Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

3 Aralık 2013 Salı

Düşünceler

Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır.
Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur.

 

Bulantı

Bulantı; Hayat karşısında duyacağın tek şey bu olmalı.Kendini, çevreni, inandığın, takdir ettiğin, onayladığın her şeyi düşün. Yaşamını gözden geçir. Yaşadığın dünya sana yabancı ve düşmandır. bilinçsizdir, saçmadır. Sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tek şey, bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. Ama bazıları, bulantıdan kaçar. “Tanrı”, “töre”, “ahlak” gibi kavramların arkasına sığınır. Sen, bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. Ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini farkedeceksin. her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlakı sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. Evrenin büyüsünü çözdün, tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. Tanrıyı kaybetmen güzel. Ama bir tanrıyı reddedip yeni tanrılar, efendiler yarattın. Yaşadığın toprağa taptın. Unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! Sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin. Yarattığın dev teknoloji sayesinde pek çok şey kazandın. Ama şimdi her şeyi kaybetme tehlikesi içindesin! Gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. Senin çok şeyini elinden aldılar. Ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: Kendi varoluşun! sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradanda fabrika ya da büroya gönderdiler seni. Seçim hakkı bırakmadılar. Ölümün bile kendinin değil çoğu kez. Bir yığınsın. Bulantıyı duy. Yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet. Kendi yaşamına, kendin şekil ver. Sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü.

Özgürlük


İnsanlar özgürlükten bahsediyorlar ve bu biricik haklarını savundukça ailelerinin isteklerine daha çok boyun eğiyorlar; yaşamlarının geri kalanını birlikte geçirmeye söz verdikleri insanlarla evliliklerine, ekonomiye, yaptıkları diyetlere, yarım kalmış projelere, “hayır” ya da “bitti” demeyi bir türlü beceremedikleri sevgililerine, hiç sevmedikleri insanlarla öğle yemeği yemeye mecbur oldukları hafta sonlarına esir oluyorlar. Lükse, lüksün görüntüsüne, lüksün görüntüsünün görüntüsüne köle olanlar. Kendilerinin seçmediği ancak onlar için en iyisinin bu olduğuna inandırıldıkları bir yaşantının kölesi olanlar. Ve birbirinin aynı günler ve geceler geçirenler, “macera” kelimesinin sadece kitaplarda geçen bir sözcük ya da daima açık duran televizyonda bir hayal olduğu günler ve geceler; ve ne zaman önlerinde yeni bir kapı açılsa. “İlgilenmiyorum. Havamda değilim” diyenler. Oysa hiç denemedikleri bir şey için hazır olup olmadıklarını nereden bilebilirler? Ancak bunu sormanın bir anlamı yok; gerçek ise içinde büyüdükleri ve alışkın oldukları dünya düzeninin bozulmasından korkmalarıdır...Paulo Coelho

 Özgürlük bireyin talebi, özlemidir; eşitlik ise toplumun. Özgürlük ölümsüz bir düşüncedir, hiçbir zaman yaşlanmaz, zamanların özellikleriyle kaybolmaz. Özgürlük ve insan onuru yenik düşmez. Saygın, onurlu bir demokrasi ancak bireyin özgürlüğü ve toplumun eşitliğiyle kurulabilir. Hem toplumsal hem de evrensel barış ancak özgürlük ve eşitlikle inşa edilebilir...Thomas Mann

Özgürlük mü? Afiyeti yerinde olanların safsatası...E.M.Cioran

Yoksulluk, bilgisizlik, saatlerce çalışıp didinmek, yerinden işinden güvenli olmamak gibi kötü koşullar içinde yaşayan insana gerçekten özgür denemez. Böyle bir insan hayatını dilediği ve layık olduğu şekilde geçiriyor olamaz. Özgürlük denince şu dört öge de bulunmalıdır: Ulusça, hukukça, bireyce ve ekonomik özgürlük...Bertrand Russell

İnsanlar ancak yürekleri kadar yaşarlar, bütün insanlar için tek bir yaşam yoktur. Yüreğinin kıyısında bir uçurum taşımadan yaşayıp giden insanlara öfkeleniyorum. Belki de başka türlü yaşayabilse insanlar, toplumsal ilişkilerimiz başka türlü yoluna konulsa, insanlar yüreklerinin gerçek yüzölçümünü duyabilecek ve ona göre yaşayabilecekler. Belki bir gün, başka bir zaman diliminde, insanlar gerçekten özgür olduklarında....Murathan Mungan

