27 Kasım 2012 Salı

Sevgiye Dönüş



* Tanrı hepimizi "Bir" olarak sever.
 * Çözümler sonuçla eş zamanda gerçekleşir. Çözülmemiş hiçbir sorun yoktur. 
 * İnsanların suçları olduğunu düşündüğümüz şeyler onların korkularıdır. Tüm olumsuzlukların kökeninde korku vardır. Biri sizi sevgisizce davranıyorsa korkuyordur. Ve aslında bu da bir sevgi çağrısıdır.
*Yaptığınız hiçbir şey Tanrı'nın gözündeki kusursuzluğunuzu bozamaz. Tanrı sizi şöyle görür: Mükemmel, masum, sevilebilir ve seven.
*Tanrı size günahlarınızdan dolayı kızmaz. çünkü günah diye bir şey yoktur. yalnızca algılama ve idrak hataları vardır.
* Yargılamak Tanrısal bir nitelik değildir. 

* İman etmek: evrenin sizden yana olduğuna ve ne yaptığını bildiğine inanmak. Herhangi bir durumda imanın çözemeyeceği hiçbir şey yoktur.
* Tanrı'ya teslim olmak: O'nun sizi sevdiğini ve gözettiğini kabul etmek. Bir şeyi Tanrı'ya bırakmak onu zihinsel olarak evrenin korumasına ve gözetimine bırakmak demektir.
* Ruhsal teslimiyet sizi değiştirir, daha derin daha çekici bir insan haline gelirsiniz. 

* Sevgiden başka her şey illüzyondur. Aslında affedilecek hiçbir şey yok. Çünkü suç da bir illüzyon.
* Başka insanları değiştiremezsiniz ve tanrı'dan onları değiştirmesini isteyemezsiniz. Ama Tanrı'dan kendi idrakinizi değiştirmesini isteyebilirsiniz.
* Sevginin yok edemeyeceği korku yoktur. Bağışlamanın dönüşüme uğratamayacağı olumsuzluk yoktur.
* Tüm geçmişiniz güzelliği hariç geçip gitmiştir. Işıldama kapasiteniz geçmişi bırakmanızla bağlantılıdır. Geçmişi şimdiye getirdiğinizde tıpkı geçmişteki bir gelecek yaratırsınız.
*Öfkelendiğinizde bastırmanız hiç doğru bir şey değildir. Psikolojik olarak sağlıksız olan spiritüel olarak da sağlıksızdır. En iyisi öfkeli olduğunuzu kabullenip durumu Tanrı'ya havale etmektir.
* Ego sadece korkundur. O sizin yaralı tarafınızdır, kötü tarafınız değil. Ego sahte bir yaşam formudur. ve tüm yaşam formları gibi yaşamanı sürdürmek için savaşır,elinden geleni yapar. Sevgi egonun ölümü demektir.

* Sevgi disiplin ve uygulama gerektirir. Eğitilmemiş bir zihin hiçbir şeyi başaramaz.
* Hiçbir olay zihninizin dışında cereyan etmez.
* Bizim geçmişten getirdiğimiz gölge figürler var ve hiçkimseyi olduğu gibi göremeyiz.
* Sizler günahlarınızın kefareti için acı çekmeniz gerektiğine inanıyorsunuz ama bu doğru değil.


 marrianne williamson



Satranç




Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta. Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla.


Malte Laurids Brigge’nin Notları

Mısralar, birçok insanın söylediği gibi, duygular değildi. Onlar yaşanmış anlardır, deneyimlerdir. Bir mısra yazabilmek için birçok kenti görmeli, insanları ve başka şeylerle birlikte, hayvanları tanımalı, kuşlar nasıl uçuyor hissetmeli, çiçekler sabahın ilk ışıkları ile nasıl açıyor bilmeli.. Düşünebilmeli, unutulmuş yörelerdeki yolları yine anımsamalı, beklenmeyen tanışmaları ve ayrılmaları da. Çocukluğun gizemli günlerini düşünmeli, üzdüğü ana babaları, zor geçen çocuk hastalıklarını da. Sessiz odalarda geçen günleri, deniz kıyısındaki sabahları, evet denizleri, ötelere uğultularla ve yıldızlarla uçup giden geceleri anımsamalı. Bütün bunları düşünmek yeterli değildir. Biri ötekine hiç benzemeyen sayısız aşk da anılarda yer almalı, yeni doğmuşların çığlıkları da, beyazlar içinde uyuyan loğusalar da. Fakat ölüme gidenlere eşlik etmeli, oturmalı onların odalarına açık pencerede, kesik kesik inlemelerini dinlemeli. Hep anılarla dolu olmak da güzel değil. Unutabilmeli onları çok fazla olduklarında. Ve yine gelmelerini beklemeli büyük bir sabırla. Sadece anılara sahip olmak yetmez. İçimize girip kanımıza karıştıkları, bakışımız ve davranışlarımız oldukları zaman, isimsiz ve bizden farksız, işte hiç beklenmeyen o anda bir mısranın bir kelimesi anıların ortasından ayağa kalkar.


Tutunamayanlar


Yaşamak her gün girilen bir imtihan olursa buna kimse dayanamaz başını okşardım. zavallı sevgilim derdim üzülme üzülürdü acıma bankası kuruyorum derdi her ıstıraba bir kura numarası tutunamayanlara öncelik tanınır üzülme selim biraz dinlen buna hak kazandın olduğu yerde yatamazdı dönerdi kımıldanırdı yatışmazdı yaşatmazdı yaşamazdı ben seni sevdim seveli bak ne hal oldum uzanmış yatıyorum dinlen biraz selim kalkardı ellerime sarılır beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma hep kuşkuluydu her zaman kötü bir şeylerin olmasını bekliyordu sonu gelmez benim gibiler için hiçbir şeyin sonu iyi gelmez diyordu açık hava dokunur onlara serin ve nemli güneşsiz yerleri severler kendi kafalarının etiyle beslenirler gözleri aydınlıkta bozulur kendileri gibi olanlardan nefret ederler onları gördükleri yerde kuyruklarıyla sokarlar sonra pis pis gülerler gene de hep birlikte yaşarlar aynı kaba işerler gündüzleri uyuyup geceleri sokağa çıkarlar.

Palyaço





Ağlayan gözler ruhlardaki gökkuşağının zarif bir tebessümüdür, çoğu zaman.
Düşlerini gerçekleştirdiğin...



laedri