir beklerim.
Biri var ki açmamış bir bahar,
Göklerimde yıldız, içimde sır.
Biri var ki bahtı bende yaşar,
Benim çiçeklerim açar onda.
Bende musiki, bende dünyalar,
Biri uzakların uzağında.
Havuza düşen memleketleri,
Biri var ki içimde sayıklar.


Bu şehrin şarkılı kahvesi
Denize yakındır
Her gece o
Şarkı söyler
Saçında bir beyaz karanfil


Yeryüzünde gelmiş geçmiş bütün maviler içinden
bir maviyi seçtim. Kentim oldu o benim.



Ve hiç isyan etmedikleri için huzurluydular


Sistem yanlış kafiyeden dolayı kilitlendi farkındayım
Her şey karmakarışık tam bir keşmekeş,
Vaziyet harika
Çizmeyi aşmanın tam zamanı şimdi
Hadi n’olursun hayat
Çal bir isyan havası...A.Hicri İzgören

Bak, bütün tınılar isyan bütün kemanlar gece. Duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda. Ya beni bırak, ya sarıl bana...Birhan Keskin

Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır...Attila İlhan

Ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim...Mevlana

 
Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin. Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin. Onsuz kalacaksın belki; ama asla vazgeçmeyeceksin...Can Yücel


Acı çekerken isyan ediyordum.İçimdeki yanlızlığı ve acıyı örtmek için etrafıma ışık saçtım.
Kabuğuma çekildiğim anlarda,odama kapandığımda,her yanlız kaldığımda hem öfkem,çaresizliğim hemde hayallerim vardı.Bir gün gelecekti ve herşey güzel olacaktı.Bir gün gelecekti ve herkes aslında kim olduğumu öğrenecekti.
Hayallerim her gün , her gece bana eşlik ediyordu.
Benim umudum , hayallerimdi...Aret Vartanyan


Bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana herşey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filân...Peyami Safa


Yüreğimiz kabardığında her birimiz kahramanız. Her şeyi yakıp yıkıp uzaklaşmak, onurundan taviz vermemek, aşkının peşinden tüm düzeni alt üst edip gitmek, işi gücü bırakmak… Sonra korkular kontrolü alıyor. Kaybetmek, hayal kırıklığı yaşamak, geride kalanları düşünmek, gelecekte pişman olmak ve dahası… Bir anda olduğun yerde kalıyorsun. Kaldığın yerde de acabalar hiç bitmiyor, kendini bir mengeneye sıkıştırıyorsun. İki ucu boklu değnek. Yıllar da böyle geçip gidiyor, aynalar isyanını dinliyor, şarkılar, günlük avuntular sıkışmışlığına eşlik ediyor...Aret Vartanyan

Geceleri bir başka güzel olurdu o sıralar. Aya bakmazdık herkes gibi. O orada küskün çehresiyle seyrederken bizi yıldızlar umutlu göz kırpardı uzaklardan. Göğe bakmazdık hayır, ateş de yakmazdık. Yalnız hepimizin gözleri vardı. Başka bakışlı, başka aydın, başka yıldız. Yalnız gözlerimiz olurdu gecenin ışığı. ve yalnız sözlerle tutuştururduk ellerimizi şarabın, aşkın ve isyanın ateşinde. Gençtik yani. Genceciktik bir yeni umutlar serüveninde Tek de değildik hani. Yanımız çok olurdu bizim. Kalabalıktık, yüzerdik. Denizi olmasa da olurdu hem şehrin. Biz birbirimizin göz yaşlarında yüzerdik. Hem deniziydik hem’şehriydik birbirimizin.Şimdiyse uzaktayız o şehirlerden, serüven bitmedi ama nedense ayrı düştük ateşlerimizden. Artık göğe bakar olduk, bir umut da biz arar olduk, ama gece hala dolaşır başımızda aydınlığımızı bekleyerek gözlerimizden. Kıyılarında dolaşarak geçerken bir kurak gençlik şehrini, gözlerimizin bıraktığı izde ararız hala bir eski yaşlar denizini...Kazım Koyuncu


Rüzgara, gelgite ya da denize aldırmıyorum artık. Zamana ya da kadere isyan etmiyorum, bana ait olan bana gelecek çünkü, biliyorum...Shakespeare


Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan kabardığında
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil...Yusuf Hayaloğlu


Delirir isyanım…
Bu garip fani beden, bu deli ruh benim.
Atamam satamam, dert benim dertler benim…
Bu acı kızgın hüzün, kırık düşler benim,
Susamam susturamam, söz benim sözler benim…Funda Arar(Müzik)



Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa
Ben koca bir hayat sığdırdım…
Beni sevmemene isyan edip kaçmak,
Sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,
Ruhumun en büyük yanılgısıydı…
Hayat bana en acımasız yüzünü
Sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi…
Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,
Hayata başladığım yerde, kalbindeyim…
Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:
Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum…Cezmi Ersöz


Mutlu insanlar tanıdım;
Onlar sadece ne iseler o oldukları için mutluydular.  
Ve hiç isyan etmedikleri için huzurluydular...Goethe


Janis Joplin -Little Girl Blue

Kimse sana söylemedi mi hiç? Bilmen lazım; elinden gelen sadece saymaktır, ellerindeki parmaklardır tek sayabileceğin. Güvenebileceğin kendi ellerindir sadece, başka neyin var ki? Birazdan sen de şu düşen yağmur damlaları gibi hissedeceksin kendini, her biri tek tek sırılsıklam ıslattıkça seni.

 

Gazoz Ağacı


Görülmüş müdür bir insanın bir başka insanın içinden geçenleri tıpatıp anladığı?