Vaadi yerine getirdik biz, Anarres’te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. Başka da pek fazla bir şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız. Varlıklı değiliz. Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres ise, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor. Tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir...Ursula K. Le Guin


Yuvarlağın Köşeleri


Köşeleri sivri yuvarlak
Özdemir Asaf, toplumsallık, paylaşım, hoşgörü üzerine özdeyişler kaleme aldı. Sezdirmeden, abartmadan. Şiirlerinde olduğu gibi özenle seçtiği sözcükleri bir araya getirerek bilgeliği de çoğalttı

"Aşka gönül ile düşersen yanarsın. Zekâ ile düşersen çıldırırsın. Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç."

Özdemir Asaf, okuyucusuna yoğun bir duyarlıkla, çarpıcı sözcükler seçtiğini sezdirmeden, küçük dizeler halinde kısa özdeyişler verdi. Kimini yaşadığı deneyimlerden, kimini izlenimlerinden esinlenerek bilgece dörtlükler yazdı. Çağıyla ve toplumuyla hesaplaşmalarda, buruk öfkesini içinde saklayan yeni taşlama biçimleri geliştirdi. Gün oldu şiirleriyle kafa tuttu, gün oldu sevgilinin dilinden dökülen sözcüklere kaynak oldu. Bunlar yetti mi? Hayır. Bilgelik, özlülük, duygululuk toplumsallık, paylaşım, hoşgörü üzerine özdeyişler de kaleme aldı. Sezdirmeden, abartmadan. Şiirlerinde olduğu gibi özenle seçtiği sözcükleri bir araya getirerek. Üstelik şiir tadında. Üstelik bilgece. Yazının girişine aldığım özdeyiş gibi. İsterseniz özdeyişi şiir tadında okuyun, içindeki bilgeliğe oradan varın. Ya da tersinden yapın o işlemi. Özdeyiş diye okuyun kelimeler arasındaki ahenkle şiir tadına varın.
"Birbirinize kızın, birbirinizle kavga edin, yumruk yumruğa yüzlerinizi parçalayın, gözlerinizi patlatın, kulaklarınızı koparın, saçlarınızı yolun, derinizi parçalayın, tekmeyle kemiklerinizi kırın. Yalnız ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi kavga edin. Yalancı, ek bir araç kullanmayın. Mendil bile olmaz. Ama ne olur sakın bir insanı gönülce, gözce, dilce ruhça kırmayın." Kitaptan başka bir özdeyiş. Okumaya başlarken bu ne şiddet deyip çarpılıyor insan. Sonra, "Ama ne olur sakın bir insanı gönülce, gözce, dilce, ruhça kırmayın" Son cümleyi okuyunca da ilk okuduklarınız hükümsüz kalıyor. Şiddet diye algıladığınız sözcükler meğer, kendisinden sonra gelecek cümleye zemin hazırlıyormuş. Bir gönül adamı bundan başka ne diyebilir ki. Hangi darp, hangi işkence gönül kırıklığından daha acı verebilir ki. Gönül kıramayan, diliyle incitmeyen diğerlerini yapabilir mi? En ağır olarak görünenle başlıyor Asaf. Son cümleye gelince, en ağır olanın aslında en hafif olduğunu zihnimize kazıyor." Ama ne olur sakın bir insanı gönülce, gözce, dilce, ruhça kırmayın" diyor ve ekliyor, "kavgada aranızdan mendil bile olmasın, ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi olun." Kavga ederken bile eşitlikten yana, eşit koşullardan yana.
Epsilon yayınevi tarafından yeniden basılan Yuvarlağın Köşeleri'nde Özdemir Asaf'ın 1961 yılında yayımladığı ve 33 başlık altında topladığı 432 özdeyişi aynen yer alıyor. Bu özdeyişler kitabın birinci bölümünü oluşturuyor. Asaf'ın ardında bıraktığı yazılar arasından eşi Yıldız Arun ve büyük oğlu Gün Arun tarafından seçilen 1961-1981 yılları arasında yazdığı 704 özdeyiş ise 54 başlık altında sunulmuş. Kitabın ikinci bölümü hazırlanırken de birinci bölüm örnek alınmış, müsveddelerdeki başlıkların korunmasına, varsa tarihlerin belirtilmesine de özen gösterilmiş. Kitabın ikinci bölümündeki sıralamayı yine yazarın oğlu Gün Arun yapmış.
Kitabın sayfaları arasında şöyle bir dolaşıyoruz ve bakın neler buluyoruz:
* Doğdu sevinçten ağladılar. Öldü acıdan ağladılar. O, bu arada yaşadı hiç düşünmediler.
* -Bu cinayeti niçin işledin?
-Namus korkusuyla.
-Zavallı!
-Şu iyiliği niye yaptın?
-Namus korkusuyla.
-Sen namussuzun birisin.
* Zamanın varsa, her şeyin gelir geçer. Her şeyin varsa zamanın gelir geçer.
* Bütün bildiklerini yapan ile bütün yaptıklarını bilen
Yarışa giriştiler: birincisi kazandı.
Savaştılar:ikincisi yendi.
* Ölüm cezalarının kaldırılmasını isteyenler, düşmanlarının ve katillerinin korunup kurtulmamasını isteyenlerdir.
* Kitabındaki her bölümün başına seçkin düşünürlerin ve sanatçıların konuşma sanatına ilişkin özdeyişlerini koymuş.
* İnsanların boyun eğdirmeye çalışmanın hiçbir yolu olmadı ve yok. Günümüzde bunu denemek isteyenlerin de hiçbir yolu olmayacak ve yok.
Çağımızda boyun eğip çekilecek bir tek tip kaldı. İnsanlara boyun eğdirmeyi düşünen.



