5 Şubat 2013 Salı

Git

 

Git, anlayacağın şeylerle uyut kendini, yumuşak seslere gömül. 



Tutunamayanlar

 

Ne yazık onlara ki çıkarlarına dokunulmadıkça doğru yola gitmezler ve Allah’ın kendilerine sunacağı nimetleri bilmezler. Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkara bir fark gözetmeden kötülük ederler. Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar. Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar. Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur. Unutulacaklardır.   Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır.



Olasılıksız

 

"Satranç hayat gibidir" demişti babası.

Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Ayne hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip yine de kazanabilirsin oyunu.

Yani bu geleceği tahmin etmek gibi bir şey mi? diye sordu Caine.

Tahmin etmek imkansızdır . Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.




Kürşat Başar - Hiç Bir Yere Doğru

 

Sana hoşçakal demeye geldim, sen yoksun, iyi ki yoksun..bütün gün sokaklarda, amaçsızca dolaştıktan sonra yapayalnız, boş, hiç dolmayacak bu eve geldim..eski bir daktilonun, plakların, boş bir yatağın insansız, hiç giyimeyecekmiş gibi duran askıdaki elbeselerin resimlerini çektim..bu evde yalnızlığın nasıl olduğunu öğrendim.
Seni çok seviyorum. Ama daha fazla kalamayacağımı hissediyorum..burası beni acıtıyor, sen beni acıtıyorsun çok fazla daha fazla dayanamıyorum..ne zamandır bu ilişkinin beni mutlu etmediğini, edemeyeceğini, daha az mutsuz olmak ve daha az mutsuz etmek için harcadığım onca çabanın da yetersiz kaldığını görüyorum..yalnız olduğum günler deniz kenarında yürürken düşündüklerim bunlardı..çok kısa zamanda bir başka ilişkinin yıllarla gelemeyeceği yere geldik..hem de birlikte yaşamadan birlikte uyanmadan..her seyeyiyle yaşansa belki güzel olcacak bir ilişkinin yalnızca acılarını, imkansızlıklarını, güçlüklerini yaşamak mı yıprattı herseyi, bilmiyorum..kapıda bir anahtar sesi duymak istiyorum senin içeri girmeni istiyorum aynı zamanda hiç girmemeni...ikisini de çok istiyorum, hava karardı, gitmem gerekmiyor ama gitmek istiyorum neden gitmek istediğimi, nereye gitmek istediğimi bilmiyorum..yazarın dediği gibi ’yaşam ilk kez korkutuyor beni’ oysa, ne çok bekleyen var. 


Bekleyenlerle yaşanacak hiçbir şey kalmadığını hissediyorum sanırım bildiğim, tek başıma becerebildiğim pek az şeyden birini yapacağım: 

Yolculuk, Hiç Bir Yere Doğru
 

Bozkırkurdu

 

Yaşam konusunda bir fikrin vardı; içinde bir inanç, bir beklenti yaşıyordu; eylemlere, acılara ve özverilere hazırdın. Ama yavaş yavaş anladın ki, dünya hiç de senden eylemlerde ve özverilerde bulunmanı istemiyor; yaşam, kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir.


Dinler ateşböcekleri gibidir

 
Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.




Şemsiye

 

Şemsiyemin altında yürüyordum.
Yağmur bardaktan boşanıyordu.
İki yanımdan seller akıyordu.
Aklımda aydınlık, güneşli günler,
Umutlar, özlemler, aşklar, denizler,
Yürüyordum şemsiyemin altında.
Mavi bir gök şemsiyemin altında.



Budala

 

Gerçekten de, diyelim, varsıl olmak, iyi bir aileden gelmek, eli yüzü düzgün olmak, fena bir eğitim almamış olmak, aptal olmak, hatta iyi yürekli olmak, ama aynı zamanda hiçbir yeteneği, hiçbir özelliği, hatta hiçbir tuhaflığı olmamak; kendine özgü hiçbir düşüncesi olmamak, tümüyle ve kesinlikle “herkes gibi” olmak… ne çekilmez bir durumdur!