2 Nisan 2013 Salı

Söyleyemediğin sözcükler var


Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya...Gülten Akın

sana neyi anlatayım
her sarnıç küflü bir yağmuru
her sevda bir ayrılığı yaşar...Behçet Aysan 

Kıyıda bekleyen tekne, uzak ufuk,
pasında koyulmuş demir,
bir öğlen gölgesinde
hayatıma ayna tutan hatıra
sırlarından dökülmüş.

Bir kapıdan geçirilmiş, eski,
çok eski bir taş gibi, huzuru ömrümün
yerinden edilmiş...Birkan Keskin

Her şey yolunda gittiğinde kalır kalp.
Donmuş bir göl gibi tıpkı.
İçimdeki genişliğe dedim ki,
Sonsuzluk benden çıkan ve bana dönen değil
Benden çıkan ve bana dönmeyendir.
Dönmeyendir sonsuzluk...Bejan Matur

ben eğilmem gündüz; ama
geceleri kanatırım kendimi...Metin Altıok

ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir...Lale Müldür

başlayacak gibiyken konuşuyorsun bitiyor
yeniden geliyoruz başladığımız yere
aşklar ve inançlar da aynıdır
bir başka yanına geçemezsin
bir yanını yaşayıp bitirmeyince...Afşar Timuçin

Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?...Şükrü Erbaş

Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum...Attila İlhan

gözyaşı kadehi de kırılabilirmiş
acıyınca içinde biriken hayat
unutkan zamanın sırça teninde
bir çıt! sesiyle kırılan bir kalp
şaşarak anlarmış kanadığını şarap
lekeleri dağılırken geceye...Ayten Mutlu

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var...Cemal Süreya

Gregory Colbert - Küller ve Kar

Bırak kelimeler ve imgeler vücudunu dalgalar gibi yıkasın. Ellerinle kulaklarını kapa ve mektupları tekrar oku. Cennet müziklerini dinle. Sayfa, sonra ki sayfa, sonraki sayfa… Kuşun yolundan uç…Uç…Uç… 

Bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün ve günlerin bir ömür olur. Tam bir yıl önce kayboldum. O gün bir mektup aldım. Beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu. Lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla. Bu mektup sessizliği kırdı. Sana yazacağım 365 mektubun ilki. Herbir sessizlik günü için bir tane. Asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım. Bunlar benim kuş yolu haritalarım. Ve bunlar doğru olacağını bildiklerimin hepsi. Herşeyi hatırlayacaksın. Herşey öncesi gibi olacak. Zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu. Her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. Ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı. Eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız,  bir gözleri açık uyuyan fillerin ışıldayan gözlerini görürsünüz.

Evim yandığından beri ayı daha net görüyorum. İçime düşen tüm cennetlere bakıyorum. Ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım. Tutamadığım sözler gördüm. Azaltamadığım acılar, iyileştiremediğim yaralar, dökemediğim gözyaşları,  kederlenemediğim ölümler gördüm.  Karşılık veremediğim dualar,  açmadığım kapılar,  kapatmadığım kapılar  ve yaşamadığım hayaller…Kabul edemediğim ama bana sunulanların hepsini gördüm. Arzu ettiğim, fakat asla almadığım mektuplar gördüm.  Olabileceklerin tümünü gördüm, fakat asla olmayacak…

Hortumunu yukarı kaldırmış bir fil yıldızlara bir mektuptur. Balinanın suda sıçraması denizin dibinden bir mektuptur. Bu imgeler hayallerime bir mektuptur. Bu mektuplar sana olan mektuplarımdır. Kalbim pencereleri yıllardır açılmamış eski bir ev gibidir. Fakat şimdi pencerelerin açıldığını duyuyorum. Turnaların, Himalayalar’ın eriyen karlarının üstünde yüzdüğünü hatırlıyorum. Deniz ayısının kuyruğunda uyumak, sakallı fokların şarkısı, zebranın havlaması, kumun çıtırdamaları, karakulakların kulakları, fillerin egemenliği, balinaların suda sıçraması ve boğa antilopunun silueti… Mirket’in ayak parmağının kıvrımını hatırlıyorum. Ganj Nehri’nde yüzmek, Nil’de gemi yolculuğu, Hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve birçok kadının yüzünü hatırlıyorum. Sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…Babalar ile çocuklar hatırlıyorum. Ve tadı hatırlıyorum. Ve şeftalinin kabuğunu soymayı…Herşeyi hatırlıyorum. Fakat geride bırakılanları hiç hatırlamıyorum. Rüyalarını hatırla. Savanna fillerini daha uzun izledikçe, daha fazla dinledikçe, daha fazla açtıkça kim olduğumu hatırlıyorum.  Koruyucu filler, doğa orkestrasının tüm müzisyenleri ile birlikte çalışma isteğimi duyabilir mi?