Dorian Gray’in Portresi




İnsan ömrü, başkasının yanlışlarının yükünü kendi omuzlarına alamayacak kadar kısaydı. Herkes kendi yaşantısını yaşar, bunun bedelini de kendi öderdi. Acınacak tek şey, insanın bir tek yanlışlık için sık sık bedel ödemek zorunda kalışıydı. Gerçekten insan, suçunun cezasını bir daha, bir daha çekiyordu. Kader insanlarla alışverişinde defteri hiç kapatmıyordu.



Ermiş

Kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi, Aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylayacaksınız. Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.
Istırabınızın çoğu kendi tercihinizdir. İçinizdeki hekimin hasta benliğinizi tedavi ettiği kekre bir iksirdir o.

*
İnsan kendine ve özgürlüğüne tapınır ve bu özgürlük kişinin boyunduruğu ve takındığı kelepçe olur. İnsan ancak özgürlükten bir hedef ve tatmin olarak bahsetmeye son verdiğinde özgür olabilir. İnsanın özgür hale gelebilmek için atmak istediği kendi benliğinin parçalarıdır. Özgürlük farklı durumlarla karşımıza çıkar ve bu, bir kanunu ortadan kaldırmaksa, bu kanunu yazan gene insanın kendisidir.

Tahttan devirmek istenen bir despotsa, önce kişi kendi içinde o kişinin tahtını yıkmalıdır. Bir zorba, özgür ve gururlu birine hükmedemez, eğer o kişinin kendi özgürlüğünde bir zorbalık yoksa ve kendi kibrinde bir utanç. Aslında her şey, arzu ve korku, iğrenilen ve aziz tutulan insanın varlığının içindedir. Yani, bir şeyi def etmek istiyorsa kişi, onu önce kendi içinden yok etmelidir.


Ana


Tamamı...

Budur benim çabam

Budur benim çabam, bu:
adanmak özlem çekerek
dolaşmaya günler boyu.
Güçlenip genişlemek derken,
binlerce kök salarak
kavramak hayatı derinden-
ve ortasından geçerek acının
olgunlaşmak hayatın ta ötesinde
ta ötesinde zamanın!

Zorba



"Zorbadan başka hiç kimseye ve hiç  bir şeye inanmam.Zorba ötekilerden iyi olduğu için değil, asla! O da canavardır, Zorbaya inanırım ama. Çünkü yalnız ona sözüm geçer. Yalnız onu bilirim. Bütün ötekiler hayaldir. Ben onun gözleriyle görüyor, onun kulaklarıyla işitiyor,bağırsaklarıyla sindirim yapıyorum. Bütün ötekiler hayaldir diyorum sana! Ben ölünce hepsi ölür. Bütün Zorba dünyası güme gider...Ne yapayım patron, bu budur! Bakla yedim, bakla söylerim.Zorbayım, Zorbaca konuşurum"

