Kültür Sanat Edebiyat

Kültür Sanat Edebiyat
KÜLTÜR okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir. SANAT güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. EDEBİYAT Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa mûsıkî gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Şeytanın Saati






 Benim büyülü silahlarım müzik, ay ışığı ve düşlerdir. Ne var ki müzik denince sadece çalınan değil, sonsuza dek çalınmadan kalacak müzik de anlaşılmalıdır. Ay ışığı derken, sadece aydan gelen ve ağaçların gölgelerini uzatan ışıktan söz ettiğim sanılmamalıdır; güneşin dışlamadığı ve nesnelerin aldatıcı görünümlerini güpegündüz karartan başka bir ay ışığı da vardır. Her zaman kendisi olarak kalan tek şey düşlerdir. Onlar bizim, içine doğduğumuz, her zaman doğal ve kendimiz kaldığımız parçalarımızdır.



Acıya Kurşun İşlemez

 




Acıya kurşun işlemez artık
Biz yaşamayı zulümsüz sevdik

 

Akşam Türküleri







Beyaz bir gün üstüme kapanıyor
Yeşilini süze süze ormanların
Ah deniz dipleri neredesiniz
Derin deniz dipleri

Acının El Yazısı




Ben ki bir yıkıntınım senin, senin büyüttüğün 
Acının el yazısında

Daktiloya Çekilmiş Şiirler








Dinle susturduğun geceyi.
Silmek ve bilmek artık
Görevin tutmamak arzuyu senin olmayan
dokunmalar ve umarsız bakışınla,
Çünkü zaman ben'im, yaralıyım.

Cesur Yeni Dünya




Mutluluk ve erdemin sırrıdır -yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.

Delikanlı



Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor.


Yalnızın Durumları


 
I. 
Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin. 

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin. 

Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep.
Düşünemezsin. 


II.
Yanar
Sobasında
Yalnızın
Üşüyen
Bakışları. 

Lambasında
Karanlığa donuk
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük. 

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük. 


III.
Yalnız
Bin yıl yasar
Kendini
Bir anada. 


IV.
Yalnızn
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbiredir. 


V.
Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde 

 Sonsuz savaşlarında
Hep yenen
Kendi ordusunu. 


VI.
Yalnızın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arara.
Biri bulsa diye. 


VII.
Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.
Ayrıca;
Hem efendisi
Hem kölesidir
Kendisinin 

Tadını çıkaramaz
Görecesiz dünyasında
Hiçbirinin 


VIII.
Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü. 


IX.
Sözünde durması
Yalnızın yalancılığıdır
Kendisine. 

Hep yüzüne vurur utancı.
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden. 


X.
Yalnızın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna. 


XI.
Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna. 


XII.
Yalnız
Kendi bencinin
sen’idir.  


XIII.
Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile. 


XIV.
Hep susadığında
O
Kendi çölündedir. 


XV.
Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen
Ne de dinleyebilen. 

Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen. 


XVI.
Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da...Yoğurur hüzünün çamurunu
Avuçlarında. 


XVII.
Yalnız
Aranan tek görgü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının... 

Her duruşması ertelenir
Kavgasının. 


XVIII.
Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin. 

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin. 


XIX.
Yalnızın adı okunduğunda
Okulda ya da yasamda
Kimse
'Burda'
diyemez ..
Ama
Yok da.. 


XX.
Uykunun duvarında başladı...
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yun gibi. 

Ama simdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi 


XXI.
Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun koru
Dur 

Ölür ölür ölür
Öldürür öldürür öldürür 

 Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür. 


XXII.
Yalnızın adına
Hiç kimse konuşamaz.. 

O
Kendi kendisinin
Sanığıdır. 


XXIII.
Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları 

Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları. 


XXIV.
Her leke
Kendisiyle çıkar. 


Ayın En Çıplak Günü







Onu hala seviyor musun? Dedi: Onu hiçbir zaman sevmedim ben. Benim için sevilmek önemlidir. Bir erkeğin sevgisi besler beni. Kendimden başkasını sevemedim ben.

