Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

26 Ağustos 2014 Salı

Kocalmaya alışıyorum



Kocalmaya alışıyorum dünyanın en zor zanaatına,
kapıları çalmaya son kere,
durup durmadan ayrılığa.
Saatler, akarsınız, akarsınız, akarsınız...
Anlamaya çalışıyorum inanmayı yitirmenin pahasına.
Bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim.
Dünyamda sabahleyin aç karına içilen cıgaramın tadı.
Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı.
Kıskanıyorum öylelerini kocaldıklarının farkında bile değiller,
öylesine başlarından aşkın işleri


Mutsuzluklar

Kendinizi ne zaman mutsuz hissedecek olursanız hemen gözlerinizi kapayın bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalışın ve her seferinde göreceksiniz ki, sahte merkeziniz başka biriyle çatışmakta. 
Siz bir şey umdunuz ve gerçekleşmedi.Siz bir şey beklediniz ve tam tersi oldu – egonuz sarsıldı, mutsuzsunuz. 
Yalnızca bakın; ne zaman mutsuz olursanız, neden olduğunu bulmaya çalışın. 
Sebepler sizin dışınızda değil. 
Temel neden içinizdedir – ama siz her zaman dışarı bakarsınız, her zaman sorarsınız: 
Beni kim mutsuz ediyor? Benim kızgınlığımın sebebi kim? 
Beni kim hayata küstürüyor? 
Ve dışarı bakarsanız göremezsiniz..
Sadece gözlerinizi kapayın ve her seferinde içe bakın.
Tüm mutsuzluğunuzun, kızgınlığınızın, can sıkıntınızın kaynağı sizde, egonuzda gizli. 
Ve kaynağı bulursanız, onun ötesine geçmeniz kolaylaşacaktır.



Bilmek

Tutkuların evinde savaş kırıkları var;
Kül olmuş bir bütün'ün yonga yanıkları var.
Eski özlemlilerin yeni bahçelerinde,
Anı kuyularının suskun çığlıkları var...



Hayat

Hayat;
Ne aşk davasıdır, ne de ekmek kavgasıdır.
Hayat, 'İnsan' kalabilme mücadelesidir;
Şerefinle, namusunla, onurunla!


 

Sadrazam Hamamda

Günlerden bir gün
Hamama gideceği tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yanında birinci veziri
Bir yanında ikinci veziri
Bir yanında üçüncü veziri
Sonra efendime söyleyeyim
Peşkircibaşısı
Nalıncıbaşısı
Sabuncubaşısı
Velhasıl tam dört yüz kişilik kafile
Peştemal takıp girdiler hamama

Geçtiler kurnaların başına
Üçer beşer
Sadrazam deseniz
Kuruldu göbektaşına
Yan gelip yattı
Memleketin en ünlü tellakları
Sardılar dört yanını
Kimi elini kaptı kimi bacağını
Bir keseleme, sürtme faslıdır başladı
Tamam on iki saat
On iki ünlü tellak
İncitmeden keselediler
Hazretin mübarek vücudunu
Öylesine kir çıktı ki sormayın
Her biri nah parmağım gibi
Aman efendimiz bu ne kiri
Demeye kalmadı
Keselerin altında eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Bütün maiyet erkanı yerinden fırladı
- Nittünüz devletliyi
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
- Biz yıkadık, keseledik
Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik
Suç bizde değil
Neyleyelim
Kir bitti Sadrazam elden gitti ...


Gün gelir, hayalin erişir karanlık yiter


Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum..

*** 
Bir türkü gibi gelip yüreğime yerleşiyorsun
Ardın sıra yıllar geçiyor, dört nala baharlar
El değmedik çiçekler yavaştan bir bir soluyorlar
Bir yerlerden çıkıp çıkıp yağmur geceleri geliyor
Altın sarısı yaprakların ucundan güz


 ***
Sevmekle öderim sana sonsuz borcumu
bilerek ve anlayarak ne olduğunu

***
 Gün gelir, hayalin erişir karanlık yiter

***
An geçer bir dolu, gün geçer ay geçer
Geçen geçer ardı sıra,bir sen geçmezsin
Adın yok dudaklarımda, seni çağırmıyorum
Seni yüreğimden söküp atıyorum usulca.


***
Bu gölgesi kumlara vuran yağmur bulutudur.
Siyah zülfün üstüne kaşın, gözün üstüne
Bu bir tutamlık yağmur bulutudur vuran
***
Kalkıyorum, sana dokunmak için uzatıyorum ellerimi.
"Bir düş mü bu?" diye kendime soruyorum.


***
Bugün yaz mevsimi iç çekişleri ve fısıltıları ile penceremdedir
ve çiçeklenen bahçemin sarayında, arılar ozanlıklarını deniyorlar.
Şimdi seninle karşılıklı sükun içinde oturup,
Bu sessiz ve coşkun huzurda hayata bağlılık türküsünü söylemenin zamanıdır.


***
Yüreğim uçarı bir kuş gibi yüceliyor
Gözlerim yaş içinde yüzüne bakıyorum.
Ne varsa gelmiş geçmiş evrende
Hepsi bir düzlükte ezgileniyor
Kuşların deniz maviliğindeki kanat açımında
Öyle kıvanıp göneniyorum.


***
Dindi kayıkları çağıran seslerin yankıları
Akşam dağlardan indi- pazar dağıldı
Uyku bulutlarla yeryüzünü sarıyor
Tek ses yok bambu yapraklarında


***
Nasıl çarparsa vargücüyle karayel
Durgunluğa suskunluğu -son- diye
Öyle çarpar aşkına başkaldırışım
Öyle çarpar - öyle ses verir acılı


***
Gül sevdiceğim!...
Tatlı kahkahalarla gül...
Ve sonra
Sincabın ardından
Onu korkutmak için koş.
Kulaklarına
Unutulmuş hatıraları
Fısıldamayacağım
Ve seni
Acele yolunda
Durdurmayacağım.


***
Tam öğle vaktiydi gittin
Güneş ortalığı yakıp kavuruyordu
Balkonda bir başımaydım gittin
Ilık rüzgârlar esti ardından
Güvercinler uçuştu gökyüzüne


***
Ey dünya!
Edebi olarak yaşıyorsun
Mevsimlerin tepsilerinden
Çiçekler ve yapraklar
Yolunun üzerine
Dökülüyorlar.
Fakat?
Sen asla durmuyorsun.
Durmak bilmeyen yarışında
Yalnız acele ediyorsun,
Ve asla
Geriye bakmıyorsun,
Ne bulursan
Fırlatıp uzaklara atıyorsun.
Herhangi birşey almak için
Asla durmuyor
Herhangi birşey
Muhafaza etmiyorsun.
Ne kederin ne de
Herhangi bir korkun var.
Yarışının
Büyük süratinden mütevellit
Büyük sevincin yüzünden
Herşeyi harcıyorsun.
Bir anda dopdolusun
Ve
Gene de aynı anda
Hiçbirşeye malik değilsin.
Senin ebedi yarışman
Seni
Herzaman için
Taze kıldı.
Eğer yorulduğunu hissediyorsan
Bir an için dur.