Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

15 Nisan 2014 Salı

Üç Gizemli Sözcük


‘Gelecek’ sözcüğü ağzımdan çıktığında,
İlk hecesiyle anında tarih olur.   

‘Sessizlik’ sözcüğü ağzımdan çıktığında,
Yok ederim sessizliği.

‘Hiç’ sözcüğü ağzımdan çıktığında,
Hiç kimsenin kavramayacağı bir şey yaratırım.


Bir Nehrin Tükenişi

tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin...

kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!


Eski Nisan

Eski nisan, her şey gibi, Kalbim de, rüzgar da eski, Çırpınıp duruyor havada Yitik anıların kelebeği


Leke

Çağın en karmaşık yerinde durduk
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak
sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak

nerde onlar, her kımıldayışta
çakan tansık, ışıldatan büyü
bir gün daha görülmedi
bir gün daha geçti otları soldurarak

öğrendik de körmüş, sanki yokmuş
ne yol ne bir geçip giden
ne kaydını tutan geçip gidenin
dediler ki
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak
oysa
utanılacak bir şeymiş, öyle diyor Camus
tak başına mutlu olmak
sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri
leke dokuya işledi
susarak susarak


Slav Hüznü

Radyoda, Renaud'nun şarkısına kırık
piyano sesleri eşlik ediyor. Gece usulcana
deliniyor gökyüzünde, kalın bulutların
arasından sızan mavi ışığa karışıyor
sokak lambalarının sarısı: Yağmur
birikintilerinin içine düzensiz iniyor
damlalar, şemsiyesini açmış acelesiz
geçiyor kaldırımdan yaşlı bir kadın,
belli ki hafif uykusu ilk seslerle yırtılınca
günü herkesten önce başlatmak istemiş,
karşıda bir ışık yanıyor kör bir pencerede,
sonra bir başka ışık, piyanonun tuşları
söner sönmez radyoda kısa dalgadan
başlıyorum yeniden taramaya, kahve
kokusuna karışıyor duman: Boşlukta
yetkin bir halka süzülüp uzaklaşırken
hemen kırılıyor, o anda takılıyor gözüm:
Pencerenin camında lambanın ışığı vuran
yüzümden, uzaktan bir sanrı, Feyodr
geçiyor - içimde yabancısı olmadığım
slav hüznü.


Bahar Şiiri

Bu sabah mutluluğa aç pencereni, 
Bir güzel arın dünkü kederinden, 
Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden, 
Çocuğum, uzat ellerini. 
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı, 
Duy böyle koşturan sevinci, 
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor, 
Toprak ananın kalbi. 
Şöyle yanıbaşıma çimenlere uzan, 
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın, 
Baharın, gençliğin ve aşkın 
Türküsünü söyliyelim bir ağızdan... 


Aşkın Celladı


Eğer iki insan bir "an" ı paylaşıyorsa ya da aralarındaki bir duyguyu paylaşıyorsa, eğer ikisi de aynı şeyi hissediyorsa, o zaman, hayatta oldukları sürece, aralarındaki bu değerli duyguyu yeniden yaşamalarının nasıl mümkün olacağını görebiliyorum.Hassas bir işlem olurdu bu - ne de olsa insanlar değişir ve aşk hiç yerinde durmaz - ama yine de, bu belki imkan dahilindedir.. tam bir iletişim kurabilirler, derin ve gerçek bir ilişki kurmaya çalışabilirler ve bu da, gerçek aşk mutlak bir durum olduğuna göre, daha önce daha önce yaşamış oldukları şeye yaklaşabilir...ama farz edelim ki bu hiçbir zaman paylaşılmış bir deneyim olmadı! farz edelim ki iki insan hayli farklı deneyimler yaşadılar...ve farz edelim ki bunlardan biri, yanlışlıkla kendi deneyiminin öbürününkiyle aynı olduğunu sandı.