    "İnsan canavardır! Büyük canavar! Zatın bunu bilmiyor. Bütün işlerin yolunda gitmiş, ama bir de bana sor. Canavar diyorum sana! Ona kötülük mü ettin? Senden çekinir ve titrer. iyilik mi yaptın? gözlerini oyar... Aradaki mesafeyi koru,patron! İnsanlara umut verme. Hepimizin eşit olduğunu, eşit haklara sahip olduğumuzu söyleme; çünkü hemen senin hakkını çiğner, elinden ekmeğini kapar, açlıktan gebermeye bırakırlar seni. Ben senin iyiliğini isterim, aradaki mesafeyi koru,patron! "
    "...Senin bütün bu aydınlatıcı palavralarından, kapkara cahil Barba Anagnostis ne kazanır? Kavgalar başlar, tavuk horoz olmak ister ve karı koca bütün gün birbirleriyle dövüşüp birbirlerinin tüylerini yolarlar. İnsanları rahat bırak,patron, gözlerini açma! Çünkü açarsan ne görürler? Ellerinin körünü! onun için bırak kapalı kalsınlar da, hayal göredursunlar! Ancak...ancak gözlerini açtıkları zaman onlara gösterecek daha iyi bir dünyaya sahip olasın... böyle bir dünyaya sahip misin?

    "sır!" diye mrıldandı. "Büyük sır! Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar cinayetler, alçaklıklar mı gerekli yani? Çünkü oturup sana işlediğimiz cinayetlerde yaptığımız alçaklıkları saysam tüylerin ürperir.Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor, hiç birşey anlamıyorum! " patron:"Gübre ve pislikten bir çiçek nasıl filizlenip beslenir? Varsay ki Zorba, insan gübre özgürlük de çiçektir." zorba yumruğunu masaya vurup"iyi ama , ya tohum?Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli. Bizim pis içimize, böyle bir tohumu kim koydu? bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın? Ve kanla pislik istesin? " patron:"bilmem" zorba:"kim biliyor?"  patron:"kimse" zorba:"öyleyse vapurları,makineleri, kolalı giysileri ne yapayım ben?

   "çalışırken benimle konuşma kırılabilirm"  patron:"neden?"  zorba:"yine nedenini soruyorsun, küçük bir çocuk gibi. Sana nasıl anlatayım? işime teslim olmuşum, tepeden tırnağa gerilmişim, kendisiyle savaştığım taşa, ya da kömüre, ya da santura perçinlenmişim. Ansızın bana dokunur, benimle konuşur da işimden alıkoyarsan, kırılabilirim. ama sen nereden anlayacaksın!

   "sen ne anlarsın patron?sana bütün sanatlarda çalıştığımı söylemiştim. Bir kez de çanakcılık yaptım. Bu sanatı delicesine seviyordum. Sen bir toprak çamuru alıp ondan ne istersen onu yapmanın ne olduğunu bilir misin? Çark fırr der, çamur şeytan çarpmış gibi döner ve sen onun başında şöyle dersin: Sürahi yapacağım, çanak yapacağım, kandil yapacağım, şeytan yapacağım! Ben sana derim ki bu insan olmak demektir: Yani Özgürlük! ....çarkta işime engel oluyor, araya girip tasarılarımı bozuyordu, ben de birgün keseri kaptım... " "canın yanmadı mı?" "Nasıl yanmaz! Odun muyum ben yahu? İnsanım, elbet canım yandı. Ama sana diyorum ki, işime engel oluyordu bunun için kestim!"

   "Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara* et ve korkma! Tanrı baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir.
 

"Artık dünküleri hatırlamaktan, yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi şuanda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni.Şimdi ne yapıyorsun Zorba? diyorum, uyuyorum,diyor. İyi uyu öyleyse. Şimdi ne yapıyorsun Zorba diyorum? Bir kadına sarılıyorum,diyor. iyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen.Vira!

    "Ne bu patron, dinim hakkı için dünyayı ilk kez görüyorum. bu ne mucize patron! Şu uzakta sallanan mavi şey ne? Ne onun adı? Deniz! Deniz! Ya şu çiçekli yeşil önlük giymiş olanı? Hangi meraklı yaptı bunları? Yemin ederim ki patron ilk kez görüyorum.
 