Öyle insanlar vardır ki, adını bilelim bilmeyelim, konuşalım konuşmayalım, kafamızın bir köşeciğine yerleşir, en beklenmedik bir zamanda da düşümüzde biçimleniverirler. Bak çıkageldim gene, istesen de istemesen de arada bir böyle görünüp geçivereceğim diyen bir halleri, canını sıktım mı ki gibilerinden bir gülümsemeleri vardır.

Herkesin bir akşamüstü, bir delicesine yalnız kalmak, yalnızlığında bir şeyler bulabilmek istediği saat vardır. Benim bu akşamki vapur arkadaşımın böyle bir saati yoksa bana ne? Yarım saatlik boşuna bir konuşmanın verdiği hınçla ayrılacağım yanından, çarşıya doğru yürüyeceğim. Dünyayı yavan, yaşamayı tatsız bulmaya başlayanlara benden küçücük bir öğüt: Boş lakırdılar çuvalı bir tanıdığın yanından, hafif de olsa şöyle kabaca ayrılıp, bir sigara yaktıktan sonra, gelişigüzel birkaç adım yürümenin tadını denesinler. Şimdi nereye gitmeli diye düşündüm. Şimdi ne yapmalı? Bir akşam saatinde kafasında belli bir düşünce, içinde bir duyguyla yürüyeceği yol, gideceği bir ev, içeceği bir içki, oturacağı bir kahve, göreceği bir insan olmayan kişinin halini ne diye anlatmalı? Oraya mı gideyim, yoksa başka bir yere mi? Bu saatte böyle düşünenin içinde bir daha onarılmamak üzere çöken, çürüyen, bir şeyler vardır, zehir gibi bir birikinti, tortu gibi bir şeyler.

İnsanoğlunun geleceği, yazgısı, bilmediği uzak bir yerde hazrlanadursun, bir gemi onun için rıhtımdan kalkıp gitsin, bir kişi bir kişiye küssün, hastalanmalar, ölümler olsun, bir yumak hep onun için sarılsın, yazgısı için, geleceği için, türlü tesadüf birbirini ortaya çıkarsın da, o şimdi benim gibi bir şeyden haberi olmadan, yaz günü tozlu sokaklardan geçip gitsin! Düşünmesi bile tuhaf ediyor kişiyi. Neyse düşünmeyelim artık, bırakalım burada.

Belki de sevgilerin en halisidir böylesi, yakınımızdayken bizden uzakta olan kişiye bağlılık duymamız bağlılıkların en katkısızıdır. Gerçeği belirtebilmek için, bunun kadınlara vergi bir duygu olduğunu da, hemen söylemeli.

Sonra neydi sevgi? İki insanın birbirinden hoşlanması, birbirini beğenmesi, görmeden olamaması değil mi? Bir zaman sonra da geçer gider,ardında bir şey bırakmazdı. Çok kere de bir pişmanlık, bir kin kalırdı geriye.Birbirlerini uzun zaman sevdiklerini sandıktan sonra bir tesadüf sonunda görünce, ya hiç aldırmadan geçilir, ya da o insanla geçirilen, boş yere harcanan zamana acınır,belli belirsiz ama içten bir kin duyulurdu.

Yaşamanın güzelliğini her zaman duyabilir insan. Hatta şimdi gördüğünüz gibi, geciken bir vapur beklerken bile. Yeter ki her şeyi, her şeyi, insanları, duyularımızı, eşyayı sevelim. Bir çocuğun dış dünya karşısında duyduğu hayranlık olsun içimizde.

Ne tuhaf, insan yaşadığı günlerden bıkıyor, bir başka türlüsünü yaşamak istiyor ondan da tad almıyor bazan.

Sevginin daha başka şekilleri vardı. Sonra neydi sevgi ? İki insanın birbirinden hoşlanması, birbirini beğenmesi, görmeden olmaması değil mi? Bir zaman sonra da geçer gider, ardında bir şey bırakmazdı. Çok kere de bir pişmanlık, bir kin kalırdı geriye. Birbirlerini uzun zaman sevdiklerini sandıktan sonra bir tesadüf sonunda görünce, ya hiç aldırmadan geçilir, ya da o insanla geçirilen, boş yere harcanan zamana acınır, belli belirsiz ama içten bir kin duyulurdu. Dostluk çok daha güzel bir kelimeydi.

Herkesin bir akşamüstü, bir delicesine yalnız kalmak, yalnızlığında bir şeyler bulabilmek istediği saat vardır. Benim bu akşamki vapur arkadaşımın böyle bir saati yoksa bana ne? Yarım saatlik boşuna bir konuşmanın verdiği hınçla ayrılacağım yanından, çarşıya doğru yürüyeceğim. Dünyayı yavan, yaşamayı tatsız bulmaya başlayanlara benden küçücük bir öğüt: Boş lakırdılar çuvalı bir tanıdığın yanından, hafif de olsa şöyle kabaca ayrılıp, bir sigara yaktıktan sonra, gelişigüzel birkaç adım yürümenin tadını denesinler.
Şimdi nereye gitmeli diye düşündüm. Şimdi ne yapmalı? Bir akşam saatinde kafasında belli bir düşünce, içinde bir duyguyla yürüyeceği yol, gideceği bir ev, içeceği bir içki, oturacağı bir kahve, göreceği bir insan olmayan kişinin halini ne diye anlatmalı? Oraya mı gideyim, yoksa başka bir yere mi? Bu saatte böyle düşünenin içinde bir daha onarılmamak üzere çöken, çürüyen, bir şeyler vardır, zehir gibi bir birikinti, tortu gibi bir şeyler.