İşte bütün sorun burada başlıyor.. kendini kandırmış mı oluyor kişi bu durumda? ya da aşk, tamamen şeffaf olmak onu olduğu gibi kendinde bulmak değil mi?.. aşk bencillik değil, madem bir olmak, aynı anı yaşamak... beklememesi gereken karşılığı, nasıl olur da tam tersine kendisi gibi hissettiğini düşünerek, tek olanı ikiye bölerek yarıştırabilir...marazi aşkın en büyük ikilemi bu değil midir, o mu daha çok seviyor ben mi? gerçek aşkı yaşayan çıkmıyor artık, kimse kendinden geçmiyor ki.. aşıkken bile hep ayık duruyoruz, aşkın şarabını sabah - akşam içtiğimiz halde ( belki de şarap diye içtiğimiz üzüm sirkesidir ).. ya sevmiyorsa, ya ben daha çok seviyorsam kuşkularının olduğu yerde, aşk sanılan duygular çatallaşmaya ve iki tarafı da yaralamaya başlar...eğer okların ucundan zehir akıyorsa o zaman kabullenmeli ki bu aşk değil...adı aşk olmayan her şey, kimliksiz; kendine dönük ve sadece zarar vermeye güdümlü...aşk, içindeyken ayakta durmana izin vermiyorsa ve seni güçsüz kılıyorsa yani seni vurmuşsa zehirli okuyla, en kısa sürede o zehirden de o oktan da kurtulmalı... kısacası bu artık bir hastalıktır ve her hastalığın mutlaka bir tedavisi vardır ..

Yorgun

Ne zaman dağılsa sesim
Şakağıma dayardın gözlerini

Oysa adınla başlamak istedim bu akşama
İstedim ki bir ayrılıkta bitmesin buruk
Günlerdir bir tek dize düşüremedim
Bu kaçıncı sürgünüm bütün renklerimi götürdün

Kanayan bir öyküdür içimizdeki bozgun
Hergün yeni bir hüznü takıp koluna
Bütün saatleri acıya kuruyor sanki
Şarkıların hüzzam makamındayız
Kanıyoruz göçebe yollarda yılkı atlar
Bir acı kahve hatrını unuttuk
Her köşe başında bir maskara

Tuzun ve şarabın tadı değişti
Nasılsa eskidi yüzün -değişmedi gözlerin-
Alevler yakmıyor artık inceltmiyor buzları
Üstümüzde sağır ve dilsiz bir gökyüzü
Her şey ayrıksı sanki bulutlar paslanacak
İşte solan bozkır akşam ve zaman
Sessizlik -sensizlik daha ne kadar
-Aşksa aşk işte nabzım-
Bütün sağnaklarını yağdır haydi yağdır
İster bir cehennem aç ister bir mayıs getir
Her vurguna hazırım nasılsa her şey pusuda gibi

Bu bungun akşama yazdırarak adını
Dal gibi serin yine gözlerin


Ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
hüzün hastası bir hayvansın
şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
ağır işkence görmüş şehirlerde
saadetin zarif, adaletin ince.

bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.

tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
ve
alelacele asılmış bir çocuk militan
gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
yükseldiğin gökyüzüne.

ben seni ayakta alkışlıyorum
hep ayakta alkışlıyorum seni ben
yollarda yürürken alkışlıyorum
sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum
vuruşurken alkışlıyorum seni ben
evet, hüzün hastası bir hayvansın
acınası tesadüflerle ayrılıyorsun
kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.

o nasıl bir hale
bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun
aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
kirpiklerin alnına deyiyor
bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
uykum geldi diyorum
seni sevmekten uykum geldi
jilete abanıyorum
korkuya abanıyorum
tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü!

çek perdeleri, kapat ışıkları
bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi
uykum geldi diyorum
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim
heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim
bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
bitiyor
sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor
bir kez olsun samimi bak
bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor!

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden
ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu
oysa hiç sansım kalmadı
yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.

al bu külü de götür
al bu külü de götür, diğer taraflara üfle
muzaffer bir hain gibi ayrıl
tertemiz hayal hikayemden.


Yüzler



Binlerce türlü anlatımı olan derin yüzler gördüm,
Kayaya yapışıp kalmış, tek anlamlı, tekdüze yüzleri de…
…Parlaklığı içinde renkli güzellikler ışıyan yüzler gördüm,
Parlak görüntülerin içinde saklanan iğrenç yüzleri de…
Yüzeyine her şeyin işlendiği yalın, taze yüzler gördüm,
Kırışıklarla dolu, ama içi boş, anlamsız yüzleri de…
İyi tanırım bütün yüzleri bu yüzden, çok iyi anlarım;
Çünkü kendi gözümün doğal dokusundan bakarım onlara,
Görürüm aradıkça, ardında sakladıkları gerçeklikleri de…