    "Neden mi? çünkü ben, senin dediğin o bütün sırları yaşıyordum ve yazmaya vaktim yok da ondan. Bazen dünya, bazen kadın, bazen şarap, bazan santur... Onun için, şu saçmalar yumurtlayacak kalemi ele alacak zamanım yok. Böylece de dünya, kağıt farelerinin eline kaldı; sırları yaşayanların vakti yok, vakti olanlar ise sırları yaşamıyorlar. Anladın mı?

   
"İnsanlar ne hale girdi... tuuh,kahrolasıcalar! Vücutlarını bırakıp körlettiler ve yalnızca ağızlarıyla konuşuyorlar. Ama ne söylesin ağız? Ağız ne söyleyebilir? "
   "Aç değil misin? İyi ama sabahtan beri birşey yemedin ki. Vücudun da canı vardır, acı ona! Ver ona yesin,patron, ver yesin! Bizim zavallı eşeğimizdir o; onu yedirmezsen seni yarıyolda bırakır sonra!

    "bana yediğin yemeği ne yaptığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Bazıları yediklerini içyağı ile gübreye, bazıları iş ve keyfe, bazıları da tanrıya dönüştürürmüş. Şu halde insanlar 3 türlüdür. Ben, patron, bunların en kötülerinden değilim ama en iyilerinden de değilim; ortadayım. Yediğim yemeği iş ve keyfe dönüştürürüm. Yine iyi!
 
    "Ben birşeye özlem duydum mu ne yaparım bilir misin? Bir daha bıkıp da hatırlamayacak kadar yerim yerim... Ya da tiksintiyle hatırlamak için. Bak bir zamanlar çocukken kirazlara karşı anlaşılmaz tutkum vardı. Param olmadığı için azar azar alıyor,yiyor yine istiyordum. Gece gündüz kiraz düşünürdüm, salyalarım akardı; işkenceydi bu! günün birinde kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum; baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin? Geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım. Sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz aldım, bir çukurun içinde oturup başladım yemeye. Yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. Kustum patron! O zamandan beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözüme görünmelerini dahi istemedim. Özgür oldum. Artık kirazlara bakıp şöyle diyordum. Size ihtiyacım yok! şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. Hala içiyorum ama istediğim anda harp diye bıçakla keser gibi kesiyorum. tutku bana egemen olamamıştır. Yurdum içinde aynı şey, hasret çektim, bıktım,kustum kurtuldum!"  patron:"ya kadınlar?"  zorba:"onların da sırası gelecek kahrolasılar, gelecek! Ama yetmiş yaşımı bulduğum zaman." biraz düşündük sonra düzelterek "seksen yaşımı bulduğumda. sen beni dinle insan böyle kurtulur, böyle kurtulur. Zevk düşkünü ve keşiş olarak değil. Kendin yarı şeytan olamazsan, şeytandan nasıl kurtulursun be."

     
"Vatandan kurtuldum, papazlardan kurtuldum, paradan kurtuldum; silkiniyorum. silkindikçe de hafifliyorum. nasıl söyleleyim sana? Kurtuluyorum insan oluyorum "
      "Bir zamanlar diyordum ki:Bu Türktür, bu Bulgardır, bu Yunanlıdır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden?Çünkü bunlar Bulgarmış, ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum, hay kahrolasıca herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır bu kötü adamdır. İster bulgar olsun, ister rum, isterse türk. Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça buna da bakmamaya başladım. Ulan ister iyi ister kötü olsun be. Hepsine acıyorum işte... Boşversem bile bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum bu fakir de yiyior, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak,onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz.... Ve bu kadınsa gayri o zaman vallahi ağlayasım geliyor. Sen ikide bir kadınları seviyorum diye benimle alay edersin. Nasıl sevmeyeyim be? Nasıl acımayayım ki, onlar zayıf yaratıklardır, ne yaptıklarını bilmezler; memelerinden tutuversen, kapılarını açıp teslim oluverirler ... "


     "Kendim için değil, yemin ederim değil. ben-şeytan alsın o kadını- hiçbir zaman kendisine dokunamayacağımı çok iyi biliyorum. Benim dişime göre değil o... Fakat yine de boşa gitmesini istemiyorum. Yalnız yatmasını istemiyorum. Haksız bir şey bu,patron... Gönlüm razı değil buna!... Geceleride bahçesinin çevresinde dolanıyorum,-bunun için de sen beni kaybedip nereye gittiğimi soruyorsun-, neden biliyor musun, birisi gidip onunla yatıyor mu göreyim de içim rahat etsin diye, patron. " "gülme patron! Eğer bir kadın yalnız yatıyorsa, bunun suçu bizde , bütün erkeklerdedir. Yarın allahın huzurunda hepimiz hesabını vereceğiz. allah bütün günahları bağışlar, dedik ya süngeri var, ama onu bağışlamaz! Kadınla yatacak halde olup da, bunu yapamayan erkeğin vay haline,patron! Bana o adamın ne söylediğini hatırla.
 

