17 Temmuz 2014 Perşembe

Işık ve Karanlık

Bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar:
          “Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?”
Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar:
         “Evet, her şeyi Tanrı yarattı!”
Profesör sorusunun yineler ve öğrenci “Evet efendim.” Diye yanıtlar tekrar.
Profesör devam eder;
        “Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da Tanrı yaratmış olur ve çalışmamızda uyguladığımız “Kesinleştirme Prensibi”ne göre de Tanrı şeytandır.”
Öğrenci böyle bir önerme karşısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencisine bir kez daha Tanrı’ nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur. Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve
        “Bir soru sorabilir miyim profesör?” der. Profesör de sorabileceğini söyler. Öğrenci ayağa kalkar;
      “Soğuk var mıdır?” diye sorar.
Profesör;
-          “Nasıl bir soru bu böyle; tabi ki vardır.” Diye yanıtlar. “Sen hiç soğuktan üşümedin mi?”
Öğrenci;
        “Aslında fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yaşamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde iletiliyorsa onu deneyimler. Örneğin Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur. (Hiç olmadığı seviyedir.) Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir.” der ve devam eder; “profesör, karanlık var mıdır?”
Profesör;
          “Tabi ki vardır.”
Öğrenci yanıtlar;
          “Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü karanlık da yoktur. Yaşamda/realitede, karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton’un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık ışını, karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kırmış olur, yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekanın/uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekan için kullanılan bir kelimedir. Son olarak öğrenci profesöre gene sorar; “Efendim, şeytan var mıdır?”
Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar;
          “Tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde görürüz. Şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğin bir örneğidir. O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlar da şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir.” der.
Öğrenci devam eder;
          Şeytan yoktur efendim. Yani kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Tanrı’nın yokluğudur. O aynen karanlık ve soğuk da olduğu gibi insanın Tanrı’nın yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Tanrı şeytanı yaratmadı. Şeytan/kötülük insanın Tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.”

Profesör yerine oturur. Genç öğrencinin adı ALBERT EINSTEIN’dır.

Kara Koyun

Bir zamanlar herkesin hırsız olduğu bir ülke vardı. Geceleri herkes bir fener ve levye ile silahlanıp komşularının evine girerdi. Tan ağarırken çuvalını doldurmuş geri döndüğünde kendi evinin de soyulmuş olduğunu görürdü.

Böylece herkes uyum içinde yaşardı, kimsenin durumu çok kötü değildi. Biri birini, o öbürünü soyar, böylece son insana kadar gelinir, sonuncu da o birinciyi soyardı. Bu ülkede ister sat, ister al sahtekarlık demekti.

Hükümet insanlardan çalmak için kurulmuş bir suç örgütüydü, insanlar da bütün zamanlarını hükümeti aldatarak geçirirlerdi. Yaşam hiçbir sorun çıkmadan sürüyordu; orada yaşayanlar ne zengindiler ne de yoksul. Sonra bir gün - nasıl olduğunu kimse bilmiyor - dürüst bir adam çıkageldi. 

Geceleri çuvalını alıp hırsızlık etmek için dışarıya çıkmak yerine evde oturuyor, piposunu tüttürüp roman okuyordu. Hırsızlar oraya gelip de ışık görünce geriye dönüyorlardı.

Ama bu böyle gitmedi. Dürüst adama böyle rahat bir hayat yaşamakla havanın ona göre hoş olabileceğini, ama kimseyi çalışmaktan alıkoymaya hakkı olmadığını söylediler. Evde oturduğu her gece bir aile aç kalıyordu. Dürüst adam verecek yanıt bulamadı. O da tuttu tan yeri ağarana kadar geceyi dışarıda geçirmeye başladı, ama hırsızlık etmeye eli varmadı.