Kendini beğenmişlik en gururlu olduğunda, "nezaket" onun maskesidir



*Kanmışlıklar, doğruluğun yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.
*Pek çokları çıktıkları yol konusunda inatçıdır. Pek azları erek konusunda.
*Yılanın ilkin büyüyüp ejderha haline gelmesi gerekir ki birisi onunla kahraman olabilsin.
*Kendinden hiç sözetmemek çok soylu bir -ikiyüzlülüktür.
*Doğrunun söylenmez, kendine en az sözcüyü tehlikeli olduğunda bulmaz -sıkıcı olduğunda bulur.
*Kişinin koyacak çok şeyi olunca, bir günün yüz cebi vardır.
*Kötü işiten hep işittiğine bir şeyler ekler.
*Kişi en büyük ezilme tehlikesiyle tam da bir arabadan kaçındığı zaman karşılaşır.
*Beklemek ahlaksız kılar.
*Kötü belleğin yararı, kişiyi aynı iyi şeylerin tadına birkaç defa ilk kez vardırmasındadır.
*Bir meslek yaşamın korsesidir.
*Kişi, iyi bir babası olmamışsa, bir tane edinmelidir.
*Kişi düzenli çalışmayı hiç öğrenmemişse, can sıkıntısı duymaz.
*Bazı erkekler, karılarının baştan çıkarılıp kaçırılmasına üzülürler; bir çoğu da kimsenin onları baştan çıkarmak istemeyişine.
*Yürekli insanları bir eylemde bulunmak için ikna etmek, o eylemi olduğundan daha tehlikeli göstermekten geçer.
*Ne yapacağını bilmeyen insanlara yardımcı olmanın en iyi yolu, onları kararlılıkla övmektir.
*Hayalci, doğruyu kendine karşı yalanlar, yalancı ise başkalarına karşı.
*Deha nedir? Yüksek bir ereği ve ona ulaşmanın araçlarını istemek.
*Kişi, ışığını karartmayı da bilmelidir, böceklerden ve hayranlardan kurtulmak için.
*Onların arasında seni aşağı bir düzeye indiriyor, senin kuraldışılıkları belirlemeye çalışman; onlarınsa, kuralları.
*Kişi, sürüyü "çok yaşa" diye bağırmaya ancak şehre eşek sırtında girerse getirebilir.
*İzleyicilerimizin asla bağışlamayacakları bir şey, kendimize karşı çıkmamızdır.
*Kişi dikkat etmelidir ki zamansızca keskin olmasın; yoksa zamansızca -ince hale gelir.
*Kendini beğenmişlik en gururlu olduğunda, "nezaket" onun maskesidir.
*Şaka, bir duygunun ölümünün mezar yazıtıdır.
*Yapıtın ağzını açınca sen kendi çeneni tutmalısın.
*Aşırıya kaçmanın anası neşe değil, neşesizliktir.
*Altın olan her şey parıldamaz: bunun için fazlaca narindir.
*En tehlikeli üye, eksikliği tüm partiyi yokedecek üyedir -yani en iyi üye.
*İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar, daha iyi görmek için değil, daha iyi parıldamak için.
*Her sözcük bir önyargıdır.
*Erdem uyumuşsa deha zinde kalkar.
*En şakacı yazarlar belli-belirsiz bir gülümseme uyandırırlar.
*Kişi suçunu bir başkasına itiraf edince, unutur.
*Rakibini öldürmek isteyen, iyi düşünmeli, tam da bunu yapmakla onu ölümsüzleştirebileceğini.
*Teselli arayana en iyi gelen teselli, onun durumu için hiçbir teselli bulunmadığı savıdır.
*Kendini düşmanın içine atmak korku ve korkaklık göstergesi olabilir.
*Kendinden çok söz etmek, kendini gizlemenin de bir yoludur.
*Soğuk insanların budalalıkları olduğuna inanılmaz.
*Bütün yargılayanların gözünden bir cellat bakar.
*Kendini görmezden gelmek -iyi görmek için gereklidir.
*"Kahraman neşelidir" -bu şimdiye kadar trajedi yazarlarının gözünden kaçtı. 

Fight Club


replik...
Yaptığın iş değilsin...Cüzdanındaki para, sırtındaki üniforman ya da sana bugüne kadar değer verilmesini sağlayan diğer özelliklerin.Aslında bunların seninle hiçbir ilgisi yok...Kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi güzel ve eşsiz mi hissediyorsun? Sen aslında hiçbir şeysin.Çünkü sahip olduğun varlıklar gün gelip sana sahip olmaya başlarlar.Sonra ne mi olur? Önce uyuyamamaya başlarsın.Ardından çevrendeki her şeye yabancılaşmaya...Aslında gördüğünü zannettiklerinin görülmediğini ve sandıklarının da apaçık ortada olduğunu fark edeceksin...

