Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

16 Kasım 2012 Cuma

Benim Üniversitelerim





Olağanüstü maceralar ve büyük başarılar üzerine hayal kurmayı da öğrenmiştim artık. Hayatımın en zor günlerinde bunun bana çok yararı dokundu. Böylesi günler de fazla olduğu için, gittikçe daha çok hayal kurmaya alıştım. Dışarıdan hiçbir yardım beklemiyordum. Hiçbir mutlu rastlantıya da bel bağlamıyordum. Ama içimdeki direnç gittikçe daha çok güçleniyor; yaşama şartlarım ne kadar zorlaşırsa, kendimi o kadar sağlam ve akıllı hissediyordum. İnsanı insan yapan şeyin, çevreye karşı koyması olduğunu çok erken anlamıştım.

Küçük Prens


Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.
Deseniz ki: "Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı". Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama "yüzbin liralık bir ev gördüm" deyin, bakın nasıl: "Aman ne güzel ev" diye haykıracaklardır."
 Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.
 Acaba bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor? 

Gece Gezen Kediler



Bir kedinin kaç yıldızı var diye
sordular bana Paris’te,
ve ben kaplanlar gibi sürekli
yıldızları gözlemeye başladım:
çünkü çevreyi izleyen iki göz
nabız atışlarıdır Tanrı’nın
kedinin soğuk gözlerinde gizlenen,
iki yıldırım fışkırır birden.
Ama bir yıldız, kuyruğudur
tüylerini kabartmış bir kedinin
ve taştan bir kaplanın,
Antofagasta’nın, kara gecelerde dolanan.
Koyu gecesi Antofagasta’nın
yükseliyor köşelerden
büyük bir yenilgi gibi
toprak yiterken
ve yadsınamaz bu, çöl
öbür yüzüdür gecenin,
öyle sonsuz, bilinmeyen,
yıldızların hiçliği gibi.
Ve kaldırılan iki kadehteki
pırıldar mineraller.
Hiç kedi görmedim çölde:
aslında, hiç
uyumadım birisiyle
ama gecenin kumlarıyla uyudum,
çölün coğrafyasında
ya da yıldızlarla uzaydaki.
Çünkü onlar
hem küçük buluşlarımdır
ve hem de buluşlarım değildirler.

Erken Kaybedenler




Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. o kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder.



Cüce



Kendini bu denli suçlu ve hiç bulma çabanı, bu öğretinin; kendini aşağılayarak eşitlik kurma öğretisinin, nasıl da en yüce insani değer olduğuna inandırıldığını düşünüyorsun!

Bulutlar





Bulutlar: Kuşların konuşma balonu


Elif



Eğer günün birinde buz gibi bir rüzgar eserse;sen de benim için dostluk ateşini yakacaksın.

Balık izlerinin sesi



Terlemeyi, hapşırmayı, hatta horlamayı ve gülmeyi olumsuzlamayan normal insan kültürleri, ağlamayı bir zayıflık ve zavallılık, ağlamaya direnmeyi güçlülük olarak görmüşlerdir. Ve normal erkekler, zayıf ve zavallı yanlarını göstermekten çok korkarlar. Halbuki normal erkeklerin hep güçlü görünmek zorunluluğu gibi çok zayıf bir yanları vardır...

Ölü Bir Deniz Yıldızı


 
Ey sonbahar! ey düşsel yolculuk! seni
Dolaştım yaz sıcaklarında bekledim
Duydum ki benim değildi artık doğanın
Kalbiydi uçurumlar toplamı kalbim.

De bana anlat bana öyleyse neden hatırlıyorum onu
O fırtına kuşunu gölgesini yere düşüren
Gittiydi geldiği yere uzaklığına
Döner mi bir daha dönmez mi bilmem
Yüklenip yittiydi gözden onca çırpınışları
Ne sevinç bıraktıydı içimde ne keder ne acı
Bir sen kalmıştın sen ey sonbahar ilimi dörtnala gelen
Bir atın kalkışı gibi kalkıp da gözlerimden.

Parlar ki şimdi arasıra geceleri

Diplerde derinlerde yalnızlığımda
Ölü bir deniz yıldızıdır mutluluk
O nedensiz mutluluk olsa da olur olmasa da.


Kinyas ve Kayra


"Seni anlıyorum" demek büyük bir yalandır kocaman bir yalan..Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz bu dünyada..var olan en sağlam zırh,insan vücududur içindekileri en iyi saklayan kasa o'dur..koridorlarında birikenlerin kokusunu bile yaymaz dışarıya. deliliğin kokusunu,anormalliğin kokusunu duyamazsın yanında gazete okuyan adamın,otobüs durağında. sadece gördüklerin vardır.
Beş duyunun algıladığı kadar anlarsın aileni,sevgilini,çocuğunu.dolayısıyla herhangi bir şeyi,birini anladığına,ama gerçekten anladığına emin olmak,sarıldığında arkasında ellerini kavuşturabilecek kadar o şeyi ya da kimseyi anlamak olağanüstü bir durumdur.ve çok zaman isteyen,sözkonusu olağanüstü ilişki için,olağanüsü bir insan olmak gerekir.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor



Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.