Dürüsttü işte o kadar Köprüye kadar yürüyor, altından suyun akışını izliyordu. Sonra evine geliyor evini soyulmuş buluyordu. Bir hafta geçmeden dürüst adamın beş parası kalmadı, yiyeceği tükendi ; ev soyulup soğana çevrilmişti. Ama kendinden başka kimseyi suçlayamazdı. Sorun dürüstlüğüydü; düzeni alt üst etmişti. Karşılığında kimseyi soymadan kendini soymalarına izin vermişti. Böylece her sabah birisi geri döndüğünde evini soyulmamış buluyordu - dürüst adamın bir gece önce soyması gereken ev- Çok geçmeden evler, evleri soyulmayanlar kendilerinin öbürlerinden daha zengin olduklarını gördüler elbette, onun için çalmak istemediler, öte yandan dürüst adamın evini soymaya gelenler elleri boş döndüler, yoksullaştılar. Zenginleşenler köprünün üzerinde dürüst adama katılmaya, onunla birlikte akan suyu seyretmeye başladılar.

Bu karışıklığı daha da arttırdı. Zenginleşenlerin de, yoksullaşanların da sayısı arttı. Bu kez zenginler geceleri köprünün üzerinde geçirirlerse yoksullaşacaklarını gördüler.

"Neden yoksullara biraz para verip bizim için çalmalarını sağlamıyoruz " diye düşündüler. Sözleşmeler imzalandı. Maaşlar yüzdeler belirlendi. Her iki tarafta pek çok sahtekarlıklar yaptılar elbette; insanlar hala hırsızdılar. Ama sonuçta zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul oldular.

Zenginlerin bir kısmı öylesine zenginleştiler ki, artık çalmaları ya da kendileri için çaldırmaları gerekmiyordu. Ama çalmayı bırakırlarsa çok geçmeden yoksullaşacaklardı; yoksullar bunu sağlardı. Onun için yoksulların en yoksullarına mallarını öbür yoksullardan korumak için para verdiler.

Böylece polis kuvvetleri kuruldu, hapishaneler açıldı. Dürüst adamın oraya gelişinden birkaç yıl sonra kimse çalmaktan, soyulmaktan söz etmez oldu, artık yalnızca ne kadar zengin ya da yoksul olduklarını konuşuyorlardı. Gene de bir miktar hırsız kalmıştı. Bir de dürüst olan o bir tek adam vardı, o da zaten çok geçmeden açlıktan öldü.




Uzağı Görememek

Uzağı görememek bir gelecek endişesidir. Çoğu zaman geleceği görmek istemeyiz ve şimdiye bakmak çözüm olabilir. Orta yaş ve yaşlılıkta gözlerin yakını veya uzağı görme sorunları başlar. (40’ lı yaşlarda) Bunun sebebi, artık hayatta aldığımız sorumlulukların değişeceğine olan inancımızı yitirmektir. Böylece uzağı artık net görememeye başlarız. Eski eylemlerimizin (çocuk, iş, eş v.b.) sonuçlarını değiştirmek için alanımız ve imkanımız daralır. Bunlar bize bir yığın olarak görünür. Hele yaşlanınca bu yığını değiştirmek imkansız gelir. Artık tatmin olamayacağımızı anladığımızda “hayali bir geleceğe” gözlerimizi açarız.