Filin gözlerinden görmek istiyorum. Adımları olmayan dansa katılmak istiyorum. Dansın kendisi olmak istiyorum. Eğer daha yakına gelir veya daha uzağa gidersen söyleyemem. Yüzüne baktığımda bulduğum huzuru özlüyorum. Eğer şimdi yüzün bana dönerse, kaybolduğunu sandığım yüzü tekrar bulmam belki daha kolay olur, kendimin.

Tüy ateşe, ateş kana, kan kemiğe, kemik iliğe, ilik küllere, küller kara…Balinalar şarkı söylemiyor, çünkü bir cevapları var. Şarkı söylüyorlar, çünkü bir şarkıları var. Sayfada yazılı olan değil, önemli olan, gönülde ne yazılı olduğudur. Haydi mektupları yak ve küllerini kara ser. Nehrin kenarında, bahar geldiğinde ve kar eridiğinde ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön. Ve kapalı gözlerinle mektuplarımı tekrar oku. Bırak kelimeler ve imgeler vücudunu dalgalar gibi yıkasın. Ellerinle kulaklarını kapa ve mektupları tekrar oku. Cennet müziklerini dinle. Sayfa, sonra ki sayfa, sonraki sayfa… Kuşun yolundan uç…Uç…Uç…
 

Şükrü Erbaş


Gizemli bir suskunluğun
Dargın diliyim
Kan gülleri büyütürüm
Sabır saksılarında
Ben hep kendini yiyen
Bir garip deliyim
    *
Öyle çok dokunmak istiyorum ki;
Bana benzeyen yanına!
Acılarına!
*
Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında
Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor
Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz.
- Böyle belirlenmiş sınırlar içinde
Bir iç denetimle, bir dış denetimle
Konuşmasak da eski tadını yitirdi -
Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
- Ah, o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu



Bir Delinin Güncesi

 

Yaralar çoğu kez dilsizdir, ama bir konuştular mı, sesleri korkutucudur ve yalan söylemeyi beceremezler.


Bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde

RÜZGAR
Bu ne yeşil, ne mavi bu, ne sarı? Yolumuzda.
Nasıl koyup gitmeli bu denizi, bu kırları?
Uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı,
Bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?
Bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde.


YAŞARKEN
Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor,
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.
Baksan bir uzaklık var hangi yana,
Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
Varmak istediğim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkıyor.
Gelmedi gün daha çalmadı saat,
Daha uçurmuyor beni bu kanat;
Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
Güneş daha gözlerimi yakıyor.
TİTREK BİR DAMLADIR
Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.
İşlerken hülyama sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyada fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.
Gözlerin kararan yollarda üzgün,
Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.
Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.
Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içinde gam
Eriyen renk olsam ayaklarında
ŞEHRİN ÜSTÜNDEN GEÇEN BULUTLAR
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların,
Belki gidiyor onlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların
Evler, ağaçlar, sular, ben ve bu an
Sanki bulutlarla bir akıyoruz ;
Onların heveslerine uyaraktan
Cenup ufuklarına bakıyoruz.
Biz de hafif olsaydık bu rüzgardan
Yer alsaydık şu bulut kervanında
Güzele ve yeniye doğru koşan
Bu sonrasız gidişin bir yanında !
Dağlara, denizlere, ovalara
Uzansaydık yağarak iplik iplik
Tohumları susamış tarlalara
Bahar, gölge ve yağmur götürseydik
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların,
Gidiyor, gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların
SERENAT
Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi,
Geldim işte mevsim gibi kapına.
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy.
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana,
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.
Şeffaf damlalarla titreyen ağır
Goncanın altında bükülmüş her sak;
Senin için dallardan süzülen ıtır,
Senin için, yasemin, karanfil, zambak.
Bir kuş sesi gelir dudaklarından,
Gözlerin gönlümde açan nergisler,
Düşen bir öpüştür dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.
Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıklarla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy.
SELAM
Uçuyor, duran bir anın havasında
Işıktan kuşları bir akşam seherinin;
Gündüzün geceyle buluşan noktasında
Yaklaşıyor musikisi eteklerinin.