Mutluluk Yolu

MUTLULUK PEŞİNDE
Mutluluğu fethetmek istiyorsanız, bakın neler yapacakmışsınız...
1- Yaşamdan tat alma duygunu geliştir. (Kimin itirazı olabilir? Yaptığın her ne ise, zevk alarak yap. Hiçbir şeyi öylesine yapma. Hücrelerinde hisset, keyfine var...)
2- Sevecen ol. İnsanlara sevgiyle yaklaş, karşılık da bekleme. (Bu da güzelmiş. Özellikle de karşılık beklemeden bir şey yapmak...)
3- İyi anne-baba ol. (A bu süpermiş diyorum. “Çok iyi bir yönetici oldum, patron oldum, lider oldum ama iyi bir baba olamadım” lafları beni üzüyor. Birinin dünyaya gelmesinde bir sorumluluğun varsa, kaçarın yok, iyi anne-baba olacaksın. Ötesi, berisi, öyleydisi, böyleydisi yok.)
4- Çok yönlü, ilginç, yaratıcılık isteyen bir iş yap. (Bu da doğru. Yaptığın iş, içini şişiriyorsa, mutlu olamıyorsun! Bazen lüks olabilir ama insan mutlu olacağı işi aramaktan vazgeçmemeli.)
5- Birbirinden farklı küçük ilgi alanları geliştir. Günlük yaşamına çeşitlilik kat. (Doğru. Ne kadar çok çeşitli, küçük küçük mutluluk alanın, ilgi alanın varsa, zaman o kadar kolay kayıp gidiyor. Mutluluk zamanı unutmaksa, işte fırsat...)
6- Mücadele ile teslimiyet arasında denge kur. Elinden geleni yap, geri kalanı gelişmelere bırak. (Değiştiremeyeceğin şeyler için ısrar etmek, mutsuzluktan başka bir şey getirmez. O zaman teslim ol. Ama değiştirebileceğin şeyler için de mücadeleye devam et...)


DAHASI VAR
Mutsuzluğu yenmek istiyorsanız:
1- Adaletsizliğe uğramışlık duygusunu abartma. Kendini gözünde fazla büyütme. Başkalarının sana olan ilgisini de. (Bu da müthiş bir tespit! Kurban psikolojisinden kurtul. Kendini çok ciddiye alma, övgülere de çok yüz verme.)
2- Başkalarının hakkında ne düşündüğünü fazla önemseme. (Haklı. Çünkü özellikle dışarıdan gelen övgüleri abartırsan, kendi gerçeğinle ilişkini kopartmış oluyorsun. Kendini olmadığın bir şey zannetmeye başlıyorsun, en kötüsü de bu. Bu, bırak mutlu olmayı, kendine zarar vermeye başladığın an...)
3- Suçluluk ve utanç duygularıyla mücadele et. (Evet, insanı mutsuz eden duygular onlar. Kurtulabilirsen ruhunu önemli ölçüde özgürleştirmiş oluyorsun. Benim mesela bu maddeye çalışmam lazım, bitmez tükenmez suçluluk duygularımdan kurtulmam lazım.)
4- Endişelerini ve korkularını somutlaştır ve “Olabilecek en kötü şey ne?” diye sor kendine. (Bu da insanı iyi hissettiren bir şey. Herkese tavsiye ederim: Stresten ölüyor musun, bir dur ve dedi ki kendine, “Yetiştiremezsem/ yapamazsam/ başaramazsam en kötü ne olur?” İşte bu sorunun cevabı, insanı
rahatlatıyor. Çünkü “Çok da katlanılmayacak bir şey değilmiş” dedirtiyor...)
5- Kıskançlık değil hayranlık duygusunu geliştir. Kendini başkalarıyla kıyaslama. (Artık neredeyse herkesin tecrübesiyle sabit ki, kıskanmak insanı mutsuz eden bir şey. Kendini başkalarıyla kıyaslamak da öyle. Ne birilerinin senden eksikliği, ne de birilerinin senden fazlalığı seni etkilememeli, etkilerse gücünün doruğuna ulaşamazsın. Başkalarını bırak, kendinle uğraş, kendi kabiliyetlerini arttır.)
6- Can sıkıntısı ve heyecan konusunda hayatında denge kur. (Ne sürekli can sıkıntısıyla yaşanır, ne de sürekli heyecan haliyle. En iyisi, bu ikisinin denge durumudur.)
7- Rekabet yarışlarından uzak dur. (Rekabet de insanı mutsuz eder, birini geçmek için uğraşma, sen kendini geçmeye çalış.)
8- Kendini melankoliye kaptırma. (Söylenecek çok fazla şey yok, kaptırma...)