Yaşlılık ve Tanrı

Yaşlılık Üzerine
Ülkenin birinde,karısı ölen bir adam oğlunun yanına taşınır.Önceleri çok iyi karşılanır. Bir zaman sonra sağlığı bozulur ve kendine bakamaz hale gelir.Sonunda gelini dayanamaz ve kocasına şöyle der: “Al götür babanı uzak bir yere bırak ve gel der.Oğlu önceleri karşı çıkar ama sonunda karısının ısrarlarına dayanamaz. Oğlu bir sabah babasını erkenden kaldırır ve “Hadi baba seninle piknik yapalım der”. Baba sevinir. Beraberce dağlara doğru yola çıkarlar. İyice uzaklaşınca oğlu “Tamam burası iyi”der. Baba “burası benim hoşuma gitmedi”der. Yola devam ederler. İlerde oğlu yine” tamam burası iyi der”. Baba yine itiraz etmek isteyince oğlu kızar. Oğul, niye devem etmek istediğini sorar. Baba acı acı gülümser ve şöyle der : “İlk durduğumuz yer, babamın babasını bıraktığı yerdi. Sonraki yer benim benim babamı bıraktığım yerdi. Devam etmek istememin sebebi torunumum seni nerede bırakacağını merak ettiğim içindir…”
Tanrı ile konuşma  -Halil Cibran
Adam fısıldadı,”Tanrım konuş benimle”… ve bir kuş cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı. Sonra adam bağırdı “Tanrım konuş benimle ve gökyüzünde bir şimşek çaktı, ama adam dinlemedi onu. Adam etrafına baktı ve “Tanrım seni görmeme izin ver”dedi. Ve bir yıldız kaydı gökyüzünde, ama adam farkına varmadı.Ve adam  bağırdı “Tanrım bana bir mucize göster!” Ve bir bebek doğdu bir yerlerde ama adam bunu bilemedi. Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı.”Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla”. Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu. Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti… Gerçektende hiçbir şeyin farkına varmadan yaşayıp gidiyoruz. Onun hep yanımızda sizinle, bizimle, hepimizle olduğunu ve biz onu fark etsek de, onun sizi asla terk etmediğini asla unutmayın…


Felsefenin Hayatınızı Değiştirmesinin Sekiz Yolu


İyileştirme
Bir filozofun söyledikleri insanoğlunun acılarından hiçbirini iyileştirmiyorsa boşadır. Vücuttan hastalıkları atmıyorsa ilacın faydası olmayacağı gibi, zihinden acıları atmıyorsa felsefenin de faydası yoktur...Epikür

Geliştirme

İnsanların hayatlarının nasıl hastalandığını anlamış, ünvanını hak eden bir filozof- unvanını hak eden bir doktor gibi- yoluna onları iyileştirmek için devam edecektir. Tıbbi araştırmaların bütün amacı iyileştirmektir. Bu yüzden felsefenin de bütün amacı insanları geliştirmektir...Martha Nussbaum

Ulaştırma
Zamanın ölçülemez genişliğinde, hayatın nasıl hayvandan insana doğru ilriye ve yukarıya doğru hareket ettiğini görürsünüz ve hala insanlığı bekleyen daha ileri bir mükemmeliyetin sınırsız imkanlarını inkar edemessiniz...Thomas Mann

Özgürleştirme

Hayat kesinlikle akıl almaz olasılıklar barındırıyor... çoğu zaman sözde sınırlarımız, kendimizi sınırlamak için kendimizin verdiği kararlardan başka bir şey değil...Daisaku Ikeda

Uyandırma
Geçmişimizde neler olduğu ve geleceğimizde neler olacağı, içimizde neler olduğuyla karşılaştırıldığında küçük meselelerdir...Ralph Waldo Emerson

Sorumluluk

Felsefe, filozofların sorunlarını çözme aracı olmaktan, filozoflar tarafından insanın sorunlarını çözmek için geliştirilmiş bir yönteme dönüştüğü zaman kurtulacaktır...John Dewey

Arındırma

Hayattaki bütün fenomenler olacakların, yüce yaratıcılarının ve yaratıldıklarının bilgisine sahiptir. Eğer kişi arı bir zihinle konuşur veya davranırsa mutluluk onu bir gölge gibi takip eder ve bir daha hiç bırakmaz...Gautama Buda

Olmak
Yaşamaktan korkmayın. Hayatın yaşamaya değer olduğuna inanın. İnancınız gerçeği oluşturmaya yarayacaktır...William James


Hazır Cevaplar


SOKRATES VE BİLEYTAŞI
Talebelerden biri Sokrata sormuş:
-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, 

 niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun?
-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder.