Ve sanki ufkuma baştanbaşa gül rengi
Kanatlarını açmada bir altın devir.
Başlıyor ömrün ve ölümün güzelliği,
Söyleyecek şimdi zaferlerini şiir;

Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden
Selam, senelerce,senelerce evvele,
Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En sevgiliye,en iyiye,en güzele.

Geçmiş bir zamanı kalbim bulmak üzredir,
Tamamlanacaktır yarım kalmış rüyalar;
Ey hafıza cömert memenden beni emzir,
Zengin renklerini ufkuma dök, ey bahar!

Uzattığımız bu tası dolduracak mı
Yine bol sularla akarak o çeşmeler?
Yoksa , hiç bulunmayacak kadar uzak mı
Dudakları öpüşlerle dolu geceler?

Ey pembe akşamların karasevdaları!
Güzelliklerine doyulmamış zamanlar!
Ergen yastığının ateşten rüyaları!
Ey, saf kalbimizde doğmuş ve ölmüş anlar!...

Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En güzele, en iyiye, en sevgiliye
Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden,
Selam,senelerce öteye...
MEKTUP...
Dost dost diye deli derviş gezdiğim,
Bir ağladığım, bir güleyazdığım,
Adını dağa taşa kazıdığım

Benim bir tanem dost, gözümün nuru!
Tutmaz elim, topal ayağım uğru,
Amansız kara bahtımdan ötürü

Kan ter dolandığım yollar gölgesi,
Kara ekmeğimin akça mayası,
Susayınca çağıldak sular sesi,

Ay aydınlığım, gün ışığım, canım,
Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim
Göz yaşımı gözden gizli silenim!

Pek garipçe kaldım köyümde ıssız,
Otsuz ocaksız, akılsız, ayvazsız.
İki elin kanda olsa durma tez

Dağ başını duman almadan beri,
Eyüp sabrım, eyi düşlerim yoru,
Yet bu yana! Avareyim, yet, yürü!
HATIRA
Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
Oydu, bir bakışta tanıdım onu;
Rüyalarıma tayf halinde konan,
Peşime bir korku gibi düşen o.
Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr.
Dolardı aydınlık olup, odama.
Bahçemde süzülür giderdi bahar
Sabahının fecri vururken cama.
Ayakları kumda bırakmadan iz
Yanıma geldiği hep gecelerdi;
Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
Uzak bir maziye dönüp giderdi.
Bir avuç ışıktı incecik yüzü,
Gözleri geceler gibi derindi;
İçine başımın her an düştüğü
Avuçları sudan daha serindi.
Geçerken dün yoldan, ruhumu saran
Bir gölge halinde ve ağır ağır;
Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
Seven ve yaşayan bir hatıradır.



Martin Heidegger - Hannah Arendt


 






yüreğin baş edemediği, birinin varlığının bir kez ömrümüze doğmuş olmasıdır.


Aşkın Celladı


Bir başkasını hiçbir zaman tamamen tanıyamayışımızın bir nedeni de, neleri açığa vuracağımız konusunda seçici oluşumuzdur.



Şimdiki zaman sürekli var ise






Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. 

Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı?








Temel değişiklik senin içinde başlamalıdır

 

Dünya'da yerine gelmeyen en büyük dileklerden biri, karşındakini değiştirmektir. Bunu bugüne kadar hiç kimse başaramamıştır. Bu imkansızdır, çünkü diğeri de kendi doğrularıyla yaşar onu değiştiremezsin. Sorumluluğu karşındakinin üstüne atmaya devam ediyorsun, ama onu değiştiremezsin. Sorumluluğu başkalarına attığın için de asla asıl sorumluluğun sende olduğunu göremeyeceksin. Temel değişiklik senin içinde başlamalıdır. 


Mucizevi Mandarin


 






Oysa insanın bir başkasını küllerinden bile olsa yeniden yaratmak istemesi, sonsuz bir yetki üstlenmeyi, bir tanrı olmayı arzulamasıdır. Bu da onun acı çekmesini ya da ölmesini istemekten daha masum değildir.