   "Allahtan korkmaz mısın sen gavur? " zorba:"ne korkacakmışım?" "ulan gavuroğlu, çünkü bir kadınla birleşecek halde olup da birleşmeyen kimse, büyük günah işlemiş olur. Bre! bir kadın yatağına çağırsın da sen gitmeyesin... ruhun mahvoldu demektir! Bu kadın, allahın büyük mahkemesinde içini çekecektir, ve kadının bu iç çekişi, kim olursan ol, ne kadar iyilik yapmış olursan olsan da seni cehenneme attırır.

 "Artık hiç kuşkusuz, karşısında, bu boyanıp mumyalanmış kocakarıyı değil, kadınlara verdiği adla "dişi ırk"ın bütününü görmekteydi. Kişilik kaybolur, yüz silinir, genç ya da moruk, güzel ya da çirkin, hepsi anlamsız bir değişikliğe uğrardı: her kadının ardında Afrodit'in onurlu, kutsal ve sır dolu yüzü belirirdi. Zorba bu yüzü görür, bununla konuşur, bunu isterdi; Madam Ortans sadece geçici, donuk bir maskeden başka bir şey değildi. Zorba ölümsüz ağzı öpmek için bu maskeyi yırtıyordu.

     "gül sen gül patron, gül ama eğer Tanrı-Şeytan, işleri rast getirirse, ki bana iyi gidecek gibi geliyor, ben ne dükkanı açacağım o zaman biliyor musun? Bir Evlenme Acentesi! Evet, Zeus Evlenme Acentesi! Koca bulamamış zavallı kadınlar, kart kızlar, çirkin suratlılar, çarpık bacaklılar, şaşılar, topallar, kamburlar gelecek; ben onları duvarları delikanlı resimleriyle örtülü küçük bir salonda karşılayıp diyeceğim ki; İstediğinizi seçin güzel hanımlarım, ben onu size koca olarak almaya çalışacağım. Sonra ona benzeyen bir delikanlı bulup, resimdeki gibi giydirecek, eline de para verip şöyle diyeceğim: filan cadde, feşmekan numarada, koşup falancayı bul ve ona kur yap. iğrenme yat onunla, parası benden; erkeklerin kadınlara söylediği ve zavallının hayatında duymak istediği tatlı sözleri söyle ona; biraz neşe, keçilerin, hiç olmazsa kaplumbağa ve kırkayakların bile duyduğu neşeyi ver zavallıya. ama sağolsun bizim Kira Bubilinamız gibi ne kadar para versen delikanlıların avutmayı kabullenemeyeceği bir kocakarı rastgelirse, o zaman istavroz çıkarıp onu acentenin müdürü olan ben üstlenirim. Bütün şom ağızlılar da şöyle der: bak sen sarsak moruğa! Görecek gözü, koku alacak burnu yok mu bunun be? Var ulan sersemler, gözlerim de var, burnum da var ulan duygusuzlar, ama kalbim de var ve acıyorum. Kalbin olduktan sonra varsın gözlerin ve burnun da olmasın. Haydi yallah! sonun da ben de aşırı sevap yüzünden felçleşip kıkırdadığım zaman Anahtarcıbaşı Petrus bana cenneti açıp şöyle diyecek, gir sevdalı Zorba, gir koca şehit Zeus'un yanına uzan da dinlen mübarek. hayatında çok çektin.

  "bubilina yaşadığı zaman , hiçbir kanavaro ona benim, şu gördüğün hırpani Zorba kadar zevk vermemiştir. Neden diyeceksin? çünkü Kanavarolar onu öpüyor ve onu öptükleri anda donanmalarını, Giriti, devletlerini, sırmalarını ve karılarını düşünüyorlardı. Ama ben hepsini, hepsini unutuyordum. O namussuz karı da bunu anlıyordu. ve sen bilgiç, şunu öğren ki, kadın için bundan daha büyük bir zevk yoktur! Bilki, gerçek kadın, erkekten aldığından çok, ona verdiği hazdan zevk alır.