SERVET
Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye 

  sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.


DALKAVUK
Sokrat, asla hoşlanmadığı dalkavuk türü adamlardan biriyle konuştuktan sonra:

Söylediğim bu kadar şeyden hiç olmazsa birine itiraz et be kardeşim,? demiş
Böylelikle iki kişi olduğumuzu anlayayım.

HAKLI TENKİT
Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan Sokrat a:
- Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın, diye çıkışmış. 

  O sözleri başbaşa kaldığın zaman söyleyemez miydin?
  Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş:
- Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı bekleyemez miydin?


İNSAN ve TANSİYON
- "İnsan, kâinata hakim bir varlıktır" diyen felsefe öğretmenine, 

   öğrencilerden biri, şu cevabı vermiş:
- Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata nasıl hakim olur?


İSPAT
Bir rivayete göre, Betrand Russell " Bana 1+1=1 olduğunu gösterin, 

size istediğiniz herşeyi ispat edeyim " dermiş. 
Bir gün, uyanığın teki üstada yanaşıp ``Kabul edelim ki, 1+1=1. 
Bize Papa olduğunu ispat edebilir misin?" diye sorar. 
Bir anlık duraksamadan sonra B. Russell şu ispatı yapar: 
" Dünyada bir tane Papa var. Ben de birim. Demek ki, Papa ve Ben biriz."

MİSAFİR
Ünlü Yunan bilgesi Sokrates'in evine, bir gün çok sayıda misafir gelmiş. 

Yemeğe kalmaları gerekince, karısı Sokrates'i mutfağa çağırmış:
"Görüyorsun, çok az yemeğimiz var. 

  Bunlar, konuklara yetmeyecek, acaba ne yapsak?"
Sokrates, düşünmüş, sonra:
"Gelen misafirler tok gözlü, alçak gönüllü iseler yeter, demiş. 

 Yok eğer, bunlar aç gözlü, kendini beğenmiş kimselerdense, ne yapsak yetişmez."

ÖLÜM NEDİR
Talebelerinden biri, Konfüçyüs'e:
- "Ölüm nedir?" diye sorduğunda, Konfüçyüs'ün cevabı şu olmuş:
- Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.


SAĞANAK
Filozof Sokrates ve eşi, bir türlü iyi geçinemezlermiş. 

Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. 
Bakmış kocası hiçbir tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.
Sokrates: "Bu kadar gök gürültüsünden sonra, bir zaten sağanak bekliyordum" demiş.


ŞANS
Bir filozofa sormuşlar:
"Şansa inanır mısınız?" Filozof :
"Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım."


KAYBEDİLEN ZAMAN
Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
"İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:
- "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."


BEN ÇEKİLİRİM
Dünya nimetlerine önem vermeyen yasayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karsılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek olanaksızdır. Mağrur zengin, filozofa:
-Ben bir serserinin önünde kenara çekilmem.
Bunun üzerine Diyojen kenara çekilerek,gayet sakin su karşılığı verir:
-Ben çekilirim.


 ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK
İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, 

Gandi nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.
Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:
- Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:
- Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.


 HAKSIZ YERE
Sokrates ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrates:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!


YETERLİ OLAN
Bir öğrencisi Konfüçyüs'e dedi ki:

-Yaşadığın kentte seni herkesin sevmesi nasıldır?
-Yeterli değil,? cevabını alan öğrenci bir daha sordu:

-Peki, kentte seni herkesin sevmemesi nasıldır?
-Konfüçyüs şöyle cevapladı:Yeterli değil. İnsanların arasında iyilerin seni sevmesi; 

 kötülerin de sevmemesi daha iyidir.

ZEKA
Bir bilgeye sordular:
- Bir insanın zekasını nerden anlarsınız?
-Konuşmasından
-Ya hiç konuşmazsa.
-O kadar akıllı insan yoktur ki?