      "hayır özgür değilsin. senin bağlı bulunduğun ip diğer insanlarınkinden biraz daha uzun; hepsi bu kadar! Senin patron, uzun ipin var, gidip geliyor, kendini özgür sanıyorsun.İpi koparamadınmı da ...  " patron :"bir gün koparacağım"  zorba:"Güç,patron, çok güç. Bunun için delilik gerek, delilik, duyuyor musun? Ya hep, ya hiç! Ama sende beyin var bu seni yiyecek. Aklın bakkal senin, defter tutuyor, bu kadar verdim, bu kadar aldım, şu kadar kar şu kadar zarar diye yazıyor. Yani, iyi bir sahip, her işi sermiyor, her zaman arkayı kolluyor. Hayır, ipi koparmıyor rezil, onu sıkı sıkı elinde tutuyor, kaçırırsa mahvoldu demektir zavallı, mahvoldu demektir! Ama, ipi koparmadıkça, hayatın ne tadı vardır, söyler misin bana? Papatya papatyacıktır, rom değil ki dünyayı altüst etsin.

     "Ne makine şu insan be! İçine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun; iç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor. İmalathane! Sanırım beynimizde konuşan bir sinema var.


 

Godot'yu Beklerken




İnsan biliyorsa eğer.
Sabretmekten yılmaz.
Ne beklemesi gerektiğini biliyorsa.
Endişeye mahal yoktur.
Sadece bekler.


Akgün Akova

Uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana,
Ve severken seni,
Sevdikçe seni,
Hep çocuk kalacağım, biliyorum.

Tragedyalar



STEPANElini verir misin, elini?
Benim anladığımca sen
Bir başına yüceltmek istiyorsun kendini
Bu böyle olunca da, o zaman
Şaşırma bir gün mutluluk yerine
Daha hiç denenmemiş bir acıyla karşılaşırsan.


LUSİNBir acıyla.. daha hiç denenmemiş!.

STEPANBak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun
Ve düşün, insanlığının en alımlı katında
Her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken
Sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana?
LUSİNBilemem ki Stepan..

STEPANBak Lusin, çünkü ben sevmiyorum kadınları
Bu tuhaf alışkanlığı, bu gereksiz yakınlığı
Sense bencillik diyeceksin buna. Ya da
Bir zevk düşkünlüğü diyeceksin. Oysa hiçbiri değil..
LUSİNPeki, ya nedir?

STEPANOlsa olsa bunca çıkmazı
Sürdürmek benimkisi bir zevk biçiminde boyuna
Ve yaratmak yeniden bütün iğrendiklerimi.
LUSİNKaçınılmaz bir yalnızlık seninkisi. Ayrıca
Katı, ilgisiz, iğreti...

STEPANVe diyebilirsin ki Lusin, soyu kalmamış hayvanlar gibi
Öyle bir buz çağını yaşıyorum da
İçkiyle aşıyorum, içkiyle çözüyorum bu cehennemi.
LUSİNHiçbir şey yapmadan, hiçbir şey istemeden gerçekte.

STEPANBelki de bir bilinci yoğunlaştırıyorum böylece
Doğarak acılarıma her an yeniden
Ve kendini kanatan bir bıçak gibi işte.
LUSİNAnlıyorum Stepan, ne var ki, ben de
Çıkmalı diyorum bu boğuntudan
Bu yanlış orospuluktan, bilmiyorum
Bana yardım edebilir misin? Daha doğrusu
Bir yol gösteren değil, bir uğrak
Olabilir misin bana?

STEPANSadece bir anlaşma! Ne çıkar anlaşsak da biz
Ve bütün anlaşmaların dünyada
Sanırım bir anlamı var: yok gibiyiz hepimiz.
LUSİNÖyleyse yalnız da değilsin sen. Ayrıca
Tutsaksın yalnızlığına Stepan.

STEPANBunu yadsımıyorum ki Lusin. Yadsımıyorum da
Demek istiyorum ki, sen de yalnızsın benim gibi
Biz ikimiz de yalnızsak.. ve işte bu durumda
İki kişilik bir yalnızlık olmaz mı bizimkisi?
Yok sanki bir şey yapacak..
LUSİNBelki de var.. ama nasıl?

STEPANZorlasak mı acaba bizim olmayan
Görünmez bir mutluluğun yollarını
Her türlü acılarla yılmadan
Savaşsak mı geleceği kurtarmak için
Ama gelecek ne Lusin, bilmem ki
Bilsem bile ne çıkar, o zaman da ben neyim?
LUSİNDüşündüm ben Stepan. Düşündüm daha önce de
Diyorum bir geneleve gitmeli
Hiç değilse bir karşıkoyma biçimi. Ve belki
O yalanlardan, o yalan ilişkilerden
Daha önemli bu, kim bilir

STEPANBence bu kurtuluş yolu değil. Gerçi her şeyin hakkını vermeli.
Üstelik kaygılanmadan
Ama bir tükenme duygusu, ölümsü bir yılgınlık da
Olabilir seninkisi. Öyleyse karar vermeli
Bir çözüm yolu mu bu, değil mi?
LUSİNHep böyle baş eğmek mi? İstemiyorum bunu Stepan
Düşmeli bir çirkinliğin içine. Ve yavaş yavaş
Aşmalı çirkinliği.

STEPANBak Lusin, şu da var ki, genelevse gideceğin yer senin
Zaten bir genelevde yaşıyor gibisin
Her türlü çirkinliğin içinde
Her türlü düşmanlığın, her türlü bencilliğin
İçinde anlaşıyorsun vuruşaraktan
Ve kırılaraktan durmadan
Öyleyse bir kurtuluş bu mu? Bana kalırsa
Ölümünü içinde taşıyan bir isyan.
LUSİNİsyandı tanrıya başkaldırmak da. Öyleyse
Ben şimdi neye inanacağım
Yalnızsam, beni yalnız bırakan
Ve yalnız değilsem, kararsız bir yargıç olan
Başkalarına mı?
Yoksa kendime mi Stepan, ne dersin?

STEPANKorkunçtur, bana kalırsa adımıza
Hazırlanmış bir oyun var bizim
Hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun
Ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça
Konuştukları dil de değişir
Sonunda hiç anlaşamazlar. Öyle ki
Bir zaman parçası içinde, bir durumun
Değişmez akışında, tekdüze
Kalırlar bir sıkıntı avcısı gibi
Ve bir gün anlarlar ki, bir güc değildir artık yalnızlık
Ve bunu anlayınca, işte o zaman Lusin
Aşıvermek isterler bu zamanla durumu
Koşarlar, koşarlar, tam sınıra gelince
Sanki o tel örgülere yapışmış gibi
Bir duman oluverirler ya da kaskatı
Bir kömür parçası, bir ceset..
Nedir bu durumda insanın anlamı?
LUSİNAşmalı bu durumu Stepan.

STEPANDuymuyorum ben acılarımı. Ve yitirdim çoktan
Yitirdim bütün karşıtlıkları. Ne umut
Ne umutsuzluk, ne hiçbir şey
Kurtaramaz varlığımı benim. Ve yoğun bir anlamsızlığın içinde
Sanki renksiz, boyutsuz
Ve göksüz, zamansız bir evrende
Tek çıkar yol yaşamaksa Lusin
Yaşıyorum ben de kaygısız
Değişmez bir anlamsızlığı böylece.
LUSİNYani bir çıkmazı sürdürüyorsun kısaca
Bu yitiriş kendini, bu çöküş
Sanki bir üstünlük duygusu veriyor sana

STEPANBense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki
Bir önseziyi kuruyorum şimdiden.
LUSİNAsıl iş bir sonuca varmakta.

STEPANVarabilir misin?
LUSİNÖyleyse çok uzun bir yol bu doğrusu.

STEPANBir konyak daha içer misin?
LUSİNAyrılalım Stepan, belki biz anlaşıyoruz ama
İlkemiz ayrı yaşamak
Ve ne varsa işte bu ayrılıkta.

STEPANAdım Stepan, Lusin. Yani ben
Bir satranç oyuncusu olamam
LUSİNElini ver Stepan, ne de olsa bir anlaşmadır bu
Belki de bir anlaşmadır.

IV
(Bir insan yaşanmamışlığı bulunca
Onu artık hiç kimse anlatamaz
Kalır sonsuz gücünün buyruğunda
Ve bütün kesinliklerin üstünde, yalnız
Dolaşır bir ateşböceği gibi kendi aydınlığında).


Yaşamın Ucuna Yolculuk






Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum.
Anlatılarında yaşadığım ölülerden.
Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden.
Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş yazmış ölülerden!...